ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 27  Issue : 2  Year: 2021

Epilepsi: 27 (2)
Volume: 27  Issue: 2 - 2021
Hide Abstracts | << Back
EDITORIAL
1.Editorial
Seher Naz Yeni
Page V

RESEARCH ARTICLE
2.Evaluation of Dose-Dependent Effects of Nesfatin-1 in Pentyleneterazole Induced Seizures in Mice
Özlem Ergül Erkeç
doi: 10.14744/epilepsi.2020.05706  Pages 73 - 77
GİRİŞ ve AMAÇ: Nöropeptidlerin, beyinde inhibitör ve eksitatör sistemler üzerine güçlü modülatör etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Serum nesfatin-1 düzeylerinin epileptik hastalarda ve deneysel epilepsi modellerinde arttığı bildirilmektedir. Bununla birlikte, nesfatin-1 uygulamasının akut pentilentetrazol (PTZ) indüklü nöbetler üzerindeki etkileri bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, nesfatin-1’in farelerde PTZ-indüklü akut nöbet modelinde doza bağımlı etkilerini araştırmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu amaçla yetişkin erkek fareler altı gruba dağıtıldı: (1) Kontrol, (2) PTZ, (3, 4, 5, 6) PTZ+Nesfatin-1 (1, 10, 20 veya 40 μg/kg, i.p). Kontrol grubundaki farelere sadece serum fizyolojik (SF, 1 ml/kg, i.p) uygulandı. Deney gruplarına nesfatin-1 veya SF uygulandı. Nesfatin-1 veya SF enjeksiyonundan otuz dakika sonra, epileptik nöbetleri indüklemek için tüm deney gruplarına PTZ (80 mg/kg, i.p) enjekte edildi. PTZ enjeksiyonundan sonra ilk miyoklonik jerk (İMJK), jeneralize klonik nöbetler (JKN) ve tonik jeneralize ekstensiyon (TJE) latansları ve TJE süresi belirlendi.
BULGULAR: Gruplar arasında İMJK, JKN, TJE latansları ve TJE süresi bakımından anlamlı fark bulunmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Nesfatin-1, tüm dozlarda antikonvülsan veya prokonvülsan etki göstermedi. Sonuç olarak, verilerimiz nesfatin-1 uygulamasının farelerde PTZ (80 mg/kg) ile indüklenen akut nöbetler üzerinde anti / pro-konvülsan etkisi olmadığını göstermiştir.
INTRODUCTION: It is well known that neuropeptides have powerful modulator effects on inhibitory and excitatory systems in the brain. Serum nesfatin-1 levels are reported to be increased in epileptic patients and experimental models of epilepsy. However, the effects of nesfatin-1 administration on acute pentylenetetrazole (PTZ)-induced seizures are unknown. The aim of this study is to investigate the dose-dependent effects of nesfatin-1 in PTZ-induced acute seizure model in mice.
METHODS: Animals were divided into six groups: (1) Control, (2) PTZ, (3, 4, 5, 6) PTZ+Nesfatin-1 (1, 10, 20 veya 40 μg/kg, i.p). Physiological saline (PS, 1 mL/kg, i.p) was administrated to the mice in the control group. Nesfatin-1 or PS was administered to the experimental groups. Thirty minutes after injection of nesfatin-1 or SF, PTZ (80 mg/kg, i.p) was injected into all experimental groups to induce epileptic seizures. Latencies of the first myoclonic jerk (FMJ), generalized clonic seizures (GCS), and tonic generalized extension (TGE), and duration of TGE were determined after PTZ injection.
RESULTS: No significant difference was found between the groups in terms of latencies of FMJ, GCS, TGE, and duration of TGE.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Nesfatin-1 did not show anti or pro-convulsant effects at all doses. In conclusion, our data demonstrated that nesfatin-1 administration had no anti/pro-convulsant effect on PTZ (80 mg/kg) induced acute seizures in mice.

3.The Impact of The Coronavirus Disease 2019 Outbreak on The Quality of Life of Patients with Epilepsy
Zeynep Bastuğ Gül, Rabia Gökçen Gözübatık Çelik, Mina Üzülmez Yıldız, Sena Aksoy, Serap Ruken Teker, Başak Tüzün Mutluer, Figen Varlıbaş, Mehmet Gül, Aysun Soysal, Hayrunisa Dilek Ataklı
doi: 10.14744/epilepsi.2021.02986  Pages 78 - 84
GİRİŞ ve AMAÇ: Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) salgınının epilepsi hastalarında yaşam kalitesi (QOL) üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: 2019 Ekim ve Kasım aylarında hastanemize başvuran toplam 104 epilepsi hastasının yaşam kalitesi epilepside yaşam kalitesi-31 (QOLIE-31) anketi ile değerlendirildi. Bu değerlendirmeler, salgının epilepsi hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini değerlendirmek için Temmuz 2020 ve Ağustos 2020’de aynı hasta grubunda tekrarlandı. Hastaların verileri SPSS de analiz edildi.
BULGULAR: Pandemi döneminde genel skor (overall scor) değerleri pandemi öncesi döneme göre anlamlı olarak azaldı (p=0.049). Alt skorların çoğu pandemi ile kötüleşmesine rağmen, en önemli bozulma duygusal iyilikte gözlendi (p=0.021). Pandemi döneminde nöbet sıklığı artan 6 hasta (%5.8) vardı. Çok değişkenli analizde, COVID-19 sırasında nöbet sıklığında bir artışı öngören tek parametre genel skordu. Genel skor, eğitim seviyesi ile pozitif korelasyona sahipti. Hastalık süresi, yaş, medeni durum ve kullanılan ilaç sayısı ile hastaların genel skoru arasında negatif korelasyon olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: COVID-19 salgını, epilepsili hastalarda yaşam kalitesi üzerinde önemli bir bozulmaya neden olmaktadır. COVID-19 gibi salgın hastalıklar sırasında klinisyenler psikososyal faktörleri dikkate almalıdır. Epilepsi hastalarında sadece nöbetleri kontrol altına almak için değil aynı zamanda ruh sağlığı ve yaşam kalitesinde bozulmayı önlemek için önlemler alınmalıdır.
INTRODUCTION: We aimed to investigate the effects of the coronavirus disease 2019 (COVID-19) outbreak on the quality of life (QOL) of patients with epilepsy.
METHODS: A total of 104 epilepsy patients admitted to our hospital during October and November of 2019 were evaluated for their QOL using the QOL in Epilepsy-31 questionnaire. These assessments were repeated in July 2020 and August 2020 to evaluate the impact of the epidemic on the QOL of epilepsy patients in the same group. The data of the patients were analyzed in SPSS.
RESULTS: During the pandemic period, overall score values decreased significantly compared to the pre-pandemic period (p=0.049). Although most of the subscores worsened with the pandemic, the most significant deterioration was observed in emotional well-being (p=0.021). There were six patients (5.8%) whose seizure frequency increased during the pandemic period. In the multivariate analysis, the only parameter that predicted an increase in seizure frequency during COVID-19 was the overall score. Overall score had a positive correlation with educational level. Disease duration, age, marital status, and number of drugs used were found to be negatively correlated with the overall score of the patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The COVID-19 epidemic causes a significant deterioration in QOL in patients with epilepsy. During epidemics such as COVID-19, clinicians should consider psychosocial factors. In patients with epilepsy, measures should be taken not only to control seizures but also to prevent deterioration in mental health and QOL.

4.Physical Activity, Anxiety, and Seizure Frequency in Epilepsy: The Results of the First 3 Months of the Coronavirus Disease 2019 Pandemic
Burçin Aktar, Birgül Balcı, Sevgi Ferik, Ibrahim Öztura, Barış Baklan
doi: 10.14744/epilepsi.2021.67689  Pages 85 - 90
GİRİŞ ve AMAÇ: Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) pandemisi dünya genelinde sıra dışı bir deneyimdir, fakat ulusal çapta uygulanan sokağa çıkma yasağının epilepsili hastalarda fiziksel aktivite, anksiyete ve nöbet sıklığı üzerine etkisi bilinmemektedir. Biz, ulusal düzeyde uygulanan sokağa çıkma yasağının ilk üç aylık döneminde epilepsili hastaların fiziksel aktivite, anksiyete ve nöbet sıklığının etkilenip etkilenmediğini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 47 epilepsi hastası katıldı. Fiziksel aktivite düzeyini değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (UFAA; metabolik eşdeğer [MET]-dk/hafta) kullanıldı. Hastaların anksiyete düzeyi Yaygın Anksiyete Bozukluğu 7 (YAB-7; skor) ile değerlendirildi. Hastalar, UFAA ve YAB-7 sorularını telefon görüşmesiyle cevapladı.
BULGULAR: Hastaların toplam UFAA (MET-dk/hafta) skorları ulusal çapta uygulanan sokağa çıkma yasağı sırasında azalırken, oturma süreleri (dk/gün) arttı (p<0.001). YAB-7 skorlarına göre, 18 (%38.3) hasta minimal anksiyete düzeyine sahipti ve sadece 4 (%8.5) hasta ciddi anksiyete düzeyindeydi. Nöbet sıklığında değişim olmadığı 44 (%93.6) hasta tarafından raporlandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: COVID-19 pandemisinde uygulanan ulusal çapta sokağa çıkma yasağı nedeniyle ortaya çıkan fiziksel inaktivite ve anksiyete, epilepsili hastaların iyilik hali üzerine yıkıcı etkiye sahip olabilir. Hastaların mental ve fiziksel sağlığını iyileştirmek için ev tabanlı fiziksel aktivite programlarına katılmaları teşvik edilmelidir.
INTRODUCTION: The coronavirus disease 2019 (COVID-19) pandemic is an extraordinary experience around the world; however, its effect on physical activity, anxiety, and seizure frequency remains unknown among epilepsy patients in the time of the national lockdown. We aimed to investigate whether the physical activity, anxiety, and seizure frequency were affected during the national lockdown of the first 3 months in patients with epilepsy.
METHODS: Forty-seven epilepsy patients participated in this study. The International Physical Activity Questionnaire-Short Form (IPAQ-SF; metabolic equivalent [MET]-min/week) was used to measure physical activity level. Patients’ anxiety was assessed with the Generalized Anxiety Disorder 7-item (GAD-7; score). The patients answered the IPAQ-SF and GAD-7 questions through telephone interviews.
RESULTS: The total IPAQ-SF (MET-min/week) scores of patients decreased during the national lockdown compared to pre-lockdown period, while the daily sitting time (min/day) increased (p<0.001). According to the GAD-7 scores, 18 (38.3%) patients had minimal, and only 4 (8.5%) patients had severe anxiety during the lockdown. No changes in seizure frequency were reported by 44 (93.6%) patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The presence of physical inactivity and anxiety due to the national lockdown in the time of COVID-19 pandemic can have a detrimental effect on the well-being of epilepsy patients. Patients should participate to the home-based physical activity programs to enhance both their mental and physical health.

5.Acute Pain Perception in Patients with Psychogenic Non-Epileptic Seizures and its Relationship with Mood Disorders
Bengi Gül Türk, Gözde Akbaba, Seher Naz Yeni
doi: 10.14744/epilepsi.2020.42713  Pages 91 - 95
GİRİŞ ve AMAÇ: Depresyon ve anksiyete hastalarında ağrı cevabının daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Psikojenik epileptik olmayan nöbetleri (PNES) olan hastalarda da yüksek ağrı yanıtları olduğu bildirilmiştir. Bununla birlikte, bu çalışmalar sayıca sınırlıdır ve esas olarak kronik ağrı algısına odaklanmıştır. Çalışmamızda, PNES hastalarında çocukluk travmaları ile birlikte anksiyete ve depresyon düzeylerini ve akut ağrı algısını araştırmayı amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamıza toplam 100 cinsiyet ve yaş uyumlu PNES hastası ve 50 sağlıklı kontrol dahil edildi. Tüm katılımcılara Beck Depresyon Envanteri (BDI), Beck Anksiyete Envanteri (BAI) ve Çocukluk Çağı Travma Anketi (CTQ-28) uygulandı. Ağrı algısı da katılımcılar oturmuş pozisyondayken tansiyon manşetiyle giderek artan basınç uygulanarak değerlendirildi. Gerilim yaklaşık 180 mmHg iken katılımcılardan ağrılarını görsel analog skala (VAS) kullanarak değerlendirmeleri istendi.
BULGULAR: Çalışmamızın başlıca bulguları şöyledir: (i) BDI ve BAI skorları PNES grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek saptanmıştır; (ii) VAS skorları PNES grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek tespit edilmiştir; ve (iii) PNES grubu arasında BAI skorları VAS skorları ile korele saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Depresyon ve anksiyete PNES’e eşlik eden komorbiditelerdir. Yüksek anksiyete düzeyine sahip PNES hastalarında ağrı yanıtı daha yüksek saptanmıştır.
INTRODUCTION: It has been found that pain response is higher in patients with depression and anxiety and also found higher in the patients with psychogenic non-epileptic seizures (PNES). However, these studies are limited in number and they are mainly focused on the chronic pain perception. We aimed to investigate anxiety and depression levels and the perception of acute pain along with childhood traumas among the patients with PNES.
METHODS: In our study, a total of 100 gender- and age-matched patients with PNES and 50 healthy controls were included in the study. The beck depression inventory (BDI), the beck anxiety inventory (BAI), and the childhood trauma questionnaire-28 were applied to all the participants. Pain perception was also evaluated by applying gradually increasing pressure with tension cuff while the participants were in a seated position. While the tension was about 180 mmHg, the participants were asked to evaluate their pain using the visual analog scale (VAS).
RESULTS: The major findings of our study are as follows: (i) The BDI and BAI scores were significantly higher in the PNES group than in the control group; (ii) VAS scores were significantly higher in the PNES group than in the control group; and (iii) among the PNES group, BAI scores were correlated with VAS scores.
DISCUSSION AND CONCLUSION: PNES is experienced by a heterogeneous patient group, and its underlying factors are still not well described. Depression and anxiety are common accompanying factors, and the pain response is higher in patients with PNES with high anxiety levels.

6.Investigation of Behaviors of the Epilepsy Patients’ Relatives During Seizure and its Association with Their Knowledge Regarding Epilepsy
Zerin Özaydın Aksun, Aytaç Yiğit
doi: 10.14744/epilepsi.2020.43660  Pages 96 - 101
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi hastalarının yakınları, epileptik nöbet sırasında hastalarına yardım etme niyetiyle müdahale etme eğilimindedir. Genellikle tıbbi bir bilgiye dayanmayan bu davranışlar, fayda sağlamaktan çok hastaya zarar verebilir. Bu çalışma, epilepsi hastalarını ve yakınlarını bilgilendirmek için bir temel oluşturmak için nöbete müdahale davranışlarını araştırmayı amaçlamıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada, dahil olma kriterlerini karşılayan hasta yakınlarına tarafımızca düzenlenen bir anket uygulanmıştır.
BULGULAR: Katılımcıların 20’si kadın, 3’ü erkek olup ortalama yaş 42 idi. Olayın sara/epilepsi olduğunu düşünen 4 kişi vardı. Katılımcıların %47.8’i daha önce bir nöbet görmüş olduklarını belirtti. Yapılan işlemler hastaya veya çevreye müdahale olarak ayrıldığında, %52.2’si çevreye, %47.8’i hastaya müdahale etmeyi seçti. Katılımcıların yaklaşık yarısı ‘’epilepsi bir beyin hastalığıdır’’ dedi ve hiçbiri epilepsiyi büyü veya doğaüstü bir güç ile ilişkilendirmedi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bizim çalışmamız nöbet tanıklığına ilişkin sorulara dayandığından ‘’nöbet sırasında ne yaptınız’’ sorusuna yanıtlar arandı. Hasta yakınlarının yaklaşık yarısının (%47.8) hastasına müdahale etmeyi seçtiğini düşünürsek, yapılan müdahalelerin zarar verme potansiyeli olabileceği göz önüne alındığında toplumun bilgilendirilmesinin ne kadar önemli olduğu sonucu anlam kazanmaktadır.
INTRODUCTION: Relatives of epilepsy patients tend to intervene their patients during epileptic seizure with an intention to help them. Usually not based on a medical knowledge, these behaviors may harm the patient rather than providing benefit. This study aimed to investigate interventional behaviors to the seizure to build a base for informing epilepsy patients and their relatives.
METHODS: In this study, a questionnaire prepared by us was applied to the participants who met the inclusion criteria.
RESULTS: A total of 23 subjects, consisting of 20 females and three males, participated to the survey. Mean age of the participants was 42. There were four patients who thought the event to be epilepsy. The percentage of participants who declared that they observed a seizure before was 47.8%. When the interventions were grouped, it found that 52.2% of participants intervened to the surrounding, while 47.8% intervened to the patient. About half of the participants said “epilepsy is a brain disorder.” No participants associated epilepsy with magic or supernatural power.
DISCUSSION AND CONCLUSION: As our study based on questionnaire about witnessing a seizure, we sought answers to the question of “what you did during the seizure.” Approximately half of the relatives of the patients (47.8%) chose to intervene in their patients; the conclusion that it is important to inform the society becomes meaningful when considering that the interventions may have the potential risk to their patients.

7.Awareness About Abuse of Parents Who Have Children with Epilepsy
Selin Söyünmez, Yeşim Zülkar, Fatma Dilek Turan, Ayşegül İşler Dalgıç
doi: 10.14744/epilepsi.2020.50023  Pages 102 - 112
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi hastalığı olan 4–6 yaş grubu çocuğa sahip ebeveynlerin istismar farkındalık düzeylerini ve ilişkili durumları belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, 15 Ocak 2019–10 Mart 2020 tarihlerinde Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Çocuk Nörolojisi Polikliniği ve Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Kliniği’ne başvuran, epilepsi hastalığı olan çocuğa sahip 204 ebeveyn ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, literatür doğrultusunda oluşturulan anket formu ve “Ebeveynlere Yönelik İstismar Farkındalık Ölçeği” ile elde edilmiştir. Ölçek puanlarının yüksek olması, ebeveynlerin istismar farkındalık düzeylerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Klinik Araştırmalar Etik Kurul onayı, kurumlardan ve ölçek sahibinden yazılı izin, ebeveynlerden aydınlatılmış onam alınmıştır.
BULGULAR: Araştırmaya katılan epilepsi hastalığı olan çocuğa sahip ebeveynlerin %89.2’si annedir. Ebeveynlerin istismar farkındalık puanları 56.911±4.714’tür. Babaların ve kız çocuğa sahip ebeveynlerin istismar farkındalık düzeyleri daha yüksektir. Çocuğun zihinsel yetersizliği arttıkça (hafiften ağıra doğru) ebeveynlerin istismar farkındalık düzeyleri de artmaktadır. İstismar farkındalık düzeyleri yüksek olan ebeveynler riskli kişileri tanıdık, komşu, yabancı, riskli ortamları eğitim kurumları, misafirlik, toplu-taşıma riskli durumları çocuğun nöbeti, yaşı, zihinsel yetersizliği, istismarcının alkol-madde kullanımı olarak tanımlamışlardır. Önlemede önemli görülen meslekler öğretmen, psikolog, polis iken istismar durumunda ilk başvurulacak yollar jandarma, savcılık, polis olarak ifade edilmiştir.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Türk kültüründe önemli eylem-ortamların, istismar riski oluşturması güven kırıcıdır. Ayrıca ebeveynler tarafından eğitim kurumlarının riskli bulunması ve istismarın önlenmesinde sağlık profesyonellerinin ifade edilmemesi dikkat çekicidir. Sağlık profesyonelleri eğitici ve danışman rolleri ile çocuk ve ebeveynlerini istismar konusunda bilgilendirmelidir.
INTRODUCTION: The aim of the study was to evaluate of awareness about abuse and related situations of parents who have 4–6 age group children with epilepsy.
METHODS: The study included 204 parents with children diagnosed with epilepsy who applied to Akdeniz University Hospital Pediatric Neurology, Antalya Education-Research Hospital Pediatric Clinics between 15 January 2019 and 10 March 2020. The data were collected through a questionnaire form created in line with the literature, the “Abuse Awareness Scale for Parents” developed by Pekdoğan. High scale scores indicate that parents’ awareness of abuse is high. Written consent from Akdeniz University Faculty of Medicine Clinical Research Ethics Committee, institutions, scale owners, informed consent was obtained from parents.
RESULTS: Parents who have children with epilepsy have a moderate awareness of abuse. About 89.2% of the parents are mothers. Abuse awareness scores are 56.911±4.714. Fathers, parents who have girls have higher awareness of abuse. As the child’s mental disability increases (slightly to heavy), parents’ awareness of abuse also increases. Parents with high levels of abuse awareness described risky persons as familiar people, neighbors, foreigners, risky environments as educational institutions, go on a visit to, public transportation, and risky situations as child’s seizure, age, degree of mental disability, and abuser’s alcohol-substance use.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It is disappointing that important action-environments in Turkish culture pose a risk of abuse. It is attention getting that the education institutions are found to be risky by parents and the health professionals are not expressed in the prevention of abuse. Health-care professionals should inform children with epilepsy and their parents about child abuse.

8.Febrile Seizures in Idiopathic/Genetic Generalized and Self-Limited Focal Epilepsies
Feray Tümay, Mecbure Nalbantoglu, Rahşan İnan, Figen Yavlal, Veysi Demirbilek
doi: 10.14744/epilepsi.2020.98705  Pages 113 - 118
GİRİŞ ve AMAÇ: Febril nöbet (FN) çocukluk çağı döneminin en sık görülen nöbet tipidir. İdiyopatik/jeneralize ve fokal/ kendini sınırlayan nöbetler de aynı yaş grubunda izlenmektedir. Genellikle iyi seyirlidirler. Bu çalışma idiyopatik/jeneralize ve fokal/ kendini sınırlayan epilepsileri olan hastalarda FN prevalansı ve demografik profili araştırmak amacıyla yapılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu geriye dönük çalışmaya polikliniğimize başvurmuş, gelişimsel değerlendirmeleri normal olan idiyopatik/jeneralize ve fokal/ kendini sınırlayan epilepsileri olan hastalar dahil edildi. Veriler hastaların tıbbi ve EEG kayıtlarından toplandı. Hastalar sendromlarına ve FN varlığına göre alt gruplara ayrıldı. Karşılaştırmalar FN özelliklerine göre yapıldı.
BULGULAR: Fokal ya da olası genetik nedenli jeneralize epilepsi tanılı 320 hasta arasında, FN’ler cinsiyet üstünlüğü olmaksızın %14.7 (n=47) hastada mevcuttu. Kendini sınırlayan fokal epilepsi 232 çocukta (%72.5) mevcuttu. Epilepsi başlangıç ortalama yaşı 7.97±3.38 yıldı (1–18 yıl). FN’lerin fokal ya da jeneralize epilepsi grupları (p=0.552) ya da bu grupların alt tipleri (p=0.701) içindeki dağılımı istatiksel anlamlılık göstermemekle birlikte, FN varlığı en yüksek oranla jüvenil miyoklonik epilepsi ve idiyopatik fotosensitif oksipital lob epilepsi gruplarında bulundu.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Cinsiyet, FN ya da epilepsi aile öyküsü, epilepsi başlangıç yaşı, epilepsi tipi FN dışında normal olan çocuklarda ortaya çıkacak epilepsi için belirleyici bir faktör olarak görünmemektedir.
INTRODUCTION: Febrile seizure (FS) is the most common form of childhood seizures. Furthermore, idiopathic/generalized and focal/self-limited epilepsies present at the similar age-range. They usually have a favorable outcome. This study was conducted to investigate the prevalence and demographic profile of FS in patients with idiopathic/generalized and focal/self-limited epilepsies.
METHODS: This retrospective study included all of the patients with normal developmental assessments who were admitted to our outpatient clinic with idiopathic/generalized and focal/self-limited epilepsy. The data were collected from their medical and electroencephalogram records. The patients were subgrouped according to their syndromes and the presence of FS. Comparisons were made for the characteristics of FS.
RESULTS: Among 320 patients with the diagnosis of focal or generalized epilepsy with presumed genetic cause, FSs were present in 14.7% (n=47) of them without gender preponderance. Self-limited focal epilepsy was present in 232 children (72.5%). The mean age of epilepsy onset was 7.97±3.38 years (range: 1–18 years). Although the distribution of FSs in focal or generalized epilepsy groups (p=0.552) and subtypes of these groups (p=0.701) did not indicate any statistical significance, highest ratios of FS occurrence were found in juvenile myoclonic epilepsy and idiopathic photosensitive occipital lobe epilepsy groups.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Gender, family history of epilepsy and FS, onset age of epilepsy, type of epilepsy did not seem as a predictor factor for subsequent epilepsy in the patients with FS otherwise normal children.

CASE REPORT
9.Lacosamide-Induced Visual Hallucinations and Psychosis: a Case Report and Literature Review
Selda Keskin Güler, Sena Dilek, Enes Tarık İnci, Tahir Yoldaş
doi: 10.14744/epilepsi.2020.06025  Pages 119 - 122
Lakozamid, voltaj-kapılı sodyum kanallarının yavaş inaktivasyonunu selektif olarak artırarak etki eden, parsiyel başlangıçlı epilepsi hastalarında ekleme tedavisi olarak onaylanan yeni bir antiepileptik ilaçtır. Baş ağrısı, diplopi, bulantı gibi sık yan etkilerinin yanında depresyon, mod düşüklüğü ve konfüzyon gibi nadir yan etkileri de görülebilir. Bu metinde olası lokazamid ile tetiklenmiş psikoz tablosu sunulacak ve literatür gözden geçirilecektir. Yirmi iki yaşında kadın hasta acil servise status epileptikus tablosunda getirildi. Midozalam uygulaması ve valproik asit yüklemesinden sonra arrest oldu. Kardiyoplumoner resusitasyon yapılırdı. Midozalam infzuyonu başlandı. Entübe halde yoğun bakım ünitesine alındı. Özgeçmişinden 15 yıldır epilepsi tanısı olduğu, üç yıldır nöbetsiz olduğu ve bir yıl önce sleeve gastrektomi operasyonu geçirdiği öğrenildi. Yatışının ertesi günü ekstube edildi. Sağ kolundan başlayıp jeneralize olan nöbetleri olması üzerine tedaviye lakozamid 200 mg/gün eklendi. Yatışının dördüncü gününde nöbet kontrolü sağlandı. Ancak ajitasyon ve görsel halüsinasyonlar gelişti. Cinsel içerikli halüsinasyonları, uygulanılan ilaçlarla ilgili delüzyonları ve yoğun bakım kapısında yakınlarının alıkonulduğu gibi varsanıları vardı. Bu yan etkilerin yeni başlanan lakozamide bağlı olduğu düşünülerek lakozamid dozu azaltıldı. Sonraki takiplerinde ajitasyonları ve görsel halüsinasyonları azalmakla beraber devam ediyordu. Lakozamid kesildikten dört gün sonra hastanın ajitasyonları ve psikoz tablosu tamamen düzeldi. Hasta yatışının 12. gününde taburcu edildi. Sodyum kanal blokajı yapması sebebi ile lakozamidin duygu durum stabilizatörü gibi davranması ve sedatif etkiye sahip olması beklenirdi. Ancak aksine bizim hastamızda lakozamid ile psikoz gelişmiştir. Bizim olgumuz Türkiye’de görülen ilk lakozamid ilişkili psikoz tablosudur. Lakozamid başlangıcının hemen ardından visuel halüsinasyonlar ve psikoz tablosu gelişebilir. İlacın kesilmesi ile klinik iyileşme sağlanabilir.
Lacosamide (LCM) has both frequent side effects, such as headache, diplopia, and nausea, and rare side effects such as depression, mood changes, and confusion. This article presents a case of possible LCM-induced psychosis and reviews the literature. A 22-year-old woman presented to the Emergency Department in Status Epilepticus. The seizure was treated with intravenous midazolam and valproic acid. However, she developed cardiopulmonary arrest and was resuscitated successfully. She was intubated and admitted to the intensive care unit. She had first been diagnosed with epilepsy 15 years earlier and had been seizure-free for 3 years. She had undergone a sleeve gastrectomy 1 year earlier. She was extubated the day after admission. LCM 200 mg/day was added to the treatment because of generalized seizures beginning in the right arm. Her seizures were controlled on the 4th hospital day. However, after starting LCM, she developed agitation, visual hallucinations with a sexual content, and intellectual delusions. Therefore, the LCM was discontinued and her psychosis resolved completely 4 days later. On the 12th hospital day, she was discharged. LCM blocks sodium channels and can act as a mood stabilizer and sedative. However, our patient developed psychosis with LCM treatment. This is the first reported case of LCM-induced psychosis in Turkey. Visual hallucinations and psychosis may develop immediately after starting LCM therapy. Clinical recovery can be achieved by discontinuing the drug.

10.The Management of a Difficult Case: a Suicide Attempt by the Ingestion of Multiple Drugs by a Pregnant woman with Epilepsy
Zeynep Özözen Ayas, Hakan Musa Ayas, Esma Adıyaman, Gülgün Uncu, Demet İlhan Algın, Oğuz Osman Erdinç
doi: 10.14744/epilepsi.2020.34635  Pages 123 - 126
Epilepsili hastalarda intihar girişimi riski, genel popülasyona göre artmıştır. Psikiyatrik hastalıklar epilepsi hastalarında görülebilmektedir. Ayrıca, antiepileptik ilaçların artmış intihar girişimi riskine sahip olduğu bilinmektedir. Ancak intihar girişimleri sadece psikiyatrik hastalıklar ve antiepileptik ilaçlara bağlanmamalıdır. Psikiyatrik hastalığı olmayan epilepsi hastalarında da suisidal girişim oranının yüksek olduğu bildirilmiştir. Gebelikteki suisidal girişimler ise diğer dönemlere göre daha az görülmektedir. Bu yazıda, suisidal amaçlı yüksek doz çoklu ilaç alımı olan 28 haftalık gebe bir epilepsi hastası ile bu hastaya yaklaşım ve tedavi süreci sunulmuştur. Epileptik gebe hastada ani bilinç değişikliği nadir de olsa, ilaç alımı ile suisidal girişimin bir sonucu olabilir. Klinisyenler, intihar girişimi riski açısından gebe ve epilepsi hastalarında dikkatli olmalıdır.
The risk of suicide attempt in patients with epilepsy is higher than in the general population. Psychiatric diseases can be seen in patients with epilepsy. It is also known that antiepileptic drugs may have an increased risk of suicide attempts. However, it is thought that suicide attempts should not be attributed to just psychiatric diseases and antiepileptic drugs. It has been reported that the rate of suicide attempts is also higher in patients with epilepsy without psychiatric diseases. Suicide attempts during pregnancy are less common than in other periods. This article presents 28-weeks pregnant women with epilepsy who had taken high-dose multidrug for suicide attempt and the management and treatment of the patient. Rarely, an alteration of consciousness in pregnant women with epilepsy may be a result of suicide attempt. Clinicians must be alert to risk of suicide attempt of pregnant woman and patients with epilepsy.

11.Late-Onset Generalized Myoclonic Seizure: Case Report
Hülya Özkan, Baburhan Güldiken, Merve Melodi Çakar, Aslı Sert Sunal, Sezgin Kehaya
doi: 10.14744/epilepsi.2020.36450  Pages 127 - 130
İleri yaşta başlayan epileptik nöbetlerin çoğunluğu altta yatan yapısal bir lezyona bağlı fokal başlangıçlı nöbetlerdir. Genellikle ergenlik döneminde görülen jeneralize miyoklonik nöbetlerin ise epilepsi öyküsü olmayan ileri yaş hastalarda görülmesi çok nadirdir. Biz bu çalışmada 60 yaşında jeneralize miyoklonik nöbetleri başlayan bir olguyu elektrofizyolojik bulguları ile sunuyoruz. Olguda miyoklonik sıçramalar ileri yaşta başlamasından dolayı dış merkezde epileptik olmayan psikojen atak tanısı ile değerlendirilmişti. Yapılan video elektroensefalografi kayıtlamada hastaya kliniğimizde tanı konmuş, olgu antiepileptik tedaviye iyi yanıt vermiş, nöbetsizlik sağlanmıştır.
Most of the epileptic seizures that begin at an advanced age are focal onset seizures due to an underlying structural lesion. Generalized myoclonic seizures, usually seen in adolescence, are very rare in elderly patients without a history of epilepsy. In this study, we present a 60-year-old patient with generalized myoclonic seizures with electrophysiological findings. Because of the late-onset, myoclonic jerks were first evaluated with the diagnosis of non-epileptic psychogenic attack in an external health center. The patient was diagnosed with seizure recordings in Electroencephalography-video monitoring. The patient responded well to the antiepileptic treatment and became seizure-free.



Copyright © 2021 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale