ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 21 (3)
Volume: 21  Issue: 3 - 2015
Hide Abstracts | << Back
EDITORIAL
1.
Editorial
S. Naz Yeni
Page VII
Editorial

REVIEW
2.Neuroimaging in Focal Epilepsies: An Update
Vanessa C Mendes Coelho, Marcia Elisabete Morita, Fernando Cendes
doi: 10.5505/epilepsi.2015.22599  Pages 95 - 106
Epilepsi, çeşitli etiyolojileri olan yaygın bir nörolojik rahatsızlıktır. Epilepsi değerlendirmesinde uygun manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemeleri önemli bir role sahiptir. Epileptojenik lezyonların, özellikle güç alıgılanılan lezyonların teşhisi için spesifik protokollere ihtiyaç vardır. Dirençli epilepsisi olan ve “normal MRG” sonuçlarına sahip hastalarda florodeoksiglikoz-pozitron emsiyon tomografisi (FG-PET), tek föton emisyon bilgisayarlı tomografi (SPECT), difüzyon MRG ve manyetik rezonans spektroskopisi (MRS) gibi metabolik ve fonksiyonel incelemeleri de birleştiren multimodal görüntüleme yöntemleri epilepsi etiyolojisini tanımlamada önem taşımaktadır. Görüntüleme yöntemlerinin farklı protokollerine aşina olmak nöbet etiyolojisinin optimize incelemesi açısından gereklidir. Biz bu çalışmada, fokal epilepsisi olan hastaların MRG incelemesinde bulunan başlıca özellikleri tartışacağız. Ayrıca, epilepsisi olan hastaların nörolojik görüntüleme ile yapılan incelemelerini en uygun hale getirebilecek farklı görüntüleme yöntemleri ve alternatif protokolleri de tartışacağız. Burada tanımlanan bulguların, fokal epilepsisi olan hastaların tedavisi ve prognoz danışmanlığı üzerine doğrudan bir etkisi olacaktır.
Epilepsy is a common neurologic disorder with diverse etiologies. Appropriate MRI investigation has an important role in the assessment of epilepsy. Specific protocols are required for recognition of epileptogenic lesions, particularly for recognition of subtle lesions. In patients with refractory epilepsy and “normal MRI,” multimodal imaging techniques are crucial in the definition of epilepsy etiology, including those that combine metabolic and functional investigation, such as fluorodeoxyglucose positron emission tomography (FDG-PET), single-photonemission computed tomography (SPECT), diffusion MRI and magnetic resonance spectroscopy (MRS). Familiarity with various protocols of imaging studies is required for optimized investigation of seizure etiology. Main features found in MRIs of patients with focal epilepsies are discussed in the present review, as are alternative protocols and techniques of imaging that may optimize neuroimaging investigation in patients with epilepsy. The findings described have a direct impact on treatment and prognosis counseling of patients with focal epilepsies.

3.Epilepsy and Sport
Emine Taşkıran, Çiğdem Özkara
doi: 10.5505/epilepsi.2015.75010  Pages 107 - 110
Epilepsi dünyada ve ülkemizde yaygın görülen bir hastalıktır. Bir inanış olarak, epilepsi hastalarında egzersiz ve sporun nöbetleri artırdığı, kaza ve yaralanmaların daha sık olduğu düşünülmektedir. Bu yaygın inanış epilepsi hastaları için bir stigmaya neden olmakta ve hastaların günlük yaşam aktivitelerini kısıtlamaktadır. Bundan dolayı gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde, özellikle oyun ve ergenlik çağındaki birçok epilepsili çocuk spor ve benzeri uğraşlardan uzak tutularak sosyal izolasyona maruz kalmaktadır. Bu yazıda egzersizin ve sporun nöbet tetikleyici bir faktör olmadığı, aksine nöbet kontrolünde faydalı ve epilepsi gelişiminde önleyici olabileceği gösterilmeye çalışılmıştır.
Epilepsy is a commonly encountered disorder in Turkey and throughout the world. It is widely believed that exercise enhances seizures, and that traumas and accidents occur more frequently in epileptic patients. This belief has created a stigma, restricting the daily lives of patients with epilepsy. Epileptic children and adolescents are socially isolated and prevented from engaging in sports and similar activities in developing countries. The aim of the present article is to demonstrate that exercise, including sports, is not a precipitating factor for seizures, and that this type of activity may be used to control and prevent epilepsy.

RESEARCH ARTICLE
4.Clinical Characteristics of Seizures in Epilepsy after Stroke: Prognosis and Treatment
Eylem Özaydın Göksu, Fatma Genç, Burcu Yüksel, Elif Sarıönder Gencer, Abidin Erdal, Yasemin Biçer Gömceli
doi: 10.5505/epilepsi.2015.93063  Pages 111 - 118
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı inme sonrası nöbet (İSN) geçiren hastaların klinik özelliklerini, inme sonrası erken ve geç başlangıçlı nöbetlerin risk faktörlerini ve bu faktörlerin prognozla ilişkisini değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu geriye dönük çalışmaya İSN geçirdiği tespit edilen hastalar dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, inme tipi, inme ve nöbet başlangıç zamanı (erken veya geç başlangıçlı), nörogörüntüleme bulguları, elektroensefalografi (EEG) özellikleri, tedavide kullanılan antiepileptik ilaçlar ve prognozları değerlendirildi.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 45 hastadan 23’ü kadın (%51), 22’si erkek idi (%49). Hastaların yaş ortalaması 64.6±1.3 (23–84) idi. Hastaların %60’ında (n=27) erken, %40’ında (n=18) geç başlangıçlı nöbetler saptandı. Otuz dört hastada (20 kadın, 14 erkek) iskemik inme tespit edilirken 11 hastada (üç kadın, sekiz erkek) hemorajik inme tespit edildi. İskemik inme grubunda etiyolojide en sık kardiyoembolik iskemik inme (%15) gözlenirken arter sulama alanına göre en sık orta serebral arter (OSA) lokalizasyon infarktları (%53) gözlendi. Hemorajik inme grubunda ise lober kanamalar (%54) ön plandaydı. Hastaların %87’si monoterapi almaktaydı. En sık levetirasetam (LEV) kullanılırken bu sırasıyla karbamazepin (CBZ), valproik asid (VPA), okskarbazepin (OXZ) izlemekteydi. Erken başlangıçlı nöbeti (EBN) olanların %63’ünde, geç başlangıçlı nöbeti (GBN) olanların %88’inde medikasyon sonrası nöbet gözlenmemişti. İnme sonrası nöbette, inmenin lokalizasyonu ile nöbetin başlangıç zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: İnme sonrası nöbet olasılıkla altta yatan farklı patofizyolojik mekanizmaları ve prognostik özelliklerine bağlı olarak erken ve geç başlangıçlı nöbetler şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu nöbetler birçok değişik faktörlerden etkilenmekte ve sıklıkla monoterapi ile nöbet kontrolü sağlanmaktadır.
INTRODUCTION: The aim of the present study was to determine demographic properties and risk factors for early- and late-onset seizures, as well as the effects of these factors on prognosis of patients with post-stroke epilepsy.
METHODS: Only patients with post-stroke epilepsy were included in this retrospective study. Demographic properties, stroke type, time interval between stroke and onset of seizure, neuroimaging, EEG characteristics, antiepileptic therapy, and prognosis were assessed.
RESULTS: Forty-five patients were included; 23 (51%) were female, and 22 (49%) were male. Mean age of study population was 64.6±1.3 (23–84). Sixty percent (n=27) of patients had early-onset seizures, and 40% (n=18) had late-onset seizures. Thirty-four patients had an ischemic stroke, and 11 had a hemorrhagic stroke. Most prevalent etiologic factor in the ischemic strokes was a cardioembolic stroke (15%). Middle-cerebral-artery infarcts were the most frequently observed arterial stroke region. In hemorrhagic stroke lobar, hemorrhages (54%) were more prevalent, and 87% of patients received monotherapy. Levetiracetam was the most commonly preferred medication, followed by carbamazepine, valproic acid, and oxcarbazepine, in descending order. Of the early-onset seizures, 63% were controlled with medication, as were 55% of the late-onset seizures. A statistically significant difference was observed between post-stroke localization and timing of seizure.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Post-stroke seizures may present as early- or late-onset due to various underlying pathophysiologic mechanisms and prognostic properties. These seizures are affected by a variety of factors and are frequently controlled with monotherapy.

5.Comparison of Compliance Rates and Classification of Epileptic Seizures with ILAE 1981, Lüders, ILAE 2001 Epilepsy Classification Systems, Before and After Their Monitorization
Akçay Övünç Özön, Erhan Bilir
doi: 10.5505/epilepsi.2015.48569  Pages 119 - 127
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, klinik ve elektroensefalografi (EEG) bulgularıyla saptanan epileptik nöbetlerin, ILAE 1981, Lüders, ILAE 2001 sistemlerine göre sınıflandırılması yapıldı. Bu çalışmanın amacı sınıflandırma sistemlerindeki nöbet öncesi ve sonrası uyumun karşılaştırılması ve sınıflandırma sistemlerinin nöbet sınıflamasındaki yetersizliklerini saptamaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada Mart 2003-Eylül 2004 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi uzun süreli Video-EEG Monitorizasyon Ünitesi’nde monitorize edilen ve bu izlem esnasında nöbet geçiren 50 hasta tek bir gözlemci tarafından değerlendirildi. Hastaların nöbetleri alınan anamnezlere göre 1981 ILAE, Lüders ve ILAE 2001 epileptik nöbet sınıflandırma sistemleri kullanılarak sınıflandırıldı. Elli hasta Video- EEG monitorizasyon yöntemiyle monitorize edildikten sonra, izlenen nöbet tek gözlemci tarafından aynı sınıflandırma sistemleri kullanılarak tekrar sınıflandırıldı. Yapılan sınıflandırma çalışmasında EEG sonuçları ve MRG bilgileri değerlendirmeye alınmadı ve sendromik sınıflama yapılmadı.
BULGULAR: ILAE 1981 sınıflamasına göre 50 hastadan 37’sinin monitorizasyon öncesi (m.ö) ve sonrası (m.s) nöbet sınıflaması uyumluydu (%74). ILAE 2001 sınıflamasına göre 50 hastadan 36’sının m.ö ve m.s nöbet sınıflaması uyumluydu (%72). Lüders sınıflamasına göre 50 hastadan 39’unun m.ö ve m.s nöbet sınıflaması uyumluydu (%78).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tek gözlemciyle yapılan bizim çalışmamızda her üç sınıflandırma sisteminin monitorizasyon öncesi ve sonrası uyum oranları karşılaştırılmış ve her üç sınıflandırma sistemi arasında uyum oranı açısından anlamlı fark olmadığı sonucuna varılmıştır.
INTRODUCTION: Epileptic seizures diagnosed wth clinical and electroencephalographic (EEG) signs were classified according to ILAE 1981, Lüders, and ILAE 2001 systems in the present study, the aim of which was to compare classification systems by means of preictal and postictal consistency, and to determine deficiencies of the classification systems.
METHODS: In the present study, 50 patients who had epileptic seizures during monitorization were evaluated by a single observer at the Gazi University Medical Faculty Long-Term Video-EEG Monitorization Unit between March 2003 and September 2004. Seizures were classified by their anamnesis according to ILAE 1981, Lüders, and ILAE 2001 classification systems. After monitorizing patients with video-EEG, each seizure was classified with these systems by a single observer. During classification, EEG results and magnetic resonance imaging (MRI) information were not evaluated, and syndromic classification was not performed.
RESULTS: According to ILAE 1981, the classifications of 37 out of 50 patients (74%) were consistent with pre- and post-monitorization classification. According to ILAE 2001, 36 classifications (72%) were consistent, and according to Lüders classification, 39 classifications (78%) were consistent.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Comparison performed by a single observer revealed no significant difference among the 3 classification systems before and after monitorization.

6.Lamotrigine Usage in Epileptic Patients
Levent Öcek, İrem Fatma Uludağ, Derya Güner, Yaşar Zorlu
doi: 10.5505/epilepsi.2015.16362  Pages 128 - 132
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada lamotrijinin (LTG) nöbetler üzerine etkinliğini ve yan etki profilini incelemeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kliniğimiz epilepsi dal polikliniğinde en az altı ay süre ile izlenmiş 416 LTG kullanan hasta çalışmaya alındı. Hastaların yaş, cinsiyet, nöbet tipi, nöbet sayıları, tedavide kullanılan ek ilaçlar, tedavi süreleri ve ilaç yan etkileri kayıt edildi.
BULGULAR: Dört yüz on altı hastanın 244’ü (%58.7) kadın, 172’si (%41.3) erkek idi. Yaş ortalaması 33.2±10.7 idi. Lamotrijin ile aylık nöbet sayısında azalma oranı %67.3 bulundu. Lamotrijin kullanmaya başlanan hastaların 328’i (%78.8) ilacı halen kullanmakta olup, 88 (%21.2) hasta etki yetersizliği, yan etki veya diğer nedenler ile LTG tedavisini bırakmıştı. En sık görülen yan etkiler sersemlik (%5.5) ve deri döküntüsüydü (%4.3). On sekiz hastada LTG tedavisi altında gebelik gerçekleşti ve bebeklerde herhangi bir malformasyon saptanmadı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Tedaviye dirençli epilepsi hastalarında yapılan bu çalışmada LTG’nin yüksek etkinlik düzeyine sahip ve kabul edilebilir yan etki profili olan bir antiepileptik ilaç olduğu düşünüldü.
INTRODUCTION: The aim of the present study was to investigate the effect and side effects of lamotrigine (LTG) on seizures.
METHODS: Epilepsy outpatient clinic records for 416 patients who had been monitored for at least 6 months were studied retrospectively. Age, sex, seizure type, number of seizures, additional drugs used in treatment, duration of treatment, and drug side effects were analyzed.
RESULTS: Of the 416 patients, 244 (58.7%) were female, and 162 were male (41.3%). Mean age was 33.2±10.7. Monthly seizure rates were reduced 67.3% with LTG treatment, and 328 patients (78.8%) were still receiving treatment, while 88 (21.2%) had stopped usage due to side effects or for other reasons. Of these side effects, dizziness (5.5%) and rash (4.3%) were the most common. Pregnancy occurred in 18 patients on LTG treatment, and no malformation was detected at birth.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In refractory epileptic patients, LTG has a high activity level and an acceptable side effect profile.

7.EEG Findings of Children with Attention Deficit and Autism
Figen Yavlal, Nerses Bebek, Osman Abalı, Candan Gürses, Betül Baykan, Ayşen Gökyiğit
doi: 10.5505/epilepsi.2015.25743  Pages 133 - 138
GİRİŞ ve AMAÇ: Otizm sosyal ilişkiler, iletişim, davranış ve bilişsel gelişmede gecikme ve sapmayla belirli nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Bu çalışmada otizm ve dikkat eksikliği tanıları olan çocuk olguların elektroensefalografi (EEG) bulguları değerlendirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi Kliniği tarafından, 2011–2012 yılları arasında EEG laboratuvarına gönderilen otizm ve dikkat eksikliği tanısı olan çocuk olguların EEG bulguları geriye dönük olarak incelendi. Çalışmaya 3–19 yaş arasında, 16’sı erkek (%80), dördü kız (%20) olmak üzere toplam 20 olgu alındı.
BULGULAR: Olguların hiçbirinde epilepsi öyküsü yoktu. Yirmi olgudan sekizinin (%40) EEG’si normaldi. Bu hastaların yaş ortalaması 6±3.7 yıldı. Elektroensefalografisinde epileptiform anomali ya da temel aktivite bozukluğu olan 12 hastanın yaş ortalaması 12±3.3 yıldı ve sekizi erkekti. Yedi hastada (%58.3) fokal epileptiform, birinde (8.3) jeneralize epileptiform anomali saptandı. Dört hastada (%33) yaygın organizasyon bozukluğu izlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Otizm ve dikkat eksikliği bulunan olgularda değişen oranlarda EEG anomalilerinin ve epileptik nöbetlerin varlığı bildirilmiştir. Çalışmamızda olguların %40’ında epileptiform anomali saptanmıştır. Bu anomalinin saptanma olasılığının tekrarlanan uyku EEG’si incelemelerinde belirgin bir artış gösterdiği dikkati çekmektedir, epilepsi öyküsü ise bulunmamaktadır. Bu farklılıkların aydınlatılması, çocuk psikiyatrisi hasta grubunda EEG’nin prognostik öneminin ve fizyopatolojiye olası katkısının değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
INTRODUCTION: Autism causes deviations in communication, social, cognitive, and behavioral development. Retrospective analysis of EEG findings in children with autism and attention deficit evaluated in a child psychiatric clinic between 2011 and 2012 was performed in the present study.
METHODS: Of the 20 subjects included, 14 were male (80%), and 4 were female (20%), all between the ages of 3 and 19 years.
RESULTS: No sign of epilepsy was present in patient histories. EEG findings were normal in 8 patients (40%), of whom all were male with a mean age of 6±3.7 years. Epileptiform activity or mild, diffuse slowing was present in the EEGs of 12 patients with a mean age of 12±3.3 years. Focal epileptiform activity was found in 7 cases (58.7%), and generalized epileptiform discharges were found in 1 (8.3%). Mild, diffuse slowing was found in 4 (33%) patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: It has been reported that autism and attention deficit patients have different rates of EEG abnormality and epilepsy. In the present study, epileptiform abnormality was present in 40% of patients. It is remarkable that repeated and sleep EEGs can improve the ability to determine this abnormality rate. It is important to highlight these differences in order to increase the prognostic value of the EEG and its contribution to physiopathology in child psychiatry patients.

CASE REPORT
8.Nonconvulsive Status Epilepticus: A Case Presentation with Long Term Personality Disorders
Nilden Kahyaoğlu, Özlem Önder, Rifat Reha Bilgin
doi: 10.5505/epilepsi.2015.57070  Pages 139 - 143
Nonkonvülsif status epileptikus, farklı düzeylerdeki bilinç kusuruna, özgün elektrografik bulguların eşlik ettiği bir klinik tablodur. Bir yıldır izlemekte olduğumuz bir hasta nedeniyle, bu klinik tablonun değişik yönlerini vurgulamayı amaçladık. Tedavide genel anestezinin başarıyla uygulanması ve elde ettiğimiz klinik ve elektrografik düzelme, hastalığın anlaşılmasına önemli katkı sağlayabilir.
Nonconvulsive status epilepticus is a clinical condition accompanied by defects at different levels of consciousness and original electrographic findings. In the present report, different aspects of clinical entity due to a patient during 1-year follow-up are emphasized. We believe that successful administration of general anesthesia during treatment, and improvement in clinical and electrographic findings can provide an important contribution to an understanding of the disease.

9.Dramatic Response to Intravenous Immunoglobulin Treatment of Epilepsia Partialis Continua: A Phenomenon Observed in Older Age
Nilgün Erten, Duran Yazıcı, Onur Aksoy
doi: 10.5505/epilepsi.2015.47550  Pages 144 - 148
Rasmussen ensefaliti tedaviye dirençli fokal nöbetler ile karakterizedir. Genellikle çocukluk çağında görülür. İleri yaşlarda çok nadirdir. Seksen üç yaşında erkek hasta acil servisimize ani gelişen sol kol ve bacakta sürekli ve istemsiz kasılmalar şikayeti ile getirildi. Hastanın muayenesinde bilinci açıktı, sürekli devam eden sol kol ve bacakta istemsiz kasılmaları ve solda Babinski pozitifliği vardı. Biyokimyasal parametreleri normal sınırlardaydı. Acil serviste uygulanan diazepam tedavisine cevap alınamadı. Beyin tomografisinde sağda tüm hemisferde hipodansite izlendi. Hastanın elektroensefalografisi yoğun hareket artefaktı nedeni ile değerlendirilemedi. Bu süreçte midozalam infüzyonu uygulandı. Nöbeti devam eden hastaya parenteral valproik asit tedavisi başlandı dozu tedricen 2000 mg/güne çıkarıldı. Tedaviye cevap alınmaması üzerine levetirasetam eklenip dozu tedricen 3000 mg/güne yükseltildi. Nöbetleri devam eden hastanın beyin manyetik resonans görüntülemesinde sağda tüm hemisferde yaygın T1 hipointensitesi, T2 hiperintensitesi mevcut olup, kontrastlanma saptanmadı. Diffüzyon ağırlıklı görüntülemede kortikal diffüzyon kısıtlaması mevcuttu. Hastada antiepileptiklere dirençli “epilepsia parsiyalis kontinua” kliniğinin olması ve görüntüleme bulguları Rasmussen ensefaliti lehine değerlendirildi. Hastaya intravenöz immünglobülin tedavisi 0.4 mg/kg/günden başlandı ve ilk üç günde hastanın nöbetleri azalarak geçti. Hastanın intravenöz immünoglobülin tedavisi beş güne tamamlandı. Nöbet tekrarı olmadı. Hem Rasmussen ensefalitinin ileri yaşta nadir görülmesi hem de intravenöz immünglobülin tedavi ile tam nöbet kontrolü sağlamamız nedeniyle olgumuzu sunulmaya değer bulduk.
Rasmussen’s encephalitis is characterized by treatment-resistant focal episodes and is generally observed during childhood, rarely occurring in adults. An 83-year-old man with involuntary contractions in his left arm and leg was brought to emergency care. Patient was conscious during diagnosis, displaying contractions, and Babinski reflex-positive on his left side. Biochemical parameters were within normal values. Dizepam treatment applied in emergency care did not show positive results. A hypodensity was diagnosed in the right brain hemisphere via CT. The patient’s EEG could not be evaluated due to intense artifact movements. During this process, midazolam infusion was applied. Parenteral valproic acid treatment was applied, and dose was incrementally increased to 2000 mg/day. With no results, dose was incrementally increased to 3000 mg/ day with the addition of levetiracetam. Extensive T1 and T2 hypointensity was observed, without any contrasts, in the total right hemisphere via MRI during the episode. Cortical diffusion restriction was observed in diffusion-weighted imaging. The patient was determined to be positive for Rasmussen’s encephalitis with the diagnosis of antiepileptic epilepsia partialis continua in the clinic. An initial treatment of IV immunoglobulin (0.4 mg/kg/day) was initiated, and episodes gradually decreased and finally ended within 3 days. IV immunoglobulin treatment was completed in 5 days. No recurrence was observed. While Rasmussen’s encephalitis is rarely seen in older adults, complete control was achieved with IV immunoglobulin in the present case.

LETTER TO THE EDITOR
10.
Katamenial Epilepsi
Çetin Kürşad Akpınar, Nılgün Cengiz
doi: 10.5505/epilepsi.2015.62207  Page 149
Abstract | Full Text PDF



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale