ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 21 (2)
Volume: 21  Issue: 2 - 2015
Hide Abstracts | << Back
1.
Editörden
S. Naz Yeni
Page VII

REVIEW
2.Drug Resistance and Resistance Mechanisms in Epilepsy
Emine Taşkıran, Nerses Bebek
doi: 10.5505/epilepsi.2015.50570  Pages 43 - 53
Epilepsi ülkemizde ve dünyada sık görülen nörolojik hastalıklardan biridir. Hastaların yaklaşık %30’unda nöbetler ilaç tedavisine rağmen devam etmektedir. Tedaviye direnç kognitif ve psikososyal sorunlar ile mortalite ve morbidite riskinde artışa neden olması açısından önem taşımaktadır. Tedaviye direnç, epilepsi tipi, altta yatan epileptogenez süreci ve bireysel farklılıklar nedeni ile gelişebilir. Başlıca mekanizmalar immünolojik, genetik ve plastisite ile ilişkili olmak üzere dikkat çekmekte ve gün geçtikçe bilgi birikimimiz artmaktadır. Daha etkin tedavi ve yaklaşımlarının geliştirilebilmesi için, ilaç direncinin altında yatan mekanizmaların anlaşılması önem taşımaktadır. Bu amaçla, epilepside ilaç direnci, altta yatan mekanizmalar ile bunlara eşlik eden klinik sorunlar ele alınmıştır.
Epilepsy is one of the most commonly encountered neurological disorders in our country and in the world. Almost 30% of patients’ seizures proceed in spite of medical treatment. Resistance to treatment is important with regard to cognitive and psychosocial problems, also showing an increase of risk in mortality and morbidity. Refractoriness to medical treatment can emerge due to the type of epilepsy, underlying epileptogenic process, and individual differences. Immunological, genetic and plasticity-related mechanisms are most relevant, and the accumulation of knowledge related to this topic increases day by day. Understanding the underlying mechanisms of drug resistance can play an important role for the development of more efficient treatment strategies. Thus, drug resistance in epilepsy, underlying mechanisms and accompanying clinical issues are discussed.

RESEARCH ARTICLE
3.Experiences in an Epilepsy Polyclinic: Epilepsy in the Elderly
Adile Ozkan, Fatma Candan, İlknur Aydın Cantürk, Sevda Yıldız Gökçeer, Nihal Işık, Handan Işın Özışık Karaman
doi: 10.5505/epilepsi.2015.40288  Pages 54 - 58
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi yaşlı populasyonda sık görülen nörolojik hastalıklardan biridir. Çalışmada, 60 yaş üstü ileri yaşta başlayan epilepsi tanısı alan hastaların demografik ve klinik özellikleri, etyolojik faktörleri, nöbet tipleri ve tedaviye yanıt oranları sunulmuştur.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi polikliniğine başvuran ve yaşları 60 yaş üstü olan 25 olgu geriye dönük araştırıldı.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 75.0 ± 7.1 ve hastalık süresi 2.32 ± 1.8 yıl idi.Olguların 16 ‘sı erkek, 9’u kadın idi. Çalışmaya alınan hastalarda, serebrovasküler olay (17 kişi), beyin tümörü (1 kişi), araknoid kist (1 kişi), anevrizma (1 kişi) ve miyokard enfaktüsünün (1 kişi) nöbet gelişiminden sorumlu olduğu düşünüldü Geriye kalan 4 vakada herhangi bir etyolojik neden bulunamadı. Hastaların nöbet tipleri; yirmi hastada sekonder jeneralize tonik klonik, 2 hastada basit parsiyel, 1 hastada kompleks parsiyel ve 2 hastada ise status epileptikus nöbetler şeklinde idi. Hastaların % 32 (n=8)’ sinde EEG bulguları anormaldi. Tedavi açısından değerlendirildiğinde 18 hasta monoterapi alırken; 6’ sı ikili, bir hasta üçlü antiepileptik ilaç kullanmaktaydı.Takip süreleri içinde 21 vaka nöbetsiz izlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda yaşlı epilepsi hastalarında en sık görülen etyolojik neden serebrovasküler olaylardı. Nöbet tipi çoğunlukla sekonder jeneralize tonik klonikti, hastalar monoterapiye iyi yanıt verdi ve prognoz iyi seyirliydi.
INTRODUCTION: Epilepsy is one of the most common serious neurological disorders in the elderly. In this study the demographic and clinical features, etiological factors, seizure types and response ratios to treatment are presented for a group of patients aged 60 years and over diagnosed with epilepsy.
METHODS: Twenty-five patients aged 60 years and over who applied to the epilepsy polyclinic were retrospectively investigated.
RESULTS: Average patient age was 75.0±7.1 years and average disease duration was 2.32±1.8 years. Sixteen patients were male and 9 female. Among the patients, cerebrovascular disease (17 patients), brain tumor (1 patient), arachnoid cyst (1 patient), aneurysm (1 patient) and myocardial infarction (1 patient) were considered as the underlying factors in seizure development. In the remaining 4 cases, no etiological cause was determined. Seizure types were; secondary generalized tonic-clonic seizure (20 patients), simple partial seizure (2 patients), sta-tus epilepticus seizure (2 patients), and complex partial seizure (1 patient). EEG findings were abnormal in 32% of the patients (n=8). When evaluated for treatment, 18 patients received monotherapy; 6 patients used double, and 1 patient used triple drugs. The follow-up period in 21 cases was without seizure.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In the study, the most common etiological cause of epilepsy seen in the elderly was cerebrovascular disease. Seizure type was mainly secondary generalized tonic-clonic. The patients responded well to monotherapy and prognosis was improved.

4.Epilepsy in elderly patients
Gülistan Halaç, Halide Rengin Bilgen, Gülşen Kocaman, Elvin Niftaliyev, Çiğdem Deniz, Talip Asil
doi: 10.5505/epilepsi.2015.50470  Pages 59 - 64
GİRİŞ ve AMAÇ: Yaşlılarda yeni başlangıçlı epilepsi insidansı oldukça yüksektir. Çalışmada, 65 yaş üstü geç başlangıçlı epilepsi tanısı alan hastaların demografik özellikleri, etyolojik faktörleri, nöbet tipleri ve tedaviye yanıt oranları sunulmuştur ve literatür eşliğinde sonuçlar tartışılmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Tıp fakültesi, Nöroloji Kliniği epilepsi polikliniğinden 65 yaş üstü geç başlangıçlı epilepsi tanısı ile takip edilen 43 vaka alındı. Hastaların tıbbi kayıtları retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: 43 olgunun yaş ortalaması 74,9(66-92) idi. Çalışmaya alınan hastalarda en sık serebrovasküler hastalık %37.2’de sorumlu olduğu düşünüldü. Hastaların nöbet tipleri değerlendirildiğinde; %67.4(n=29) fokal, %32.6(n=14) kişi jeneralize nöbet geçirmekteydi. Tedavi açısından değerlendirildiğinde %93(n= 40)’ü monoterapi alıyordu. En sık kullanılan antiepileptik ilaç levetirasetam(%53.5) idi. Hastaların ilaç yan etkilerini incelediğimizde %86(n=37)’ında herhangi bir ilaç yan etkisi yaşanmamıştı. Son 3 ay içerisinde ki nöbet sıklığını incelediğimizde %95.3’ü nöbetsiz idi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Geç başlangıçlı epilepsi hastalarında en sık görülen etyolojik neden serebrovasküler hastalık olup nöbet tipi çoğunlukla parsiyel başlangıçlı sekonder jeneralize tonik kloniktir, hastalar monoterapiye iyi yanıt verir ve prognoz iyi seyirlidir
INTRODUCTION: The incidence of new-onset epilepsy is higher among the elderly. In this study, we present the demographic characteristics, etiological factors, seizure types and response rates to treatment in the patients with delayed-onset epilepsy whose age was 65 or older.
METHODS: : A total of 43 patients with delayed-onset epilepsy diagnosis aged 65 or older who were admitted to epilepsy clinics of Neurology Department of Medical Faculty of Bezmialem University were included in this study. Medical records of patients were evaluated retrospectively.
RESULTS: Of the 43 patients, the mean age was 74,9 (66-92). Underlying diseases were found to be serebrovascular disease in 37.2%. Based on seizure types, 67.4%(n=29) patients had partial-onset seizure, 32.6%(n=14) had generalized seizure, Based on treatment protocols, 93%(n= 40) patients were taking monotherapy antiepileptic drugs. The most used antiepileptic drugs were levetirasetam 53.5%. When assessing the side effects of drugs, there was no complaint in 86%(n=37) patients. In the last 3 months, 95.3% patients were seizure free.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The most common etiological factor of delayed-onset epilepsy was found as cerebrovascular diseases. Partial-onset secondarily generalized seizure was the most common seizure type. All patients responds well to monotherapy and have a good prognosis.

5.The role of focal versus generalized epilepsy classification and EEG features on antiepileptic drug choice
Seher Naz Yeni
doi: 10.5505/epilepsi.2015.46036  Pages 65 - 75
AMAÇ: Fokal interiktal EEG bulgularının idiyopatik epilepsilerdeki varlığı sıklıkla vurgulanmıştır. Nöbet artışına neden olabileceği için jeneralize epilepsili hastalarda karbamazepin benzeri dar spektrumlu ilaçlardan kaçınmak gerekir. Ancak bir de bu durumun tersi söz konusudur. Bazı epilepsi hastaları EEG bulguları jeneralize diken dalga deşarjları içerse de karbamazepine dramatik olarak yanıt vermektedirler.

YÖNTEMLER: Geriye dönük tarama ile EEG incelemelerinde jeneralize diken/multipl diken yavaş dalga boşalımları olan ve karbamazepin ve/veya okskarbazepine yanıt veren jeneralize tonik klonik nöbetli olgular değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Sekiz hastanın beşi erkektir. Yaş ortalamaları 27.87(19-42) olarak bulunmuştur. Nöbetlerin başlangıç yaşı yedi ile 15 yaş arasında değişmiştir. Hastaların hiç birisinde absans ya da miyoklonik nöbet tanımlanmadı. Hepsi bazı farklılıklar içerse de jeneralize tonik klonik nöbet geçirmekteydi. Tümünün interiktal EEG incelemelerinde jeneralize diken ve multipl diken yavaş dalga boşalımları gözlendi. Tüm hastalar en iyi karbamazepin ve/veya okskarbazepine yanıt verdiler.

SONUÇ: Epilepsileri fokal ve jeneralize olarak sınıflandırmak ve bu şekilde tedavi etmeye dayalı paradigmalar önümüzdeki yıllarda değişebilir.
OBJECTIVE: Focal interictal EEG features are frequently emphasized in idiopathic generalized epilepsies. To avoid seizure aggravation, drugs such as carbamazepine should not be used in this group of patients. However, there is a contrary situation; some epilepsy patients have a striking response to carbamazepine although EEG activity reveals generalized spike and wave discharges. Eight patients, presenting generalized spike and wave discharges on interictal EEG will be discussed on basis of their treatment response to carbamazepine.

METHODS: Patients presenting generalized spike and multiple spike and wave discharges on EEG and experiencing generalized tonic clonic seizures which respond to carbamazepine and/or oxcarbazepine were collected retrospectively.
RESULTS: Five out of eight patients were male. Mean age of the patients were 27.87(19-42). Onset age of epilepsy was between 7-15 ages. None of the eight patients describe absence and myoclonic seizures. All of them experience generalized convulsive seizures with some dissimilarities. Interictal EEG of all patients reveal generalized spike and multiple spike and wave discharges. All patients respond best to carbamazepine and/or oxcarbazepine.
CONCLUSION: The paradigm of classifying epilepsies as to focal and generalized and treat them accordingly may change in coming years.


6.Early and Late Onset Seizures After Cerebrovascular Disease
Adile Ozkan, Sevda Yıldız Gökçeer, Nihal Işık, İlknur Aydın Cantürk, Fatma Candan
doi: 10.5505/epilepsi.2015.12599  Pages 76 - 80
GİRİŞ ve AMAÇ: Amaç: Bu çalışmada serebrovasküler hastalık (SVH) sonrası gelişen epilepsi nöbetleri nedeniyle takip edilmekte olan hastaların erken ve geç dönemde oluşan epileptik nöbetlerin tipi, klinik ve demografik özellikleri,tedaviye yanıtları ve prognozlarının karşılaştırılması amaçlandı
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2000- Nisan 2006 tarihleri arasında SVH öyküsü olan, nöbet geçirerek kliniğimize başvuran 46 hastanın verileri retrospektif olarak değerlendirildi. İnme sonrası iki haftalık süreç içinde ortaya çıkan nöbetler; erken dönem başlangıçlı nöbet, iki haftadan geç ortaya çıkanlar; geç dönem başlangıçlı nöbet olarak tanımlandı.
BULGULAR: Poststroke epilepsi tanısı alan 46 hastanın 15’ inde (%32.6) erken nöbet, 31’ inde (%67.3) geç nöbet saptandı. Hemorajik inmede erken nöbet, iskemik inmede ise geç nöbet görülme oranının daha sık olduğu tespit edildi. İskemilerde en sık orta serebral arter alanı lezyonu, hemorajilerde ise lober kortikal hematomlar görüldü. Erken dönem nöbet geçirenlerde istatiksel olarak belirgin sol hemisfer, geç dönem nöbet geçirenlerde sağ hemisfer tutulumunun daha sık olduğu tespit edildi (p=0.038). Sekonder generalize tonik klonik (JTK) nöbetler her iki grupta en sık görülen nöbet tipi olmakla birlikte, geç dönemde nöbet geçirenlerde erken döneme göre status ve basit parsiyel nöbetler daha sık olarak gözlemlendi. İnme sonrası nöbetler her iki grupta belirgin olarak monoterapi ile iyi prognoz gösterdi fakat nöbet tekrarlama riski geç dönem nöbet saptananlarda daha yüksek olarak izlendi
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda erken başlangıçlı nöbetlerde sol hemisfer, geç başlangıçlılarda sağ hemisfer tutulumunun belirgin olduğu görülmüştür. Her iki grupta; kortikal tutulumun önemli rol oynadığı, en sık görülen nöbet tipinin sekonder JTK nöbetler olduğu ve antiepileptik monoterapi ile iyi prognoz gösterdiği saptanmıştır.
INTRODUCTION: In this study, we aimed to compare the seizure types, clinical and demographic features, treatment response and prognosis in patients with early and late onset poststroke seizures.
METHODS: We retrospectively evaluated the data of 46 patients diagnosed with cerebrovasculer disease who had seizures after stroke admitted to our neurology clinic with epileptic seizure after stroke between January 2000-April 2006 years. Two types of seizures were defined after stroke; ‘early onset’ seizures (occuring within the 14 days following stroke) and ‘late onset’ ones (after the 14th day).
RESULTS: Among the 46 cases who diagnosed with poststroke epilepsy; 15 were early onset (%32,6), 31 were late onset (%67,3) seizures. The early onset poststroke seizures were seen more frequent in hemorrhagic stroke where as late onset poststroke seizures were seen frequently in ishemic stroke.. Ishemic stroke occured mostly in middle cerebral artery area, hemorrhagic were lober cortical. The early onset seizures had statiscally significiant left hemisphere lesions and late ones had right hemisphere lesions (p<0.038). Secondary generalised seizures were most common type of seizures in both group.The seizures were well controlled with monotheraphy in two group but seizure reccurence was found higher in late onset seizure group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: In this study, we determined the early onset seizures had significiant left hemisphere lesions and late ones had right hemisphere lesions.In both group; cortical involvement was played an important role,the most seen seizures were secondary GTC seziures and well prognosed with antiepileptic monoteraphy.

CASE REPORT
7.Rufinamide Use in Refractory Epilepsies
Abidin Erdal, Yasemin Aydemir, F. Ezgi Uçan Tokuç, Gizem Özdemir, Gülnihal Kutlu, Fatma Genç, Yasemin Biçer Gömceli
doi: 10.5505/epilepsi.2015.85547  Pages 81 - 85
Rufinamid, 4 yaşından büyük hastalarda Lennox-Gastaut Sendromu ile ilişkili nöbetlerin ek tedavisi için Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi tarafından Kasım 2008 yılında onaylanan bir ilaçtır. Lennox-Gastaut Sendromu ise tedaviye en dirençli epilepsilerin başında gelmekte, nöbetlerin çeşitliliği politerapiyi zorunlu kılmaktadır. Son yıllarda çocukluk çağı epileptik ensefalopati ve epileptik spazmlar, tonik nöbetler, miyoklonik-astatik epilepsi, Dravet sendromu, ve migrasyon anormalliklerine bağlı dirençli parsiyel nöbetlerde rufinamid’in etkinliğini bildiren yayınlar dikkat çekmektedir. Bu yazıda, ağustos 2011 tarihinde kurulan Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi epilepsi polikliniğinde rufinamid’in, dirençli epileptik beş olgudaki etkinliğini değerlendirdik.
Rufinamide is a drug, approved in November 2008 by the US Food and Drug Administration for the adjunctive treatment of seizures associated with Lennox-Gastaut syndrome in patients older than 4 years. Lennox-Gastaut Syndrome is one of the most treatment-resistant epilepsy and seizures requires a diversity of polytherapy. In recent years, publications is remarkable reporting the effectiveness of rufinamide on childhood epileptic encephalopathy and epileptic spasms, tonic seizures, myoclonic-astatic epilepsy, Dravet syndrome, and refractory partial seizures depends on the migration abnormalities. We discussed the efficiency of Rufinamide in five refractor epileptic cases which are treated rufinamide on Antalya Education and Research Hospital, Clinic of Epilepsy when established August 2011 in this letter.

8.Nonconvulsive status epilepticus: A Case Report and Literature Review
Çetin Kürşad Akpınar, Hakan Dogru, Nilgün Cengiz
doi: 10.5505/epilepsi.2015.85866  Pages 86 - 88
Nonkonvulsiv status epileptikus (NKSE), elektroensefalogramda (EEG) devamlı ve tekrarlayan nöbet aktivitesinin eşlik ettiği, konfüzyondan komaya kadar değişen çok farklı klinik tabloların izlendiği bir klinik durumdur. Sadece epilepsili hastalarda değil, daha önceden epilepsi öyküsü olmayanlarda da görülebilir. Elektroensefalografi tanı koydurucu tek laboratuvar yöntemidir. NKSE tablosu çoğunlukla zor anlaşılır ve tanı koymakta gecikilir. Tanıda gecikme NKSE’ye bağlı morbidite ve mortalite oranını arttırmaktadır. Bu sunumda enfeksiyona bağlı NKSE gelişen bir olgu sunulmuştur.
Nonconvulsive status epilepticus (NCSE) has a wide range of clinical presentations, ranging from confusion to coma accompanied by many kinds of continuous or recurrent epileptic discharges on the electroencephalogram (EEG). It may occur not only in epileptic patients but also in adults with no previous history of epilepsy. EEG is the only reliable method of diagnosing NCSE. The identification of NCSE may be particularly difficult and therefore, a high level of suspicion is essential for early diagnosis. Delay in the diagnosis of NCSE may increase morbidity and mortality. This report, we presented report of case who NCSE due to infection.

9.Super-refractory Status Epilepticus: An atypical presentation and case-based review
Chiazor Udochukwu Onyia, Morenikeji A. Komolafe, Ayo M. Adebiyi, Olusegun Oyewole, Fola A. Faponle
doi: 10.5505/epilepsi.2015.94695  Pages 89 - 94
Introduction
Super-refractory status epilepticus is known to typically arise either from a distinct underlying cause or and in patients with no history of epilepsy in whom it develops from no overt cause. It has recently presented in an unclear pattern. Presently, there are various challenges against managing this problem in resource-poor settings.
Case Presentation and discussion
We now report our recent experience and lessons learnt from a case of super – refractory status epilepticus preceeded by atypical features in a 50 year old Nigerian woman, and briefly review the current concepts of it’s management, especially with regards to resource – poor settings.
Conclusion
Super – refractory status epilepticus can present with a confusing clinical picture. Obtaining a good outcome in the management of this difficult problem is highly dependent on accurate diagnosis and prompt treatment. In view of difficulties with access to resources and facilities required for optimal care of patients with super –refractory status in resource – poor countries, newer treatment protocols to be developed in the future should take into consideration readily available options of therapy in such settings.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale