ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 20 (2)
Volume: 20  Issue: 2 - 2014
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Symptomatic Seizures in Childhood
Zuhal Yapıcı, Pınar Topaloğlu-tektürk, Derya Uludüz
doi: 10.5505/epilepsi.2014.09609  Pages 49 - 52
Semptomatik epilepsi “beynin bilinen bir lezyonu ya da bir hastalığına sekonder gelişen epilepsileri” olarak tanımlanmaktadır. Semptomatik epilepsilerin büyük bir kısmında nöbetler fokaldir ve esas olarak nöbetin ilk semptomu genellikle kaynaklandığı anatomik yeri işaret eder. Fakat çocukluk çağında her fokal nöbet bilinen bir lezyona bağlı değildir ve hatta idyopatik parsiyel epilepsiler dediğimiz grup çocukluk çağında en geniş yer tutan epilepsileri oluşturmaktadır. Perinatal hipoksi, kortikal malformasyonlar, nörokütane sendromlar, travma, tümör, enfeksiyon, metabolik ve kromozomal anomaliler genel olarak tüm çocuk yaş grubunda görülen çeşitli nöbet tablolarından sorumlu olan ve iyi bilinen nedenlerdir. Bununla birlikte semptomatik epilepsiler farklı yaş gruplarında görece farklı etyolojilerden oluşmaktadır. Yaşamın ilk yıllarında nöbet tipi sıklıkla fokaldir. Süt çocukluğu döneminde klinik nöbet tipi sıklıkla sekonder jeneralize nöbetler ve infantil spazmlar gibi çeşitlenir. Yaş büyüdükçe beyin maturasyonu ile nöbet tipleri erişkinlerin nöbet tiplerine benzemeye başlar. Ayrıca çocuklarda Lennox-Gastaut sendromu, progresif miyoklonus epilepsileri, Rasmussen ensefaliti gibi tablolar kendine özel spesifik nöbet paternleri ile karşımıza çıkar.
Symptomatic epilepsies are defined as epilepsies caused by an underlying brain condition or brain damage. In symptomatic epilepsy the majority of seizures are focal, and a seizure is anatomically localized in the area where it has originated. Actually not all childhood onset focal epilepsies result from a known lesion, and idiopathic partial epilepsies are, in fact, very widespread in the pediatric population. Perinatal hypoxia, cortical malformations, neurocutaneous disorders, trauma, tumour, infections, as well as metabolic and chromosomal abnormalities are well-known reasons behind various types of epilepsy in all childhood age groups. Nevertheless, the etiology of symptomatic epilepsies in one age group is different from that in another. Seizure is usually partial in the first years of life. The seizures in infants manifest themselves as secondary generalized and infantile spasms. As children grow older and the brain matures, the types of seizure become comparable with those of the adults’. Lennox Gastaut syndrome, progressive myoclonic epilepsies and Rasmussen encephalitis have specific seizure patterns in childhood.

RESEARCH ARTICLE
2.Prevalence of epilepsy in the university students representing a young adult population with normal intelligence
Nergiz Hüseyinoğlu, Yılmaz Palancı, Nürettin Güneş, Hatice Köse Özlece
doi: 10.5505/epilepsi.2014.81905  Pages 53 - 60
AMAÇ: Epilepsi, dünya üzerinde yaklaşık 69 milyon kişiyi etkileyen en yaygın nörolojik hastalıklardan birisidir. Özellikle genç erişkinlerde epilepsinin sosyal ve özel hayat açısından getirdiği yük oldukça fazladır. Türkiye’nin doğusunda genç erişkin nüfus arasındaki epilepsi prevalansı ve risk faktörlerine dair yapılmış bir araştırma bulunmamaktadır. Bu nedenle, çalışmamızda Türkiye’nin doğusundaki normal zekaya sahip genç popülasyonun temsilcileri olarak Kafkas Üniversitesi öğrencilerinde epilepsi prevalansı ve risk faktörlerini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmamızın örneklem grubunun sayısı en az 1135 öğrenci olarak hesaplandı. Dağıtılmış olan 2000 anketten 1829'u istatiksel analiz için kullanıldı. 43 muhtemel epilepsi olgusu ileri tetkikler için hastanemize davet edildiler. Sonuç olarak, 7 katılımcıya aktif epilepsi tanısı konuldu.
BULGULAR: 30 Aralık 2010 tarihi itibarıyla aktif epilepsinin nokta prevalansı 3.8/1000 olarak hesaplanmıştır. Epilepsi gelişiminde, febril nöbet öyküsü ve kafa travması istatistiksel olarak anlamlı risk faktörleri olarak saptanırken; cinsiyet, aile öyküsü, maddi gelir düzeyi, prematürite, doğum şekli ve akrabalık evliliği, epilepsi için istatistiksel olarak anlamlı risk faktörleri değildi.
SONUÇ: Türkiye'nin doğusundaki genç erişkin nüfusta epilepsi prevalans değerlerinin gelişmiş ülkelerdeki ile karşılaştırılabilir düzeyde olduğunu söyleyebiliriz.
OBJECTIVE: Epilepsy is one of the most common neurological diseases and involves about 69 million patients worldwide. Especially in young adults, the social and private burden of epilepsy is high. The young adult population of Eastern Turkey has not been investigated with respect to the prevalence and risk factors of epilepsy. For these reasons we aimed to investigate the prevalence and some risk factors of active epilepsy in Kafkas University students as representatives the young adults of Eastern Turkey with normal intelligence.
METHODS: The sample size for our study should consist of a minimum of 1135 students. A total of 2000 questionnaires were distributed among the students and 1829 were accepted for statistical analysis. 43 students were identified as possibly having epilepsy and invited for further investigation. As a result, 7 participants were determined to have active epilepsy.
RESULTS: The point prevalence of active defined epilepsy on December 30, 2010 was estimated to be 3.8/1000 for both sexes. The statistical analysis identified a history of febrile seizures and head trauma to be significant as risk factors for the development of epilepsy, while gender, family history of epilepsy, financial status, history of prematurity, cesarean or vaginal birth and parental consanguinity were not significant risk factors for epilepsy.
CONCLUSION: We can conclude that the prevalence of epilepsy in young adults in the eastern region of Turkey is comparable to those in developed countries.

3.Presentation to Affirmative Effect of Doxcycyline in pentylene tetrazole induced Seizures models
Oytun Erbaş, Ayşegül Özer Çelik, Bilge Piri Çınar, Volkan Solmaz, Dürdane Aksoy
doi: 10.5505/epilepsi.2014.19870  Pages 61 - 66
AMAÇ: Daha önce yapılan çalışmalarda inflamasyonun epilepsi patogeneziyle olan ilişkisi gösterilmiştir, buna göre oksidatif stresin de epilepsi patogeneziyle ilişkili olabileceği düşünülebilir. Literatürde doksisiklinin hem antiinflamatuar hem de antioksidan etkilerini inceleyen çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı Doksisiklinin muhtemel antikonvulzan etkilerini Elektroensefelografi kayıtları (EEG), laboratuar bulguları ve davranışsal bulgular eşliğinde incelemektir.
YÖNTEMLER: 36 sıçan randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup A EEG kayıtları, Group B ise davranışsal değişikliklerin incelenmesi için belirlendi. 35 mg/kg pentilentetrazol (PTZ) EEG kayıtları için, 70 mg/kg PTZ davranışsal değişiklikler oluşturmak için kullanıldı. Davranışsal değişikliklerin değerlendirilmesinde ilk miyoklonik jerk zamanı ve Racine konvulziyon skalası kullanıldı, EEG kayıtlarının değerlendirilmesinde ise spike yüzdeleri kullanıldı.
BULGULAR: yapılan istatistiksel analiz sonucunda Doksisiklin verilen gruplarda spike yüzdeleri, ilk miyoklonik jerk zamanları ve Racine konvulziyon skoları açısından Doksisiklinin olumlu etkileri tespit edildi. Ayrıca çalışmamızda doksisiklin verilen grupta Malonedialdehit seviyeleri düşmüşken, Süperoksitdismutaz seviyelerinin artmış olduğu görüldü.
SONUÇ: sunulan çalışmada Doksisiklinin PTZ indükte konvulziyonlar üzerine olumlu etkileri olduğu görğlmüştür, bu etkisini de antiinflamatuar ve nöroprotektif özellikler yoluyla olabileceğini düşünmekteyiz.
OBJECTIVE: There were some experimental and clinical evidence that inflammation in the brain is likely to predispose epileptogenesis. Also, it is thought to be oxidative stress can play a role in epilepsy. Both laboratory and clinical studies have demonstrated the antiinflammatory-antioxidant properties of doxycycline. We aimed to highlight the anticonvulsant action of doxycycline based on clinical, laboratory and EEG findings in animal models
METHODS: 36 rats were randomly divided in two groups. Group A for EEG recordings and Group B for behavioral assesment. 35 mg/kg pentylene tetrazole (PTZ) used for EEG recording and 70 mg/kg PTZ used for behavioral evaulations. For behavioral evaluations we assessed first myoclonic jerk time (FMJ) and Racine convulsion scores (RCS).
RESULTS: The groups were evaluated according to EEG records and severety of seizures. It was found to be doxcycyline is effective both time of first myoclonic jerk’ (FMJ) latency and Racine convulsion scale (RCS) scores. Besides, doxcycyline significantly decreased to percentage of spikes on electroencephalography (EEG) records. Also In current study, it was detected that Malone dialdehit (MDA) levels decreased and superoxide dismutase (SOD) activity increased in doxcycyline-treated groups.
CONCLUSION: In our study, we evaluated the anticonvulsant effects of doxycycline showed a dose dependent protective effect against PTZ-induced seizures in rats by its anti-inflammatory and neuroprotective properties.

4.Material specific memory impairment as a lateralizing finding in Temporal Lobe Epilepsy
Lutfu Hanoglu, Hakan Serdar Sengul, Ebru Erbayat, Elif Nurdan Ozmansur, Cahit Keskinkilic, Sema Demirci, Burcu Polat, Nesrin Yilmaz, Mustafa Uzan, Cigdem Ozkara
doi: 10.5505/epilepsi.2014.96967  Pages 67 - 74
AMAÇ: Belleğin materyal spesifik özelliği ile verbal bellek sol, nonverbal bellek de sağ temporal bölge ile ilişkilendirilir. Bu çalışmada hastaların bireysel olarak cerrahi öncesi dönemde verbal ve nonverbal bellek işlevleri incelenmiştir.
YÖNTEMLER: İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde TLE tanısı almış ve cerrahi tedaviye hazırlanmış toplam 137 hastada, (70 erkek ve 67 kadın) verbal ve nonverbal bellek testlerinin sonuçları nöbetlerin başladığı taraf (sağ, n=73, sol, n=56 veya bilateral n=8) ile olan ilişkileri bakımından incelenmiştir. Verbal bellek için sözel bellek süreçleri testi (SBST) ve nonverbal bellek işlevleri için Wechsler Memory Scale görsel alt test (WMS/G) testleri uygulanmıştır.
BULGULAR: Sol TLE’li hastaların % 44.6’ sı, sağ TLE’li hastaların ise % 5.5’i materyal spesifik bellek bozukluğu göstermiştir. Hastaların büyük çoğunluğunda hem verbal, hem de nonverbal bellek testleri normal sınırlar içerisinde izlenmiştir (sol TLE % 28.6 / sağ TLE % 50.7). Ayrıca hem verbal, hem de nonverbal belleğin etkilendiği, “global” bir etkilenme de oldukça sık izlenmiştir (sol TLE % 21.4/ sağ TLE % 17.8). Sol TLE’li hastalarda sağ temporal loba atfedilen nonverbal bellekte düşük performans gösteren hasta sayısı az (% 5.4) iken sağ TLE’li hastalarda bu oran oldukça yüksektir (% 26).
SONUÇ: Bireysel değerlendirmede sağ TLE`li hastalarda karşı tarafa ait materyal spesifik bellekte düşük performans izlenmesi materyal spesifite teorisinin gözden geçirilmesini gerektirir.
OBJECTIVE: Verbal memory is associated with left and non-verbal memory is associated with right temporal lobe because of the material specificity of the memory. In this study, it is examined verbal and nonverbal memory functions by individual assessment of the patients during presurgical period.
METHODS: Total of 137 patients (70 men and 67 women) who were diagnosed for TLE and prepared for surgical treatment at Istanbul University Cerrahpasa School of Medicine were assessed for the association of verbal and nonverbal test results and the side of the seizure origin (right n=73 left, n=56 or bilateral n=8). Verbal memory processing scale (SBST) for verbal memory and Wechler Memory Scale Visual Subtest (WMS/G) for non-verbal memory functions were applied to the patients.
RESULTS: 44.6% of patients with left TLE but 5.5% of right TLE showed material specific memory impairment. Both verbal and nonverbal memory tests were seen in normal limits in the majority of the patients (left TLE 28.6%, right TLE 50.7%). Besides, `global` effect in which verbal and also nonverbal memory were affected was seen quite frequently (left TLE 21.4%, right TLE 17.8%). While the number of the patients with left TLE who showed incompatible low performance on nonverbal memory was low (5.4%), this rate was found to be quite high in patients with right TLE (26%).
CONCLUSION: In individual evaluation, observation of low performance on material specific memory of contralateral side in patients with right TLE requires overview.

5.Hot water epilepsy: Is it an autosomal dominant inherited disorder?
Semiha Kurt, Serbülent Yiğit, Hatice Karaer Ünaldı, Yüksel Kaplan, Dürdane Aksoy, Betül Çevik, Volkan Solmaz, Orhan Sümbül
doi: 10.5505/epilepsi.2014.14622  Pages 75 - 81
AMAÇ: Banyo sırasında sıcak suyun etkisiyle oluşan refleks epilepsi, sıcak su epilepsisi (SSE) ya da banyo epilepsisi olarak adlandırılmaktadır. Epilepsi sendromlarında genetiğin rolü uzun süredir bilinmektedir. Bu çalışmada aile öyküsü mevcut SSE’li 5 olgunun aile ağaçları çizilerek kalıtım paterninin tanımlanması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Pozitif aile öyküsü olan 5 indeks olgunun aile ağaçları çizildi ve aile bireyleriyle görüşüldü. Hastaların yaşları, cinsiyetleri, nöbet tipi (ILAE sınıflandırma ölçeğine göre sınıflandırılan), nöbet sıklığı, nörolojik muayene bulguları, EEG ve varsa beyin MRG sonuçları ile kullanılan ilaçlar kaydedildi.
BULGULAR: Beş aileden 16 kişi çalışmaya alındı. Olguların yaşları 15-73 arasında değişiyordu. On tanesi erkek, 6 tanesi kadındı. Ailelerin dördünde akraba evliliği olmaksızın en az 2 kuşak boyunca SSE’li olgular vardı. Bir ailede ise akraba evliliği ve iki kuşakta SSE olguları mevcuttu.
SONUÇ: Aile ağaçları değerlendirildiğinde, bir aile hariç, aynı ailede akraba evliliği yapmayan bireyler arasında da hastalığın en az iki kuşakta görüldüğü dikkati çekmiştir. Bizim verilerimiz SSE’nin kalıtım paterninin penetrans ve ekspresivite eksikliği gösteren otozomal dominant olabileceğini düşündürmektedir.
OBJECTIVE: Hot water epilepsy (HWE), also called as bathing epilepsy is a reflex epilepsy in which seizures are triggered by the stimulus of bathing in hot water. The relationship between epilepsy syndromes and genetic have been known for a long time. In this study, we aimed to determine the inheritance pattern of the five HWE cases with a positive family history.
METHODS: Pedigrees of the five index cases had a positive family history were drawn and their family members were interviewed. Age, sex, seizure types (classified according to ILAE Task Force on Classification and Terminology), seizure frequency, neurological examination findings, if available EEG and MRI results of patients were recorded.
RESULTS: Sixteen patients from five families were included in the study. The patients (ten male, six female) were between 15 and 73 years of age. Four families without consanguineous marriage had patients with HWE at least two generations. One family with consanguineous marriage had with HWE two generations.
CONCLUSION: When analyzed pedigrees, except one family, the disease appears at least two generation in the same family without consanguineous marriage. Our data suggest that the HWE may be an autosomal dominant inherited disorder with low-penetrance and low-expressivity.

6.Comparison Of Psychiatric Features Between Conversion Disorder And Epilepsy Patients With Non-Intractable Seizure
Evrim Özkorumak, Sibel Gazioğlu, Ahmet Tiryaki, Sibel K.velioğlu, Pınar Kızılay
doi: 10.5505/epilepsi.2014.95967  Pages 82 - 86
AMAÇ: Epilepsi hastalarının ruhsal durumu birçok çalışmada değerlendirilmiştir. Epilepsi hastalarında psikiyatrik eştanılar sıktır. Bu çalışmanın amacı konversiyon bozukluğu olan hastaların, epilepsi hastalarının sağlıklı kontrollerle psikopatolojik özellikler açısından karşılaştırılmasıdır.
YÖNTEMLER: Örneklem üçüncü basamak bir merkezde bulunana psikiyatri ve nöroloji klniklerine ayaktan başvuran hastalar arasından oluşturulmuştur. Çalışma evrenini benzer yaş ve eğitimde olan 32 Konversiyon Bozukluğu olan 32 kadın, epilepsisi olan 30 kadın ve sağlıklı 31 oluşturmaktadır. Psikopatolojik durum kısa semptom envanteri, somatoduyusal abartma ölçeği ve sosyodemografik bilgi formu ile değerlendirilmiştir.
BULGULAR: Sosyodemeografik özellikler 3 grup arasında farklılık göstermemiştir. Kısa semptom envanterinin alt ölçekleri konversiyon bozukluğu olan hastalarda epilepsi hastalarından yüksek ve epilepsi hastalarında sağlıklı kontrollerden yüksek bulunmuştur. Fakat somatoduyusal abartma ölçeği yalnız konversiyon bozukluğu olan hastalarla ile sağlıklı kontroller arasında fark göstermiştir.
SONUÇ: Üç grubun psikopatolojik özellikleri birçok maddede farklılıklar göstermektedir. Bu epilepsi hastalarının ruhsal durumunun nöbetle ilişkili klinik özelliklerden farklı etmenlerle belirlendiğini gösterir.
OBJECTIVE: Mental state of the patients with epilepsy has been evaluated in various studies. psychiatric comorbidities are known to be relatively frequent in patients with epilepsy. The aim of this study was to compare the psychopathological features of patients with conversion disorder (CD), epilepsy with nonintractable seizures with healthy controls.
METHODS: The sample recruited from psychiatry and neurology outpatient clinics in a tertiary care center. The study population consisted of 32 female patients with CD, 30 female patients with epilepsy and 31 female healthy controls with similar age and education level. The psychopathological state was assessed by clinical measures including Brief Symptom Inventory, Somatosensory Amplification Scale and a sociodemographic data form.
RESULTS: Sociodemographic features did not differ between the groups. The subscales of Brief Symptom Inventory were significantly higher in patients with conversion disorder than epilepsy, and in patients with epilepsy than the healthy control. But Somatosensory Amplification Scale differ significantly only between patients with conversion disorder and healthy control.
CONCLUSION: The psychopathological features of three groups differ in most of the items. More severe psychopathological symptoms in epileptic patients than the healthy control but milder than Conversion Disorder may imply that mental state of patients with epilepsy is determined by different factors other than the clinical factors related with seizure.

CASE REPORT
7.Atypical Sporadic Creutzfeldt-Jakob disease mimicking nonconvulsive status epilepticus
Ali Ulvi Uca, Bülent Oğuz Genç, Figen Güney, Zehra Akpınar
doi: 10.5505/epilepsi.2014.86158  Pages 87 - 92
Sporadik Creutzfeldt-Jakob hastalığı (sCJH) prion hastalıkları (insan bulaşıcı subakut spongioform ensefalopatiler) arasında en sık görülenidir. Miyoklonus, ilerleyici demans ve periyodik elektroensefalografi aktivitesi gibi karakteristik bulguların birlikte olduğu hastada tanıyı koymak kolay olabilir. Olağandışı belirti ve bulguların ilave olduğu olgularda tanı koymada sorunlar ortaya çıkabilir. Bu yazıda; depresyon, demans, refrakter nonkonvulzif status epileptikus ön tanılarıyla izlenen ve daha sonra sCJH tanısı konan 65 yaşında bir kadın hasta sunulmaktadır.
Sporadic Creutzfeldt-Jakob disease (sCJD) is the most common disorder among the very rare human transmissible subacute spongiform encephalopathies. Although the characteristic triad of myoclonus, dementia, and periodic EEG activity is easy to recognize, unusual manifestations of the disease may be challenging and create a diagnostic dilemma. In this case report we describe a 65-year-old male patient who was initially followed with a prediagnosis of depression, dementia, refractory nonconvulsive status epilepticus and later was diagnosed with CJD.

8.Mental Deterioration and Seizure During Dental Procedure After Lidocaine Injection
Amber Eker, Senem Mut, Hüseyin Kaya Süer, Mohammed Muhareb
doi: 10.5505/epilepsi.2014.44366  Pages 93 - 97
36 yaşında bayan hastada enfekte diş çekimi sonrası yarım saat içerisinde bilinçte tedrici ve hızlı şekilde kapanma ve tüm ekstremitelerde tonik kasılma gözlenmiş. Başvurusundaki nörolojik muayenesinde bilinci kapalı olan hasta santral ve periferden verilen ağrılı uyaran ile ekstansör kasılmaktaydı. Acil beyin MR incelemesinde akut serebrovasküler olay, parankimal ve meningeal inflamasyon ile uyumlu bulgu saptanmadı. Ayrıntılı biyokimyasal ve beyin omurilik sıvısı incelemesinde kliniği açıklayacak metabolik veya enfeksiyöz patoloji saptanmadı. Çekilen EEG’de zemin aktivitesi özellikle sentral alanlarda ileri derecede yavaştı. Konfüzyonu devam eden hasta dönem dönem opistotonus pozisyonu almaktaydı. İv. Diazem uygulanmasını takiben bilinçte hızlı ve tedrici şekilde düzelme izlendi. Nörolojik muayenesi normale dönen hastanın çekilen kontrol EEG’sinde zemin aktivitesi hızında belirgin düzelme olduğu gözlendi. Daha önce epilepsi öyküsü olmayan bir olguda dental girişim sırasında uygulanan lokal anestetik ilişkili mental değişiklik ve nöbet gelişimi sunulacaktır.
We report a case of 36 years old female patient who had mental deterioration and generalized tonic seizure after removal of an infected tooth. During administration she was unconscious and she gave extensor response after painful stimulus. Urgent Cranial Magnetic Resonance Image was applied and acute cerebrovascular disease, paranchymal and meningeal inflammation was ruled out. Detailed investigation of cerebrospinal fluid didn’t show any metabolic or infectious pathology. EEG showed slow wave activity especially at the central regions. After 2-3 hours the patient was still confused with episodic opisthotonos position. Diazepam infusion was applied and patient had a rapid recovery. She was conscious and her neurological examination was normal. Her repeated EEG showed dramatic improvement. We will discuss a case who didn’t have any history of epilepsy and had a tonic seizure and mental deterioration after lidocaine injection during a dental procedure.

9.Primum non nocere: A case of valproate encephalopathy
Hasan Hüseyin Kozak, Ali Ulvi Uca
doi: 10.5505/epilepsi.2014.84755  Pages 98 - 101
Valproic acid (VPA) is a traditional antiepileptic which used in the treatment of some types of epileptic seizures. Encephalopathy is side effect of VPA which leads to rare but serious results and hyperammonia may be accompanied by one of these statements. It is specified that asymptomatic hyperammonia which VPA revealed is 20% and the incidence of symptomatic hyperammonia is 5%. VPA induced hyperammonia pathogenesis is not fully understood. In this article we present a 60-year-old male patient who was diagnosed VPA induced encephalopathy. The case presented is the first in the literature, in that, in a patient previously taking valproate and whose encephalopathy unmonitored, valproate has been used after repeated seizures and after that encephalopathy has emerged.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale