ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 20 (1)
Volume: 20  Issue: 1 - 2014
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Current Diagnosis, Treatment and Etiology of Status Epilepticus
Çetin Kürşad Akpınar, Nilgün Cengiz
doi: 10.5505/epilepsi.2014.38039  Pages 1 - 10
Status epileptikus (SE) belirgin morbidite ve mortaliteye neden olan, hızlı tanı ve tedavi gerektiren acil bir durumdur. SE konvulziv ve nonkonvulziv olarak ikiye ayrılabilsede tedavi prensipleri genellikle benzerdir. Tedavi bir an önce başlanarak, altta yatan neden düzeltilmelidir. İlk basamak tedavi daha düşük relaps riski nedeniyle i.v lorezapam olsa da ülkemizde bulunmadığından ilk seçenek diazepamdır. İntravenöz (IV) benzodiazepin nöbeti durdursa bile IV antiepileptik ilaç (Fenitoin vb.) yükleme dozunda uygulanmalıdır. Dirençli SE hastası, vital, respiratuvar, metabolik ve hemodinamik yönden desteklenmeli ve serebral elektriksel aktivitenin izlenmesi için yoğun bakım ünitesinde takip edilmelidir. Etiyolojideki en sık neden antiepileptik ilacın kesilmesidir. SE tedavisi ile nöbetin durdurulması, nöbet tekrarı ve komplikasyonların önlenmesi amaçlanmaktadır. Bu yazıda SE’un güncel tanı, tedavi ve etiyolojisi değerlendirilmiştir.
Status Epilepticus (SE) is a medical emergency that causes significant morbidity and mortality and requires prompt diagnosis and treatment. Although SE can be divided into two subgroups as convulsive and nonconvulsive, treatment principles are generally similar. Treatment should be prompt and underlying cause should be corrected. Although intravenous lorazepam is the first-line treatment due to a lower risk of relapse, diazepam becomes the first choice since loeazepan is not available in our country. Even though intravenous benzodiazepine stops seizures, intravenous antiepileptic drug (phenytoin, etc.) should be administered at a loading dose. Patients with refractory status epilepticus should be supported with respect to vital, respiratory, metabolic and hemodynamic aspects and followed up in an intensive care unit to monitor cerebral electrical activity. The most common cause in the etiology is the cessation of antiepileptic drugs. The aim of SE treatment is to stop seizures and prevent complications and recurrence. In this paper, current diagnosis, treatment and etiology of SE are reviewed.

RESEARCH ARTICLE
2.Epileptic Seizures Related to Cerebral Venous Sinus Thrombosis: Clinicoradiological Findings and Cases of Delayed Diagnosis.
Nergiz Hüseyinoğlu, Hatice Köse Özlece, Ürfettin Hüseyinoğlu, Metin Ekinci, Ataman Serim
doi: 10.5505/epilepsi.2014.30502  Pages 11 - 16
AMAÇ: Çalışmamızda, epileptik nöbet ve status epileptikus gelişen serebral venöz sinus trombozlu hastaların klinik ve radyolojik özellikleri ile yanlış veya gecikmiş tanı nedenlerini sunmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: Çalışmaya Kasım 2012- Kasım 2013 tarihleri arasında yoğun bakım ünitesinde epileptik nöbet veya status epileptikus ile takip edilen ve serebral venöz tromboz tanısı alan 9 hasta dahil edildi. Tüm hastaların ayrıntılı nörolojik ve oftalmolojik muayeneleri ve elektroensefalografi, kranial tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve manyetik rezonans venografileri yapıldı. Ayrıca daha önceki nöropsikiyatrik hastalık öyküleri, başvuru semptomları, başvurdukları hekim branşları ve tedavi protokolleri kaydedildi.
BULGULAR: Tüm hastalarda hastaneye başvuru esnasında en önemli semptom baş ağrısı idi. Tüm hastalar subakut bir progresyon göstermişlerdi. Beş hastada konvulsif ve bir hastada nonkonvulsif status epileptikus tablosu gelişti. Altı hasta nöbet ile başvurmuştu (nöbetler hasta tanı almadan önce oluşmuştu). 5 ve 6 numaralı hastalar dışında tüm hastalarda superior sagittal sinüs etkilenmişti. Hastaların ön tanılarından bazıları arasında eklampsi, dissosiyatif bozukluk, subaraknoid hemoraji, migren ve psikiyatrik hastalıklar yer almakta idi.
SONUÇ: Çok farklı klinik tablolar ile presente olan serebral venöz trombus hastalarının bulguları özellikle psikiyatrik hastalıklar ile benzerlik göstermektedir. Bu nedenle tanı ve tedavide gecikmeler yaşanabilmekte ve bu durum nöbetler ve özellikle status epileptikus gibi ciddi tablolara yol açabilmektedir.
OBJECTIVE: We aimed to describe clinicoradiological findings and determine some causes of misdiagnosis or delay in diagnosis of patients with epileptic seizures and status epilepticus related to cerebral venous sinus thrombosis.
METHODS: Nine patients with seizures or status epilepticus associated with cerebral venous sinus thrombosis, admitted to the intensive care unit between November 2012 and November 2013, were included in the study. Full neurological and ophthalmological examinations, electroencephalography, computerized tomography, magnetic resonance imaging and magnetic resonance venography were performed on all of the patients. Also, previous history of neuropsychiatric disorders, initial findings of cerebral venous sinus thrombosis, specialties, where they were initially directed, and treatment interventions were recorded.
RESULTS: The main initial clinical symptom was headache in all patients. All patients had a sub-acute progression of disease. Five patients had convulsive, one had non-convulsive status epilepticus. Six patients had presenting seizures (i.e., seizures occurred before confirmation of diagnosis). The superior sagittal sinus was affected in all cases, except in patients 5 and 6. Initial diagnoses in some patients were eclampsia, dissociative disorder, subarachnoid hemorrhage, migraine, and psychotic disorder.
CONCLUSION: Different clinical presentations of cerebral venous sinus thrombosis and the need for differential diagnosis with respect to similar neuropsychiatric diseases often cause the delay of early diagnosis and treatment of cerebral venous sinus thrombosis, and thus lead to the development of epileptic seizures and even status epilepticus.

3.Quality of Life and Sleep in Young Male Patients with Epilepsy
Halit Yaşar, Semih Alay, Tansel Kendirli, Hakan Tekeli, Mehmet Güney Şenol, Türker Türker, Mehmet Saraçoğlu
doi: 10.5505/epilepsi.2014.39358  Pages 17 - 22
AMAÇ: Epilepsi hastalarının yaşam ve uyku kalitesini birçok faktör etkilemektedir. Bu faktörlerin tanınması yaşam ve uyku kalitesinin arttırılması açısından önemlidir. Çalışmamızın amacı, genç erkek epilepsi hastalarında sosyo-ekonomik ve klinik değişkenlerin, yaşam kalitesi ve uykuyu nasıl etkileyebileceğini incelemektir.
YÖNTEMLER: Çalışmaya hastanemizin nöroloji polikliniğinde epilepsi tanısı konulmuş ve izlem altında olan erkek hastalar dahil edildi. Tüm hastalara, aynı nöroloji uzmanının gözetimi altında, epilepsi hastaları için yarı yapılandırılmış bir görüşme formunun yanında Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği (EYK-31), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Pittsburgh Uyku Bozuklukları İndeksi (PUKİ) uygulandı. Son olarak elde edilen test sonuçlarının epilepsi hastalarında sosyo-ekonomik ve klinik faktörler ile ilişkisi değerlendirildi.
BULGULAR: Hastalarımızın Epilepside Yaşam Kalitesi-31 (EYK-31) ölçeği alt skorlarında en düşük skor nöbet endişesinde izlenmiştir. Yaş, hastalık ve ilaç kullanım sürelerinin EYK-31 toplam skoru, BDÖ ve PUKİ skorları üzerine anlamlı etkisi saptanmamıştır. Ekonomik durumu orta-iyi düzeyde olanların EYK-31 toplam skorları ekonomik durumu kötü olanlara göre daha iyi bulunmuştur. Aylık nöbet sayısı sık olanların seyrek olanlara göre nöbet geçirme endişeleri ve tükenmişlikleri daha fazla bulunmuştur. Yine sık nöbet geçirenlerin uyku bozukluk skorları daha kötü bulunmuştur.
SONUÇ: Epilepsi hastalarımızda nöbet geçirme endişesi yüksektir. Diğer taraftan düşük ekonomik durum, sık atak geçirme, uyku bozukluğu ve depresif belirtilerin varlığı yaşam kalitesini düşürmektedir. Bu faktörlerin tanınması ve düzeltilmesi hastaların yaşam ve uyku kalitesini, ek olarak tedaviye uyum ve başarıyı arttıracaktır.
OBJECTIVE: In epilepsy patients many factors affect the quality of the life and sleep. The determinations of these factors are important in the dimension of improving both quality of life and sleeping. The aim of our study is to examine how socio-economic and clinical variables might influence the quality of life and sleep in young male patients with epilepsy.
METHODS: Participants were recruited from our outpatient clinic and diagnosed as epilepsy by a neurologist. Only male patients were included. All patients completed a semi-structured interview form for epilepsy patients as well as the Quality of Life in Epilepsy Inventory (QOLIE-31), the Beck Depression Inventory (BDI) and Pittsburgh Sleep Disorders Index (PSDI) under the supervision of the same neurology specialist. Finally, obtained test results in epilepsy patients were evaluated and examined the relationship among socio-economic and clinical factors.
RESULTS: The lowest score of the QOLIE-31 sub-scores of the patients were about “seizure concern”.Age, duration of the disease and drug use did not significantly effect the total scores of QOLIE-31, BDI and PSDI. QOLIE-31 total scores of patients with moderate-to-good level of economic status were better than the ones with poor economic status. Patients with frequent number of seizures had more concerns and burnout than the ones with rare number of seizures. Also sleep disorder scores were worse with the patients who had frequent seizures.
CONCLUSION: Epilepsy patients have high anxiety to have seizure. On the other hand low economic status, having frequent number of seizures, sleep disturbances and presence of depressive symptoms decrease the quality of life. Detection and correction of these factors would improve sleep and quality of life in these patients and also would increase treatment compliance and success.

4.Efficacy of Vagus Nerve Stimulation in Patients with Drug Resistant Epilepsy
Mecbure Nalbantoğlu, Çiğdem Özkara, Naz Yeni, Veysi Demirbilek, Cengiz Yalçınkaya, Şakir Delil, Taner Tanrıverdi, Mustafa Uzan
doi: 10.5505/epilepsi.2014.98698  Pages 23 - 28
AMAÇ: Vagal Sinir Stimülasyonu (VNS), tedaviye dirençli epilepsi hastalarında uygulanan, vagal sinirin ekstrakraniyal bölümünün uyarımına dayanan, alternatif bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada medikal tedaviye dirençli olup VNS uygulanan hastalar gözden geçirilerek sonuçları değerlendirilmiştir.
YÖNTEMLER: 2005 yılından Haziran 2013 tarihine kadar kliniğimizde takip edilen VNS uygulanmış hastalar gözden geçirilmiştir. Hastaların demografik ve klinik ozellikleri ve VNS sonrası nöbet sonlanımı değerlendirilmiştir.
BULGULAR: VNS uygulaması yapılan 35 hasta (24 erkek, 11 kadın ), yaş ortalaması 13.7 yıl + 8.2 (7-40 yıl) çalışmaya dahil edilmiştir. Ortalama VNS takılma yaşı 17.17 yıl + 8.4 (4- 35 yıl), VNS uygulanması sonrası ortalama takip süresi 26 ay + 19.2 (3- 84 ay) olarak hesaplanmıştır. Hastaların %48.5’i parsiyel nöbetler geçirmektedir. Hastaların %80’i tedaviye yanıtlı, %20’si yanıtsız grupta yer almaktadır.
SONUÇ: Vagal Sinir Stimülasyonu, dirençli epilepsi hasta grubunda nöbet sıklığı ve şiddetinin hafifleyebilmesi, kognitif ve davranışsal iyileşme sağlayabilmesi ile hastaların yaşam kalitelerini arttırabilen alternatif bir tedavi yöntemidir.
OBJECTIVE: Vagal Nerve Stimulation (VNS), is an adjunctive therapy approved for use in patients with refractory epilepsy, based on stimulation of the exctracranial part of the vagus nerve. In this study, we provide an analysis of seizure outcomes after VNS implantation for pharmacologically resistant epilepsy patients.
METHODS: We reviewed all patients who had VNS implantation in our center from 2005 to June 2013. Patient outcomes were evaluated using the VNS-specific outcome scale.
RESULTS: This study consisted of 35 patients; 24 male (68.57%) and 11 females (31.42%). The mean age of patients was 13.7 years + 8.2 (7-40 years). The mean age at VNS implantation was 17.17 years + 8.4 (4- 35 years). The mean duration of VNS therapy was 26 months + 19.2 (3- 84 months). The 80% of our patients were in the responders, 20% of them were in the nonresponders group.
CONCLUSION: Vagal nerve stimulation, is an alternative treatment approach. Given the potential for cognitive, behavioural improvement with or without improved seizure control, VNS may be considered in the course of treatment of refractory epilepsy.

5.The Effect of Valproic Acid or Carbamazepine at Bone Metabolism in Epileptic Patients
Yılmaz Çetinkaya, Hayrünnisa Sezikli, Duygu Ekmekçi, Zeynep Baştuğ Gül, Kemal Tutkavul, Hülya Tireli
doi: 10.5505/epilepsi.2014.83702  Pages 29 - 34
AMAÇ: Bu çalışmada, uzun süre karbamazepin ve valproik asit kullanan epileptik hastalarda, tedavinin kemik metabolizması üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlandı.


YÖNTEMLER: Çalışmaya en az 1 yıl süreyle karbamazepin ya da valproik asit monoterapisi alan olgular ve sağlıklı kontrol grubu alındı. Hastaların ve kontrollerin serum kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz ve osteokalsin düzeyleri ile idrarda deoksipiridin düzeyleri ölçüldü.
BULGULAR: Karbamazepin monoterapisi alan hasta grubunda kontrol grubuna oranla alkalen fosfataz düzeyi anlamlı olarak yüksekti.
Valproik asit monoterapisi alan hasta grubunda ise kontrol grubuna oranla kalsiyum, fosfor ve osteokalsin düzeyleri anlamlı olarak yüksekti..
Karbamazepin ve valproik asit monoterapisi alan hastalarda kontrol grubuyla karşılaştırıldığında idrarda kemik yıkımı için spesifik bir markır olan deoksipiridin ile anlamlı ilişki bulunmadı.
SONUÇ: Kemik metabolizması bozukluğunun en önemli sonucu osteoporoz, osteomalazi ve fraktürdür. Kronik valproik asit kullanımı sonrası kemik metabolizmasının etkilenmesi ile kırık riskinde artış mevcuttur.
OBJECTIVE: In this study, we evaluated the effects of the chronic use of carbamazepine and valproic acid on the bone metabolism in patients with epilepsy.


METHODS: We measured serum levels of calcium, phosphorus, alkaline phosphatase, osteocalcin, and urinary deoxypyridinoline in normal controls and in epilepsy patients taking carbamazepine or valproic acid as monotherapy for at least one year.


RESULTS: Alkaline phosphatase levels were significantly higher in carbamazepine group when compared to controls.
Calcium, phosphorous and osteocalcine levels were significantly elevated in the valproic acid group as compared with controls. Deoxypyridinoline is specific marker of bone resorption and osteoclastic activity which is excreted unmetabolized in urine. Deoxypyridinoline levels did not differ significantly among the patient versus control groups.
CONCLUSION: The most important results of the bone metabolism disorder are osteoporosis, osteomalacia and fractures. The risk of fractures may increase in epilepsy patients on valproic acid treatment, because the bone metabolism is inversely affected from the chronic use of this drug.


6.Epilepsy profile in elderly patients
Cemile Handan Mısırlı, Neşe Erdoğan, Figen Tunalı, Deniz Ak Tura, Tuba Tanyel
doi: 10.5505/epilepsi.2014.79663  Pages 35 - 38
AMAÇ: Yaşlı hastalarda epilepsi insidansı nüfusun yaşlanmasıyla birlikte gittikçe artmaktadır. Genç erişkinlere göre nöbet semiolojisi daha farklıdır ve nöbetlerin tanınması zordur. Bu çalışmada 65 yaş üzerindeki epilepsi nöbetlerinin özellikleri araştırıldı.
YÖNTEMLER: Epilepsi polikliniğine başvuran ve yaşları 65 üstünde olan, en az 2 yıldır izlenen 196 hasta retrospektif olarak araştırıldı.
BULGULAR: Yüzdoksanaltı hastanın 80’i fokal, 102’si jeneralize, 14’ü belirlenemeyen tipte nöbeti vardı. Etyolojide ilk sırayı 112 hasta ile inme sonrası nöbetler aldı. Yüzkırksekiz hastada monoterapi, 48 hastada politerapi ile nöbetler kontrol altında idi.
SONUÇ: Yaşlı hastalarda nöbetler zor tanınmasına rağmen uygun tedavi ile kontrolleri zor değildir ve çoğu monoterapi ile iyi seyrederler.
OBJECTIVE: The incidence of epilepsy is high among elderly patients and rises up as the population gets older. The seizure semiology is different than the younger adults and difficult to recognize. In this study, we investigated the specialities of the epileptic seizures in the patients older than 65 years old.
METHODS: We analyzed retrospectively 196 patients who are older than 65 years old and were followed in the outpatient epilepsy clinic for at least 2 years.
RESULTS: In 196 patients, 80 had focal seizures, 102 had jeneralized seizures and 14 had undefined seizures. Post-stroke seizures in 112 patients were at the first line in etiology. Seizures were responsive to treatment as monotherapy in 148 patients and as politherapy in 48 patients.
CONCLUSION: Instead of recognizing difficultly the seizures in the elderly, the treatment control is not hard and monotherapy is enough for many patients.



CASE REPORT
7.Pericallosal lipomas: aetiology of symptomatic epilepsy or incidental thalamic involvement with idiopathic generalized epilepsy?: Two case reports.
Ahmet Kasım Kılıç, Serap Saygı
doi: 10.5505/epilepsi.2014.92485  Pages 39 - 42
Intracranial lipomas are regarded as congenital malformations of the meninx primitiva. Here we present two patients with pericallosal lipomas extending to the thalamus. They had generalized tonic–clonic seizures. Electroencephalograms showed generalized spike-wave discharges. It is known that the thalamus is important in the formation of sleep spindles and spike-wave discharges. Thalamic involvement by lipomas may play a role in the generation of generalized spike-wave discharges and epileptogenesis in these patients.

8.Acute Ischemic Cerebrovascular Disease Clinical and Imaging Findings in an Epileptic Case
Ferda İlğen Uslu, Nerses Bebek, Oğuzhan Çoban, Ayşen Gökyiğit
doi: 10.5505/epilepsi.2014.03511  Pages 43 - 48
Diffuzyon ağırlıklı magnetik rezonans görüntülemede (DAG) hiperintensite ve ‘apparent diffusion coefficient’ (ADC) haritalamasında hipointensite sitotoksik ödemi gösteren bir bulgudur. Bu değişiklikler akut iskemik serebrovasküler olay için tipiktir. Epileptik nöbetlere eşlik eden beyin tomografisi (BT) ve magnetik rezonans görüntülemelerinde (MRG) geçici görüntüleme bulgularının varlığı bilinmektedir. Hayvanlarda parsiyel status epileptikus (PSE) esnasında yapılmış MRG çalışmalarında epileptik alanda sitotoksik ödemi düşündüren DAG ve ADC anormallikleri ve benzer bulguların insanlarda da oluştuğu gösterilmiştir. Epilepsi ile birlikteliği bilinen ve geçici MRG değişiklikleri yapan diğer durumlar migren ve geçici iskemik ataktır. Yeni başlangıçlı migrenöz baş ağrıları, tekrarlayan duysal yakınmalarının ardından gelişen güçsüzlük ve geçici MRG bulguları izlenen 44 yaşında bir hastanın ışığında geçici MRG bulguları saptanabilen nörolojik hastalıklar tartışılmıştır.
Hyperintensity at diffusion weighted magnetic resonance imaging (DWI) and hipointensity at ‘apparent diffusion coefficient’ (ADC) mapping are indicators of cytotoxic edema. These changes are typical for acute ischemic cerebrovascular accidents. During epileptic seizures, transient imaging findigs can be seen in the cranial computed tomography and magnetic resonance imaging. MRI studies during partial status epilepticus in animals show DWI and ADC anomalies which can be related to cytotoxic oedema. Same findings can also be seen in humans. Migraine and transient ischemic attacks can cause transient changes in the MRI which may also accompany epileptic seizures. We discuss here a 44 years old patient who had sensorial complaints and weakness after new onset migraine -like headache accompanied by transient MRI findings.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale