ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 2 (3)
Volume: 2  Issue: 3 - 1996
Hide Abstracts | << Back
1.GENETICS OF EPILEPSY
R Mark GARDINER
Pages 113 - 118
Epilepsili hastaların yaklaşık yüzde kırkının etyolojisinde genetik katkıdan söz edilebilir. Nöronlardaki genetik kontrol dolaylı veya dolaysız olabileceğinden sınıflandırmaya yönelik çeşitli girişimler bulunmaktadır. Kalıtım mekanizmaları göz önüne alınarak gerçekleştirilen sınıflamada üç ana grup bulunmaktadır: Mendelyan hastalıklar, mendelyan olmayan veya kompleks hastalıklar, ve kromozomal hastalıklar. Bir başka ayrım ise, tekrarlayan nöbetlerin çeşitli semptomları olan nörolojik hastalığın bir parçası olarak ortaya çıktığı epilepsiler ile tekrarlayan nöbetlerin nörolojik ve kognitif olarak tamamen normal kişilerde ortaya çıktığı epilepsileri belirlemeye yöneliktir. Bu yazıda, gen haritalandırması ve klonlamasında günümüzdeki gelişmeleri yansıtma düşüncesiyle bazı epilepsiler üzerinde durulmuştur.
In about forty percent of patients with epilepsy a genetic contribution to aetiology has been estimated to be present. There may be a direct or indirect genetic control on neurons so there are various approaches for the classification. Categorization according to the mechanisms of inheritance identifies three groups of genetic epilepsies: mendelian disorders, non-mendelian or complex diseases, and chromosomal disorders. A second distinction is to identify the epilepsies in which recurrent seizures are one component of a multi-faceted neurological phenotype, and those in which recurrent seizures occur in otherwise neurologically intact individuals. In this article a selection of individual epilepsies are considered to illustrate current progress in gene mapping and cloning.

2.CHILDHOOD EPILEPSY WITH OCCIPITAL PAROXYSMS
A Destina YALÇIN, Hulki FORTA
Pages 119 - 122
Oksipital paroksizimli çocukluk çağı epilepsisi (OPÇÇE) iyi huylu epilepsiler içinde yer alır. Nöbetlerin başlangıç yaşı 15 ay ile 17 yaş arasında değişir. Görsel iktal semptomlar, bu epilepsi için oldukça tipiktir. Başağrısı ve kusma OPÇÇE'de hem iktal hem de postiktal fenomen olarak görülebilir. Bu tanıyı alan çocuklarda nöbetlerden bağımsız olarak beliren migren tipi başağrıları da bulunabilir. Bu derlemede OPÇÇE'deki nöbetlerin semiyolojisi, elektroensefalografik özellikleri, tanı ve tedavi seçenekleri irdelenmiştir.
Childhood epilepsy with occipital paroxysms (CEOP) is a benign form of epilepsy. The onset of seizures varies between the ages of 15 months and 17 years. Visual ictal symptoms are typical for this type of epilepsy. Headache and vomiting can be observed both as ictal and postictal symptoms. Patients with CEOP can have migraine that appears independently from seizures. In this paper, we reviewed the semiology of seizures, electroencephalographic features, together with the diagnosis and treatment of CEOP.

3.EPILEPSY SURGERY AND NEUROPSYCHOLOGICAL EVALUATION IN ADULTS
Lütfü HANOĞLU
Pages 123 - 126
Günümüzde epilepsi tedavisinde cerrahi yaklaşım giderek önemi artan bir alan haline gelmektedir. Epilepsi cerrahisine hazırlık sürecinin önemli bir basamağını nöropsikometrik değerlendirme oluşturmaktadır. Bu yazıda epilepsi cerrahisine hazırlık amacıyla yapılan nöropsikometrik incelemenin amaçlan, değerlendirilmesi, prosedür ve hazırlığa katkıları gözden geçirilmiştir.
Surgical interventions in the management of epilepsy, have gained importance in recent years. In an epileptic patient regarded as a candidate for surgery, neuro-psychological evaluation is an essential part of the preparatory presurgical procedure. In this article, the aim of the presurgical neuropsychological evaluation, interpretation of neuropsychometric test results and their relevance to the presurgical procedure are reviewed.

4.MODULATION OF MULTIPLE PEAK POST-SYNAPTIC FIELD POTENTIAL ACTIVITY (EPILEPTIFORM ACTIVITY) BY HISTAMINE AND SPERMINE IN HIPPOCAMPAL SLICES
Hale SAYBAŞILI
Pages 127 - 133
Bu çalışmada sıçan beyni canlı hipokampal kesitlerin CA1 bölgesinden ölçülen ve magnezyum iyonunun konmadığı yapay beyin sıvısı ortamında, Schaffer kollateralin düşük frekansta uyarılması ile oluşturulan çok tepeli alan eksitatör post-sinaptik potansiyel aktivitesinin histamin ve spermin ile modulasyonu incelenmiştir. Histamin endojen bir madde olup, merkezi sinir sisteminin önemli modulatörlerindendir. Bu çalışmada düşük konsantrasyondaki histamin ve spermin, çok tepeli alan EPSP aktivitesini arttırırken yüksek konsantrasyondaki histamin ve spermin, çok tepeli alan EPSP aktivitesini düşürmüştür. Histaminin NMDA aktivitesi üzerinde düşük konsantrasyonda gösterdiği bu artış hipokampusta oluşan plastisite aktivitelerinde önemli olabilir.
In this study, modulation of multiple peak field excitatory postsynaptic potential by histamine and spermine was investigated, which was induced in low frequency in the absence of magnesium ion by stimulating the Schaffer collaterals and recorded from CA1 pyramidal region of rat hippocampal slices. Histamine is an endogenous monoamine and an important modulator of the central nervous system. In this study, low and high concentrations of histamine and spermine potentiated and depressed the multiple peak field EPSP, respectively. The potentiation caused by low concentration of histamine on NMDA activity may be important in the plasticity activities in the hippocampus.

5.MRI SEGMENTATION ANALYSIS OF MESIAL TEMPORAL SCLEROSIS IN TEMPORAL LOBE EPILEPSY
Edward FAUGHT, Erhan BİLİR, Frank GILLIAM, Lorie BLACK, Richard MORAWETZ, Ruben KUZNIECKY
Pages 134 - 138
Mezial temporal sklerozu (MTS) histolojik olarak kanıtlanmış temporal lobektomi yapılan 50 hastanın mezial temporal yapılarında, kranyal magnetik rezonans görüntüleme (MR) yardımıyla segment analizi yapıldı. Bu popülasyonda mezial temporal atrofi dağılımı, kliniği bilmeyen uzman kişiler tarafından daha önceden belirlenen kalitatif tanı kriterleri kullanılarak çalışılmış ve sonuçların atipik çocukluk çağı febril konvülziyon (FK) öyküsüyle ilişkisi araştırılmıştır. Tüm hastalarda hipokampus gövde atrofisi mevcuttu; fakat sıklıkla hipokampus baş ve kuyruk kısmı atrofisi ile birlikte bulunmaktaydı. Hastaların %24'ünde amigdala atrofisi ve %20'sinde diffüz hipokampus atrofisi saptandı. Beş hastada (%10) fokal izole segmental hipokampus gövde atrofisi vardı. Korelatif analizde FK hikayesi ve segmental veya diffüz mezial temporal atrofi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki ortaya çıkmamıştır. Bu bilgiler MTS'de mezial temporal atrofi formlarının değişken olduğunu ve az sayıda hastada sınırlı fokal atrofi olabileceğini göstermektedir. Febril konvülziyon ile MTS arasındaki ilişki bilinmesine rağmen, FK ile atrofinin spesifik formları arasında önemli bir korelasyon bulunmaması, MTS'de mezial temporal atrofinin oluşmasında çok sayıda mekanizmanın rol oynadığını düşündürmektedir.
We used cranial MRI-guided imaging segmentation analysis of mesial temporal structures in 50 consecutive temporal lobectomy patients with histologically confirmed mesial temporal sclerosis (MTS). The distribution of mesial temporal atrophy in this population was assessed by blinded expert observers usine qualitative diagnostic criteria validated previously and the results were correlated with a history of atypical childhood febrile convulsions (FC). Hippocampal body atrophy was present in all patients, often associated with hippocampal head or tail atrophy. Amygdala atrophy and diffuse hippocampal atrophy were detected in 24% and 20% or patients, respectively. Five patients (10%) had focal isolated .segmental hippocampal body atrophy. Correlative analysis revealed no statistically significant association between a history of FC and the presence of segmental or diffuse mesial temporal atrophy. These data show that the patterns of mesial temporal atrophy in MTS are variable and that a small number of patients may demonstrate restricted focal atrophy. Despite the known association between FC and MTS, no significant correlation was found between FC and the specific patterns of atrophy, suggesting that multiple mechanisms play a role in the development of mesial temporal atrophy in MTS.

6.Ca++ - P METABOLISM AND BONE DENSITY IN PATIENTS ON LONG-TERM ANTICONVULSANT DRUGS
H Refik BURGUT, Levent KAYRIN, Mediha DUMAN, Ömer ARTAR, Şakir ALTUNBAŞAK, Vildan BAYTOK
Pages 139 - 145
En az iki yıl süreyle antikonvülzan kullanan 158 epileptik hasta incelendi. Antikonvülzan ilaçların D vitamini, kalsiyum-fosfor (Ca++-P) metabolizması ve kemik dansitesi üzerine etkilerini araştırmak amacı ile serum total Ca++, P, alkalen fosfataz (ALF), parathormon (PTH), 25-hidroksikolekalsiferol (25 HKK), iyonize kalsiyum (İCa++), magnezyum (Mg++) seviyeleri ve kemik dansitesi ölçümleri yapıldı. Serum total Ca++, P ve 25 HKK seviyeleri normal sınırlar içinde idi. Ortalama ALF düzeyi kontrol değerinden daha yüksek, ortalama serum İCa++ ve Mg++ düzeyi daha düşük, ortalama serum PTH düzeyi kontrol değerden yüksek olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı değildi. ALF düzeyi yüksek veya İCa++ düzeyi düşük hastalara iki ay süreyle kalsitrol tedavisi verildi. Tedaviden sonra İCa++, Mg++ düzeylerinde artış, ALF seviyelerinde düşüş gözlendi. Tedavi esnasında %9.1 oranında hiperkalsiüri saptandı. Sonuç olarak, serum 25 HKK düzeyi normal sınırlar içinde kalmakla beraber kalsitrol tedavisi esnasında raşitizm parametrelerinde iyileşme olması, raşitizmin sadece karaciğer mikrosomal enzimlerince D vitamini metabolizmasının artırılmasına bağlı olmadığını, fakat aynı zamanda başka mekanizmaların da rol oynayabileceğini düşündürmektedir ve daha ileri çalışmaların yapılması gerekmektedir.
One hundred and fifty-eight cases with epilepsy who received anticonvulsant for at least two years were examined. Serum total Ca++, P, ALP, PTH, 25HCC, ICa++, Mg++ levels were measured and bone density measurements were made to investigate the effects of anticonvulsant drugs on vitamin D, Ca++- P metabolism and bone density. Serum total Ca++, P and 25HCC and PTH levels were found to be within the normal limits. Mean ALP levels were higher and mean serum ICa++ and Mg++ levels were lower than the mean control values. Calcitriol therapy was given to patients with high ALP or low ICa++ levels for two months. Increased serum ICa++ and Mg++ levels, decreased ALP levels Were noted. Hypercalciuria developed in 9.1% during therapy. In conclusion, the improvement obtained in the parameters of rickets during calcitriol therapy while serum 25HCC levels are within the normal limits suggests that rickets is not only due to the increased metabolism of vitamin D by the liver microsomal enzymes; other mechanisms might also play a role and further research is necessary.

7.Post-Surgical Outcome of 15 Patients with Pharmacoresistant Psychomotor Seizures
Aytaç YİĞİT, Muhittin C AKBOSTANCI, Nermin MUTLUER
Pages 146 - 148
Bu yazıda, ilaca dirençli psikomor nöbetleri olan 15 hastanın (10 erkek, beş kadın) temporal lobektomi sonrası izlemini bildiriyoruz. Hastalarda nöbet başlama yaşı ortalama dokuz (2-28), ameliyat sırasındaki yaş ise ortalama 27 (9-40) idi. Cerrahi öncesi değerlendirmede, ekstrakranyal ve sfenoidal elektrodlarla uzun süreli interiktal uyanıklık ve uyku EEG'si ve kranyal MRG kullanıldı. Bütün hastalarda EEG, tek taraflı temporal epileptik odak göstermekteydi. Kranyal MRG'de, bir hastada kistik tümör (oligodendroglioma), bir hastada ensefalomalasi, bir hastada kistik gliyoz, beş hastada da hippokampal atrofi görüldü; yedi hastada ise MRG normaldi. Dokuz hastaya sağ, altı hastaya ise sol ön temporal lobektomi ve amigdalohippokampektomi yapıldı. Cerrahi sonrası izlem süresi ortalama 36 ay (20-48 ay) idi. Ameliyattan sonra en az 18 ay hiç nöbet geçirmeyen 12 hastanın ilaç tedavisi sonlandırıldı, üç hasta ise nöbet geçirmeye devam etti.
In this study, we report the post-surgical follow-up of 15 patients (10 males, 5 females) with pharmacoresist-ant psychomotor seizures. The mean age at seizure onset was nine years (range 2-28 years), and the mean age at the time or operation was 27 years (range 9-40 years). Presurgical evaluations were made using longterm interictal waking and sleep EEGs with scalp and sphenoidal electrodes, and cranial MRI. All the patients had a unilateral temporal epileptic focus on EEG. Magnetic resonance imaging revealed a cystic tumor (n=1), encephalomalacy (n=1), cystic gliosis (n=1), and hippocampal atrophy (n=5). Findings of MRI were normal in seven patients. Nine patients underwent right, and six patients underwent left anterior temporal lobectomy with amygdalo-hippocampectomy. The mean duration of the postsurgical follow-up was 36 months (range 20-48 months). We discontinued the anti-epileptic medications In 12 patients who had no seizures for at least 18 months after the operation; the remaining three patients continued to have seizures.

8.Eyelid Myoclonia with Absences: Two Cases
Ayşen GÖKYİĞİT, Betül BAYKAN-KURT, Demet KINAY, Hüseyin ŞAHİN
Pages 149 - 152
Yeni bir sendrom olarak yakın zamanlarda tanımlanmış olan "absanslı göz kapağı miyoklonisi", International Legaue Against Epilepsy (ILAE) sınıflamasında henüz yer almamıştır. Bu yazıda "absanslı göz kapağı miyoklonisi" tanısını koyduğumuz 31 ve 15 yaşlarındaki iki olgu, klinik ve EEG bulgularıyla birlikte sunulmuştur.
Eyelid myoclonia with absences is a recently defined syndrome, not yet recognized by the International League Against Epilepsy (ILAE). We report clinical and EEG findings of two females with the syndrome of eyelid myoclonia with absences. The patients' ages were 31 and 15 years, respectively.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale