ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 27  Issue : 1  Year: 2021

Epilepsi: 19 (3)
Volume: 19  Issue: 3 - 2013
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Sudden Unexpected Death in Epilepsy (SUDEP): an overview
Torbjörn Tomson, Olafur Sveinsson
doi: 10.5505/epilepsi.2013.66588  Pages 91 - 96
Sudden Unexpected Death in Epilepsy (SUDEP) has gained increased awareness over the last 2-3 decades. SUDEP is generally defined as the sudden, unexpected, witnessed or unwitnessed, non-traumatic, and non-drowning death in patients with epilepsy with or without evidence for a seizure, and excluding documented status epilepticus, in which postmortem examination does not reveal a structural or toxicologic cause for death. Sudden death is at least 20 times more common in people with epilepsy compared with the general population. The risk of SUDEP, however, varies widely within the epilepsy population, being the highest in patient with chronic treatment resistent epilepsy. There are probably a number of different mechanisms behind SUDEP, but most research has focused on seizure-related respiratory depression, cardiac arrhythmia, cerebral depression and autonomic dysfunction. Since the frequency of tonic-clonic seizures is the largest risk factor, effective treatment for epilepsy is the best prevention for SUDEP.

RESEARCH ARTICLE
2.Relationship between the Wada test and preoperative/postoperative memory in mesial temporal lobe epilepsy patients
Lütfü Hanoğlu, Nesrin Helvacı Yılmaz, Çiğdem Özkara, Burcu Polat, Sema Demirci, Mustafa Uzan
doi: 10.5505/epilepsi.2013.29484  Pages 97 - 102
AMAÇ: Selektif amigdalohippokampektomi yapılan hipokampal sklerozla ilişkili mesial temporal lob epilepsili (HS-MTLE) hastalarda preoperatif dönemde yapılan Wada testi ile nöropsikometrik testler arasındaki ilişkiyi inceleyerek erken yaşta başlayan epilepsi nöbetlerinin belleğin atipikleşmesi üzerindeki etkilerini araştırmak
YÖNTEMLER: Medikal tedaviye dirençli 27 hastaya (16 sol, 11 sağ HS-MTLE) cerrahi oncesi video EEG, kranial MRG, Wada testi ile preoperatif ve postoperatif 1. yılda Weschler görsel subtest ve sözel bellek süreçleri testleri uygulanmıştır
BULGULAR: Wada bellek testinde sol hemisfer dominant bulunanlarn sayısı 6 (%22.2), atipik yerleşimli olanların sayısı 21 (%77.8) idi. Bellek dominansı sol ve atipik olanlarda nöbet başlama yaşı (p=0.042), ve HS (sağ/sol) tarafı açısından karşılaştırıldığında da anlamlı fark saptanmıştır (p=0.002). Yine sol bellek dominant olanlar ile ameliyat öncesi ve sonrası verbal ve nonverbal testler arasındaki korelasyona bakıldığında sözel bellek süreçleri testlerinden ‘gecikmeli hatırlama’ puanları arasında anlamlı ilişki bulunurken (r=0,829;p=0,042) atipik bellek dominansı olanlarda ‘toplam öğrenme’ puanları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0,731;p<0,001).
SONUÇ: Nöbet başlama yaşı ne kadar düşükse bellek dominansı o kadar atipiktir (sağ veya bilateral). Wada testi sırasında yapılan bellek değerlendirmesi verbal belleği değerlendirmede etkili ancak görsel belleği değerlendirmede yetersizdir. Tipik bellek dominansı olanlarda ‘gecikmeli hatırlama’, atipik olanlarda ‘toplam öğrenme ’ puanları başlangıçta yüksek ise, postoperatif dönemde de yükselme göstermektedir.
OBJECTIVE: To study the correlation between Wada memory test and neuropsychometric tests which were applied preoperatively to mesial temporal lobe epilepsy patients associated with hippocampal sclerosis (MTLE-HS) who had undergone selective amygdalohippocampectomy and find out the effects of early onset epileptic seizures on atypical memory dominance.
METHODS: Drug-resistant 27 patients (16 left, 11 right MTLE-HS) had video EEG, cranial MRI and Wada test preoperatively. Weschler visual subtest and verbal memory processing tests were applied to all patients before surgery and the first year after the operation.
RESULTS: The number of left hemisphere memory dominant patients was 6 (%22.2) and the number of atypical memory dominant patients was 21 (%77.8) according to the Wada test. There was a significant difference between the two groups when compared for epileptic seizure onset age; (p=0.042), and also a significant diffference when compared for HS (right/left) side (p=0.002). When we analyzed the correlation between preoperative and postoperative verbal and nonverbal tests and left memory Wada dominance; in verbal memory processing tests ‘delayed recall’ scores between groups were significant (p=0,042), on the other hand in patients with atypical memory dominance ‘total learning’ scores between groups were significant (p<0,001).
CONCLUSION: : As a result, we found that the earlier the onset of seizures, the more atypical the memory dominance (right or bilateral). The Wada test was effective for assessing verbal memory; on the other hand, it was inadequate for assessing visual memory dominance. If the scores of ‘delayed recall’ in verbal memory were high in the patients with typical verbal dominance and ‘total learning’ scores in the patients with atypical verbal dominance, the scores also tended to rise after the operation.

3.The Effect of Cognitive Functions on EEG in Patients with Juvenile Myoclonic Epilepsy
Figen Demir, Pelin Doğan Ak, Hayrunisa Dilek Ataklı, Hüseyin Turan Atay, Baki Arpacı
doi: 10.5505/epilepsi.2013.45220  Pages 103 - 108
AMAÇ: Bu çalışmada, jüvenil miyoklonik epilepsi (JME) hastalarında, değişik tipte mental aktivitelerin elektroensefalografi (EEG) üzerinde yapabileceği değişiklikleri göstermeyi amaçladık
YÖNTEMLER: Herhangi bir kognitif aktivite ile nöbetinin tetiklendiğinin farkında olmayan 30 JME hastasına, 30 dakikalık standart uyanıklık video EEG çekimi yapıldı. EEG devam ederken, bir nörofizyolojik aktivasyon bataryası (NAB) uygulandı.
BULGULAR: 30 hastanın 7’sinde (23.3%), NAB’nın en az bir testinin provokatif etkisi gözlenirken, 30 hastanın 9’unda (30.0%), NAB’nin inhibitör etkisi gözlenmiştir.
SONUÇ: Artmış dikkat, konsantrasyon ve genel olarak frontal lob fonksiyonları ile ilişkili testlerin EEG deşarjlarını provoke etme açısından önemli olduğunu saptadık. Bu durum, JME’de özellikle frontal lob ile ilişkili fokal kortikal anormallikleri gösteren nörofizyoloji ve yapısal nöro-görüntüleme teknikleri ile yapılan çalışmaları destekleyebilir niteliktedir.
OBJECTIVE: In this study, we aimed to show any effect of different types of cognitive activities on the electroencephalography (EEG) of patients with juvenile myoclonic epilepsy (JME).
METHODS: 30 patients with JME who stated that their seizures are not effected by any mental activity were submitted to a 30-minute standard awake video EEG. A neuropsychological activation battery (NPA) was performed during the ongoing video EEG.
RESULTS: The provocative effect of at least one test of NPA was observed in seven of 30 patients (23.3%) and the inhibitory effect of NPA was observed in nine of 30 patients (30.0%).
CONCLUSION: We demonstrated that increased attention, concentration, and the tests associated generally with the frontal lobe functions were crucial for provocating the EEG discharges. This may support the studies with neuropsychological tests and structural neuroimaging techniques showing focal cortical abnormalities mainly associated with frontal lobe in JME.

4.NREM Parasomnias: An important comorbidity in epilepsy patients of pediatric age
Mecbure Nalbantoğlu, Gülçin Benbir, Derya Karadeniz, Cengiz Yalçınkaya
doi: 10.5505/epilepsi.2013.68442  Pages 109 - 113
AMAÇ: Amaç: Çalışmamızda pediyatrik yaş grubu hastalarımızda epilepsi ve NREM parasomnilerinin birlikteliğini ve klinik-polisomnografik özelliklerini incelemeyi amaçladık.
Çalışma Planı: Bu amaçla, Uyku ve Uyanıklık Bozuklukları merkezimizde son iki yıl içinde tüm gece polisomnografi incelemesi yapılan 18 yaş ve altı tüm hastalarımızın dosyalarını retrospektif olarak inceledik.
YÖNTEMLER: Hastalar ve Yöntemler: Tıbbi kayıtlarına göre, klinik ve elektroensefalografi bilgilerine göre epilepsi tanısı konulan ve Uluslararası Uyku Bozuklukları Sınıflaması kriterlerine göre NREM parasomnisi tanısı alan hastalar çalışmaya dahil edildi.
BULGULAR: Bulgular: Toplam 29 erkek (%67.4) ve 14 kadın (%32.6) hasta incelendi; 43 hastanın 19’unda (%44.2) epilepsi tanısı mevcuttu. Polisomnografi tetkikinde, epilepsi tanısı olan hastaların 9’unda (%47.4) NREM parasomnilerinin karakteristik bulgusu olan delta-alfa paroksizmleri ile uykunun yüzeyelleştiği saptandı.
SONUÇ: Sonuç: Uyku merkezimizde incelenen pediyatrik yaş grubunda oldukça yüksek oranda epilepsi ve NREM parasomnisi birlikteliği saptadık. Özellikle son yıllarda, uyanma bozukluğu ile seyreden NREM parasomnilerinin epilepsi hastalarında daha sık görüldüğü bildirilmektedir. Bu durumun, ortak bir fizyopatolojik mekanizma olarak, santral patern jeneratörleri ile talamo-kortikal döngülerde patolojik uyanıklık reaksiyonlarına bağlı olduğu düşünülmektedir.
OBJECTIVE: Purpose: We here aimed to investigate our pediatric group of patients to reveal the comorbidity of epilepsy and NREM parasomnias and their clinical and polysomnographic characteristics.
Study plan: We retrospectively investigated all patients at the age of 18 or younger internalized within the last two years patients for a full night polysomnographic evaluation in our Sleep and Wake Disorders Unit.
METHODS: Patients and Methods: The diagnosis of epilepsy was made on the basis of clinical findings and electroencephalography findings; and the diagnosis of NREM parasomnia was made according to the International Classification of Sleep Disorders.
RESULTS: Results: A total of 29 male (67.4%) and 14 female (32.6%) patients were investigated. Nineteen (44.2%) out of 43 patients were diagnosed as epilepsy. Nine (47.4%) of the patients with epilepsy also had delta-alpha paroxysms (DAP) and partial wakefulness during sleep – which are the characteristics polysomnographic features of NREM parasomnias.
CONCLUSION: Conclusion: We observed a high comorbidity of epilepsy and NREM parasomnia in pediatric group of patients investigated in our sleep center. The arousal parasomnias are increasingly being reported to be more common in patients with epilepsy, probably due to shared common physiopathological mechanism characterized by pathological arousals originating in abnormal thalamo-cortical circuits produced by the central pattern generators.

5.The diagnostic and prognostic value of induction methods in patients with psychogenic nonepileptic seizures
Fatma Genç, Nurgül Yılmaz, Yasemin Biçer Gömceli, Kerim Hakan Özen, Fatma Kurtuluş, Aylin Yaman, Mehmet Ertan Temir
doi: 10.5505/epilepsi.2013.30306  Pages 114 - 120
AMAÇ: Epilepsi merkezlerine dirençli epilepsi tanısı ile refere edilen hastaların yaklaşık %10-30’unun nonepileptik psikojen nöbet (NEPN) tanısı aldığı bildirilmektedir. Birçok epilepsi merkezinde NEPN tanısına yardımcı olmak için bazı provokatif yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada nöbet indüksiyon metodlarının tanısal etkilerini araştırmayı amaçladık.
YÖNTEMLER: EEG laboratuarına Temmuz 2011-Ocak 2013 tarihleri arasında NEPN ön tanısı ile yönlendirilerek indüksiyon uygulaması yapılan 66 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. Laboratuarımızda uygulanan rutin indüksiyon protokolü doğrultusunda iv SF ile nöbet indüksiyonu yapıldı. İndüksiyon sonrası izlem verileri telefon görüşmeleri ve hasta dosyalarından elde edildi.
BULGULAR: Altmışaltı hastanın 39’unda (%59.1) NEPN izlendi. Hastaların 28’inde pür NEPN düşünüldü. İndüksiyondan 3-17 ay (ort: 6.9 ay) sonra 39 hastanın 27’sinde nöbet izlenmediği veya nöbet sıklığının önemli ölçüde azaldığı izlendi.
SONUÇ: Bu çalışmada; provakatif yöntemlerin kullanışlı, ucuz ve hatta hastanın tanıyı kabullenmesinde etkisi olabileceği sonucuna vardık. İndüksiyon uygulaması özenle yapıldığı taktirde hastaların hastalığı kabullenmesinde ve ayrıca prognostik sonuçları hakkında olumlu etki sağlayabilir.
OBJECTIVE: Psychogenic non-epileptic seizures (PNES) are reported in 10-30% of patients who are diagnosed as having refractory seizures referred to epilepsy centers. Many epilepsy centers use some sort of provocative techniques to aid in the diagnosis of PNES. In this study we aimed to determine the value of diagnostic effects of seizure induction methods.
METHODS: We analyzed retrospectively 66 patients who were suspected as PNES and referred by a clinician to our outpatient EEG laboratory between July 2011- January 2013. Intravenous saline was administered for seizure induction which is a routine seizure induction method used in our laboratory. Follow-up data were gathered by telephone interviews or from patient charts.
RESULTS: PNES were observed in 39 (59.1%) of 66 patients. Twenty-eight patients were thought to have pure PNES. After 3-17 months (mean: 6.9 months) of induction, 27 of 39 patients were either seizure-free or had significiant reduction in seizure frequency.
CONCLUSION: In this study we conclude that; provocative techniques are useful, cheap and accessible for the diagnosis of PNES. If applied delicately, they may also provide a positive impact on the patient’s self-recognition, and also, the prognostic consequences of the condition.

6.Clinical Features of Postroke Epilepsy and Relationship with Prognosis
Turgay Demir, Kezban Aslan, Mehmet Balal, Hacer Bozdemir
doi: 10.5505/epilepsi.2013.73792  Pages 121 - 126
AMAÇ: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (ÇÜTF) Nöroloji polikliniğinde SVH (serebro-vasküler hastalık) sonrası gelişen epilepsi nöbetleri nedeniyle izlenen 188 hastada retrospektif değerlendirme yaparak, nöbet gelişimini etkileyen klinik özellikler, tedavi ve prognoz ile ilgili verilerin belirlenmesini amaçladık.
YÖNTEMLER: Bir Ocak 2000 - 31 Aralık 2010 tarihleri arasında ÇÜTF Nöroloji kliniğinde akut gelişen SVH tanısı ile izlenen 1789 hastadan inme sonrası nöbet geçirdiği belirlenen 188 hastanın retrospektif olarak demografik ve özgeçmiş özellikleri, nörolojik muayene bulguları, inme tipi, inme geçirme yaşı, inme etyolojisi, MRG veya BBT bulgularına göre inmenin lokalizasyonu ve lateralizasyonu, EEG bulguları, nöbet başlangıç zamanı, nöbet tipi ve sıklığı, kullanılmakta olan antiepileptik ilaç tedavileri ve tedavi sonrası prognoz bilgileri kayıt edildi.
BULGULAR: 91 hastada ( % 48.4) erken başlangıçlı nöbetler (inme sonrası ilk 15 gün), 97 ( % 51.6) hastada geç başlangıçlı nöbetler ( 16.gün ve sonrasında) gözlendiği belirlendi. Çalışmaya alınan hastaların 172 (% 91.4)’sinde kortikal tutulum tespit edildi. 166 (% 88.2) hasta epilepsi için monoterapi, 22 (% 11.8) hasta politerapi almakta; monoterapi alan hastaların % 90.9’unda nöbetler tam veya kısmen kontrol altındaydı.


SONUÇ: İnme sonrasında geç dönem başlangıçlı nöbetler erken döneme oranla daha sık ortaya çıkmakta ve İSE ‘de sıklıkla monoterapi ile nöbet kontrolü sağlanmaktadır.
OBJECTIVE: This study was performed to determine the clinical features and types of treatment that affect the onset of seizures and prognosis in 188 patients with post-stroke seizures who were followed in Department of Neurology of Çukurova University Faculty of Medicine.
METHODS: In this retrospective study, archive files of 1789 patients diagnosed with acute cerebrovascular disease admitted to Department of Neurology of Çukurova University Faculty of Medicine between 1.1.2000 – 31.12.2010 were scanned and 188 patients who had seizures after stroke were included in the study. Patient history, demographic characteristics, neurological findings, etiology of stroke, stroke localization according MRI or CTI, age at stroke, stroke type, seizure onset date, type of anti-epileptic treatment and prognostic features were re-examined and evaluated.
RESULTS: 91 ( 48.4 %) patients had early-onset seizures (first 15 days after stroke), 97 ( 51.6 %) had late-onset seizures (16th day and after). 172 (91.4 %) patients had cortical involvement. 166 (88.2 %) patients were treated with monotherapy, 22 (11.8 %) patients had politherapy; seizures were full or partial controlled with monotherapy.
CONCLUSION: Late-onset seizures after stroke arise more frequently than early-onset seizures and patients with poststroke epilepsy patients are often treated with monotherapy.

7.Assesment of Knowledge and Attidudes of Patients with Epilepsy and Health Professionals About Epilepsy Disease
Halit Yaşar, Hakan Tekeli, Hakan Balıbey, Semih Alay
doi: 10.5505/epilepsi.2013.27136  Pages 127 - 131
AMAÇ: Epilepsi hastalık tedavisinin yönetilmesi günümüzde halen önemli bir sorundur. Sağlık personeli ve epilepsi hastalarının epilepsi hakkındaki bilgi düzeyleri önemlidir. Biz çalışmamızda bu bilgi düzeylerini ve hastalığa karşı tutumları değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Eylül 2010 – Ocak 2011 tarihleri arasında nöroloji polikliniğine ardı sıra başvuran 61 epilepsi hastası ve 91 sağlık personeline (doktor, hemşire, sağlık teknisyeni ve sağlık memuru) nöroloji uzmanı tarafından yüz yüze 9 soruluk anket uygulandı
BULGULAR: Epilepsi hastalarının anket sorularına yanlış cevap verme oranını sağlık personeline oranla istatistiksel olarak daha yüksek bulduk. Epilepsi hastaları ile sağlık personeli arasında eğitim süreleri, yanlış yanıt oranları arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlıydı. Yanlış cevap verme eğitim süresi ile ters bir ilişkiyi içermekteydi.
SONUÇ: Sağlık personelinin epilepsi hastalığı hakkında bilgi düzeyi epilepsi hastalarından genel olarak daha iyidir. Ancak, epilepsi tedavisini ele alışta daha iyi bir yaklaşım sağlamak için her iki gruba ve topluma düzenli eğitim programları uygulanmalıdır.
OBJECTIVE: Today, management of epilepsy treatment is still a major problem. The level of knowledge of epilepsy is important within health care providers and patients with epilepsy. In this study we aimed to evaluate the level of knowledge and attitudes towards the disease.
METHODS: A face to face questionnaire (consisted 9 questions) was applicated to 61 patients with epilepsy by a neurologist. Patients included were ones who applied to the neurology out-patient clinic during September 2010 and January 2011. Questioned 91 health care professionals were medical doctors, nurses, medical technicians and medical officers.
RESULTS: We found that the ratio of wrong answers in patient-questionaire was significantly higher than of medical professionals. Level of education versus ratio of wrong answers among patients with epilepsy and medical professionals also revealed an inverse significant correlation.
CONCLUSION: Results of the present study showed that knowledge of medical professionals about epilepsy was better than of the patient group. Although this difference is not a totally unexpected finding, results also favored the need for amelioration of regular education programs for the management of epilepsy, not only for patients but also the health professionals.

CASE REPORT
8.Occipital Intermittent Rhythmic Delta Activity (OIRDA) and Occipital Seizures in an Elderly Patient
Sabire Yıldırım, Murat Çabalar, Çiğdem Özkara, Orhan Yağız, Filiz Manga Günaydın, Sinan Bahadır
doi: 10.5505/epilepsi.2013.27146  Pages 132 - 136
Oksipital intermitten ritmik delta aktivitesi (OİRDA), daha çok çocuklarda görülen ve her zaman patolojik anlamı olmayan bir elektroensefalografi (EEG) patterni olarak kabul edilir. Halüsinasyon, baş ağrısı ve düşme atakları ile başvuran 70 yaşında erkek hastanın muayenesinde dalgınlık ve konsantrasyon kaybı vardı. Kranial manyetik rezonans görüntülemede yaygın kronik iskemik değişiklikler, serebral atrofi ve özellikle posterior bölgelerde lökoriazis görüldü. Rutin EEG’de oksipital bölgelerde OİRDA vardı. Fenitoin, okskarbazepin ve topiramat ile hastanın şikayetlerinin devam etmesi üzerine topiramat kesilerek levetirasetam eklendi. Tedavi sonrası hastanın halüsinasyonları ve düşme atakları azaldı, EEG’de ise OİRDA büyük ölçüde kayboldu.
Occipital intermittent rhythmic delta activity (OIRDA) is considered as an electroencephalography (EEG) pattern which is usually seen in children but does not always have pathological significance. The physical examination of a 70-year-old patient who was admitted with complaints of hallucination, headache and falling episodes, revealed just a deficiency of vigilance and concentration. Magnetic resonance imaging of the patient revealed generalized chronic ischemic changes, cerebral atrophy and leukoaraiosis especially prominent in the posterior regions. There was OIRDA presence in the occipital regions in routine EEG examination. Since the patient’s symptoms continued despite phenytoin, oxcarbamazepine and topiramate, we replaced topiramate with levetiracetam. Patient’s visual illusions and falling episodes diminished following treatment, and also OIRDA highly disappeared in the EEG.

LETTER TO THE EDITOR
9.
Yüksek Kan Karbamazepin Düzeyi ve Epileptik Nöbet İlişkisi
Halit Yaşar, İbrahim Aydın, Semih Alay
doi: 10.5505/epilepsi.2013.85856  Page 137
Barut ve ark.’nın göndermiş olduğu ‘Karbamazepin Doz Aşımına Bağlı Sıklaşan Epileptik Nöbetler’ adlı olgu sunumu üzerine yorumlar ve öneriler yazılmıştır. Epileptik nöbetlerin sıklaşması ile yüksek kan karbamazepin düzeylerini ilişkilendirirken dikkat edilmesi gereken noktalara vurgu yapılmıştır.

10.
Dr. Yaşar ve arkadaşlarının mektubuna yazarların yanıtı
Dürdane Aksoy, Semiha Kurt, Hatice Barut, Mehmet Esen, Betül Çevik, Murat Ayan
doi: 10.5505/epilepsi.2013.75046  Page 138
Dr. Yaşar ve arkadaşlarının mektubuna yazarların yanıtı



Copyright © 2021 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale