ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 18 (3)
Volume: 18  Issue: 3 - 2012
Hide Abstracts | << Back
REVIEW
1.Epilepsy and Depression: Clinical Problems and Therapeutic Approaches
Marco Mula
doi: 10.5505/epilepsi.2012.42714  Pages 1 - 8
Majör depresyon, epilepsi hastalarında sık rastlanan psikiyatrik bir hastalıktır, fakat sıklıkla tanınamamakta ve tedavi edilmemektedir. Bu komorbiditenin güçlü nörobiyolojik ve psikososyal belirleyicileri arasında, nöbetlerin erken yaşta başlaması, limbik yapıların tutulumu ve ilaca dirençli epilepside olduğu gibi yüksek nöbet sıklığı gibi epilepsi ile bağlantılı değişkenler önemli bir rol oynamaktadırlar. Ayrıca, antiepileptik ilaç tedavisinin psikotropik potansiyelinin de dikkatli bir şekilde gözönünde bulundurulması gereklidir. Epilepside depresyon tanısı koymak zor olabilir, çünkü hastalığın klinik fenomenolojisi çoğu zaman atipik ve polimorfiktir. Son olarak, epilepside depresyonun ilaçla tedavisi hakkındaki veriler hâlâ sınırlı düzeydedir ve bu konuda yapılmış herhangi bir kontrollü klinik çalışma da yoktur. Antidepresan ilaç tedavisi sırasında nöbetlerin kötüleşmesi potansiyeli, bu konuda önemli bir endişe kaynağıdır.
Major depression represents a frequent psychiatric comorbidity among patients with epilepsy but it often remains unrecognized and untreated. Among the potential neurobiological and psychosocial determinants, epilepsy-related variables such as an early age at onset of seizures, the involvement of limbic structures, a high seizure frequency as in drug-refractory epilepsy, play a relevant role. Moreover, the psychotropic potential of the antiepileptic drug medications needs to be carefully considered. The diagnosis of depression in epilepsy can be challenging because the clinical phenomenology is, more often than not, atypical and polymorphic. Finally, data on pharmacotherapy of depression in epilepsy are still limited with no controlled clinical trials. The potential worsening of seizures during antidepressant drug treatment represents a significant concern.

RESEARCH ARTICLE
2.Non-epileptic Acute Consciousness Disorders: The Clinical And Prognostic Importance Of Electroencephalography
Nilgün Çınar, Şevki Şahin, Sibel Karşıdağ
doi: 10.5505/epilepsi.2012.03522  Pages 9 - 14
AMAÇ: Şuur bozukluğu ile birlikte olan epilepsi dışındaki tablolarda, elektroensefalografi (EEG)’nin hastalık süreci ile ilişkisi net değildir. Bu çalışmada, akut dönemdeki olgularda EEG bulguları ile serebral fonksiyon bozukluğu ölçütleri karşılaştırılarak, tablonun ciddiyeti ile EEG patolojileri arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır.
YÖNTEMLER: Çalışmaya 2010-2012 yılları arasında acil servise akut bilinç bozukluğu ile getirilen ardışık olgular alındı. Tüm olguların EEG incelemesi ile Glaskow koma ölçeği (GKÖ), puanları değerlendirildi. EEG patolojileri; yavaş dalga aktiviteleri, epileptiform aktiviteler, mikst form, düşük amplütüdlü hızlı beta aktivitesi ve düz aktivite olarak beş grup altında ele alındı.
BULGULAR: Toplam 113 olgunun yaş ortalaması 70.6±12 yıl olup, kadın erkek oranı 45/68’dir. Olguların %60’ını iskemik inme, %40’nı ensefalopatiler oluşturmaktadır. Epileptiform aktiviteler %74 oranında ensefalopati olgularında, yavaş dalga aktiviteleri ise %69 oranında strok olgularında saptanmıştır. GKÖ puanındaki yükseklik yavaş dalga aktiviteleri ile düşüklük ise epileptiform dalga aktiviteleri ile ilişkili bulunmuştur.
SONUÇ: Sonuçlarımız EEG’ deki yavaş dalga aktiviteleri ile inme olgularının, epileptiform aktiviteler ile ensefalopati olgularının şuur bozukluğu arasındaki ilişkiye işaret etmektedir. Uzun takip süreli ileri çalışmalar gereklidir.
OBJECTIVE: The association between non-epileptic consciousness disorders and electroencephalographic (EEG) findings is not clear. In this study we compared the EEG findings and cerebral disfunction criterias in the acute stage of the illness. We aimed to investigate the relationship between the disease severity and the pathological EEG findings.
METHODS: Patients who were admitted to our emergency ward with acute consciousness disorder between the years of 2010-2012 were enrolled to the study. Glasgow coma scale (GCS), were applied to all cases. EEG abnormalities were classified in five groups; slow-wave activity, epileptiform activity, mixed forms, fast beta activity with low-amplitude and flat trace.
RESULTS: The mean age of total 113 cases was 70.6 ± 12 years; female/male ratio was 45/68. Ischemic stroke and encephalopathy ratio was 60% and 40% respectively. The ratio of epileptiform activities was 74% in patients with encephalopathy and the ratio of slow wave activities was %69 in patients with stroke. Higher score of GCS was related with slow wave activities and lower score of GCS was related with epileptiform activities.
CONCLUSION: Our results suggest significant relationship between stroke and slow wave activities, and also between epileptiform activities and encephalopathy based on impairment of consciousness. Further studies with long follow-up period are needed.



CASE REPORT
3.A Case of Nonconvulsive Status Epilepticus Presenting with Triphasic Waves
Ülgen Yalaz Tekan, Zahide Mail Gürkan, Ali Zeynel Abidin Tak, Ayşe Destina Yalçın, Hulki Forta
doi: 10.5505/epilepsi.2012.75047  Pages 15 - 20
Nonkonvulsif status epileptikus (NKSE); klinik olarak mental durum ya da davranış değişikliğine yol açan, EEG’de devamlı iktal aktivite ile birliktelik gösteren ve konvulsif nöbetlerin gözlenmediği bir tablo olarak tanımlanmaktadır. Tanıda gecikme NKSE’ye bağlı morbidite ve mortalite oranını arttırmaktadır. NKSE’de çeşitli EEG paternleri tanımlanmıştır. Hepatik ensefalopatinin patognomonik bulgusu kabul edilen trifazik dalgalar NKSE’de de görülebilmektedir. Bu çalışmada klinik olarak NKSE düşünülen ve EEG’sinde tekrarlayan trifazik dalgalar gözlenen bir olgu üzerinden metabolik ensefalopati ve NKSE ayırıcı tanısının tartışılması amaçlanmıştır.
Nonconvulsive status epilepticus (NCSE) is defined as a condition causing mental status or behavioral changes clinically, which are associated with continuous ictal activity on electroencephalography (EEG) in the absence of convulsive seizures. Delay in the diagnosis of NCSE may increase morbidity and mortality. Several EEG patterns have been identified in NCSE. Triphasic waves accepted as pathognomonic for hepatic encephalopathy are also seen in NCSE. In this presentation, we discuss a differential diagnosis of metabolic encephalopathy and NCSE with the help of a case thought to be NCSE clinically and associated with continuous triphasic waves in EEG.

4.The Increased Frequency of Seizures Caused by Carbamazepine Overdose: A Case Report
Hatice Barut, Dürdane Aksoy, Mehmet Esen, Semiha Kurt, Betül Çevik, Murat Ayan
doi: 10.5505/epilepsi.2012.55264  Pages 21 - 24
Karbamazepin (KBZ) doz aşımı zaman zaman karşılaşılan ve yaşamı tehdit edebilen bir problemdir. İntoksikasyon durumunda kardiyak aritmi, solunum depresyonu ve komaya kadar ilerleyebilen nörolojik belirtiler görülebilir. Burada tedavi amaçlı yüksek doz KBZ kullanımının arkasından nöbetleri sıklaşan 22 yaşında bir hasta sunduk. Hastanın ilaç kan düzeyi 24μgr/ml (Normal: 4-12) olarak saptandığında ilaç doz aşımına yönelik tedavisi başlandı, KBZ dozu azaltıldı. Tedavi sonrasında nöbetleri tekrarlamadı.
Epileptik bir hastada nöbet sıklığının artması mutlaka yetersiz ilaç dozu anlamına gelmemelidir; tam tersine bu durum ilaç doz aşımının bir göstergesi de olabilir.
Carbamazepine (CBZ) overdose is a problem occasionally seen that could be fatal. In the event of intoxication, complications such as cardiac arrhythmia, breathing depression and neurologic symptoms can be noted, extending even to causing a coma. In this report, we present a 22 year old epileptic patient who has an increased frequency of seizures due to high doses of CBZ. After noting the blood drug level as 24 μgr/ml (normal range: 4-12), necessary precautions were taken to reduce the drug overdose. The CBZ dose was reduced, the seizures did not recur. The increased frequency of seizures does not necessarily indicate an inadequate drug dose in an epileptic patient; on the contrary, it can be an indication of drug overdose.

5.A Case of Dravet Syndrome Who Developed Acute Reversible Encephalopathy That May Have Been Caused by Hyperamonnemia Due to Pharmacokinetic Interaction Between Valproate and Stiripentol
Murat Mert Atmaca, Candan Gürses, Fidan Marufoğlu, Nerses Bebek, Betül Baykan, Ayşen Gökyiğit
doi: 10.5505/epilepsi.2012.48658  Pages 25 - 29
Stiripentol (STP), Dravet Sendromunda valproat (VPA) ve klobazama ek olarak kullanılmak üzere onay almış yeni bir antiepileptik ilaç (AEİ)’dir. Diğer taraftan özellikle tedaviye dirençli epilepsilerde sık görülen ani beklenmedik ölüm (“sudden unexpected death in epilepsy” SUDEP) riski Dravet Sendromunda da yüksektir.
Kullanmakta olduğu çeşitli AEİ’lere karşın nöbetleri devam etmekte olan, birkaç kez Status Epileptikus (SE) veya yapılan intravenöz diazepam sonrası ‘kardiyopulmoner arest’ten geçmiş olan olgumuzda da tedaviye STP eklenmiş, tedaviye başlandıktan altı ay sonra akut geçici ensefalopati tablosu oluşmuştur. Bu tabloya STP’nin VPA ile etkileşimi sonucu ortaya çıkan hiperamonyeminin neden olabileceği üzerinde durulmuştur. Dravet Sendromu, SUDEP ve STP hakkında son literatür eşliğinde tedavi seçenekleri ve koruyucu önlemler tartışılmıştır.
Stiripentol (STP), a recent antiepileptic drug, has been approved for use in addition to valproat (VPA) and clobazam in Dravet syndrome. On the other hand, the incidence of sudden unexpected death in epilepsy (SUDEP) commonly seen in patients with intractable epilepsy, is high in patients with Dravet yndrome. In our case, who was resistant to polytherapy and had multiple cardiopulmonary arrest due to status epilepticus (SE) or intravenous diazepam; STP was used in combination with other antiepileptic drugs (AED). However, acute reversible encephalopathy developed after six months of therapy. It is argued that the condition may have been caused by hyperamonnemia due to pharmacokinetic interaction between VPA and STP. Treatment options and protective measures are discussed using recent literature on Dravet syndrome, SUDEP and STP.

6.Levetirasetam for the Treatment of Refractor Neonatal Seizures
Esengül Keleş, Arzu Gebeşçe, Hamza yazgan
doi: 10.5505/epilepsi.2012.88597  Pages 30 - 32
Konvülsiyonlar yenidoğan döneminde, özellikle prematürelerde sık görülür. Klasik antiepileptiklerin güvenirliliği ve etkinliği tam olarak araştırılmıştır. Buna rağmen, en sık kullanılan fenobarbitalin bile daha önce bilinmeyen apopitoz gibi uzun dönem yan etkileri yeni fark edilmektedir.Oysa yeni antiepileptiklerden levetirasetamın çocuk ve erişkinlerin parsiyel başlangıçlı, idiyopatik ya da jeneralize nöbetlerindeki etkinliği ve güvenirliği ile ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Ancak yenidoğanlarda özellikle prematürelerdeki çalışmalar sınırlıdır. Biz de yazımızda; klasik antiepileptiklerere cevap vermeyen, ancak levetirasetamla nöbetleri kontrol altına aldığımız yedi günlük ikiz prematüre olgularımızı sunduk. Her iki hastamızın uzun süreli takiplerinde nöbet ve ilaca bağlı her hangi bir yan etki gözlenmedi.
Convulsion is common in newborns, especially in premature. safety and efficiency of the classical antiepileptics have been investigated completely. But new long term side effects like apopitozis recognized even with the the most commonly used antiepilectic phenobarbital. There are many researches related with the safety and efficiency of levetirasetam, one of resent antiepileptics, in partial onset idiopathic or generalized seizures of adult and child. However researches are limited for newborns, especially premature newborns. We are presenting a case report of levetirasetam use in therapy refractor seizures in seven day twin newborn prematures, in our paper. Seizure was controlled only with levetirasetam therapy in our case. We did not observe any long term side effect which can be related to levetirasetam or seizure in long term follow of both patients.

7.Development of Acute Encephalopathy Due to Vigabatrin Use in A Case of Nonketotic Hyperglycinemia
Elif Yuksel Karatoprak, Sema Saltık
doi: 10.5505/epilepsi.2012.48403  Pages 33 - 37
Non-ketotik hiperglisinemiye (NKH) bağlı erken myoklonik epilepsi gelişen 3 aylık erkek hastada vigabatrin kullanımı sonrası ortaya çıkan akut ensefalopati tablosunun sunulması amaçlandı. Vigabatrin kullanımı nedeniyle artmış gama-aminobütirik asit (GABA) düzeyinin santral sinir sisteminde artmış glisin düzeyleriyle birlikte ensefalopati tablosunu ağırlaştırabileceği ve bu nedenle NKH’de vigabatrin kullanımının riskli olabileceği akılda tutulmalıdır.
Here we aimed to present a 3 month old boy with early myoclonic epilepsy owing to nonketotic hyperglycinemia that developed acute encephalopathy after the use of vigabatrin. Due to the use of vigabatrin, the elevated gamma-aminobutyric acid (GABA) concentration in the brain can enhance the encephalopathy, together with the elevated levels of glycine. Therefore our observation indicate the risk of using vigabatrin in patients with nonketotic hyperglycinemia.

8.A Case of Lennox-Gastaut Syndrome Who Developed Tonic Status Epilepticus Induced by Intravenous Diazepam
Murat Mert Atmaca, Betül Baykan, Nerses Bebek, Candan Gürses, Ayşen Gökyiğit
doi: 10.5505/epilepsi.2012.63935  Pages 38 - 42
Lennox-Gastaut Sendromu (LGS) çok sayıda nöbet tipinin birlikte görüldüğü, özel EEG paternlerine sahip, kognitif etkilenmenin de olduğu, tedaviye dirençli ve kötü prognozlu bir epileptik ensefalopatidir. Bazı antiepileptik ilaç (AEİ)’lerin, özellikle çocukluk çağının jeneralize epilepsilerinde, bazı nöbet tiplerini kötüleştirici etkisi iyi bilinen bir fenomendir; ancak bunun altında yatan patogenetik mekanizmalar tam olarak anlaşılmış değildir. Bu makalede, LGS tanısı ile izlenen, intravenöz diazepam ile tonik status epileptikusa giren bir olgu bildirilmiş, LGS ve AEİ’lere bağlı nöbet kötüleşmesi konusu tartışılmıştır.
Lennox-Gastaut syndrome (LGS) is an epileptic encephalopathy characterized by several types of seizures, special EEG patterns, and cognitive deterioration with resistance to therapy and poor prognosis. It is a well known phenomenon that some antiepileptic drugs (AED) have a worsening effect on some seizure types, especially in the generalized epilepsies of childhood. However, its underlying pathogenetic mechanisms are not fully understood. In this paper, a case with LGS who developed tonic status epilepticus induced by diazepame given intravenously is reported and the topic of seizure aggravation caused by AED and LGS is discussed.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale