ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 16 (3)
Volume: 16  Issue: 3 - 2010
Hide Abstracts | << Back
RESEARCH ARTICLE
1.The Cost of Epilepsy in Ankara, the Capital of Turkey
Gülnihal Kutlu, Yasemin Biçer Gömceli, Fatma Sanivar, Levent E. İnan
Pages 147 - 152
AMAÇ: Epilepsi toplumda önemli bir ekonomik yük oluşturmaktadır. Bununla beraber, özellikle Türkiye’ de epilepsinin doğrudan maliyeti ile ilgili bilgiler yetersizdir. Bu çalışmanın amacı, epilepsinin doğrudan maliyetini hastalığın şiddetine göre karşılaştırmaktır.
YÖNTEMLER: Hastalar hastalığın şiddetine göre dört gruba ayrıldı. Buna göre; Grup A yeni tanı alan epilepsi hastalarını, Grup B remisyondaki epilepsi hastalarını, Grup C nadiren nöbetleri olan hastaları, Grup D nöbetleri ilaca yanıt vermesine rağmen devam eden hastaları, Grup
E ise ilaca dirençli hastaları kapsamaktadır. Tüm bilgiler her hasta için toplandı ve genel toplam maliyet hesaplandı.
BULGULAR: Yüz altmış üç hasta değerlendirildi. Yıllık maliyet ortalaması 799 Euro idi. Grup E maliyeti en yüksek gruptu (1830 Euro), bunu Grup D (768 Euro), Grup A (546 Euro), Grup C (461 Euro) ve Grup B (490 Euro) ile takip etmektedir. Antiepileptik ilaçlar Grup B, C, D ve E de en yüksek maliyeti oluştururken, EEG ve nöroradyolojik testler Grup A da maliyet değerlendirmesinde en belirgindir.
SONUÇ: Epilepsinin doğrudan maliyeti hastalığın şiddetine ve tedaviye cevaba bağlı olarak değişiklik göstermektedir. İlaçlar maliyette en önemli rolü oynamaktadır.
OBJECTIVE: Epilepsy imposes a considerable economic burden on society. However, especially in Turkey, information about the direct cost of epilepsy is insufficient. The aim of this study was to compare the cost of epilepsy with that of diseases of different severity.
METHODS: Patients were divided into five groups according to disease severity. Accordingly, Group A included newly diagnosed patients; Group B, patients with epilepsy with remission; Group C, patients with occasional seizures; Group D, active drug nonresistant patients; and Group E, drug-resistant patients. All data were collected for each patient in general hospital, and annual cost was calculated.
RESULTS: One hundred sixty-three patients were evaluated. The mean annual cost for each patient was 799 Euro. Group E was the most expensive group (1830 Euro), followed by Group D (768 Euro), Group A (546 Euro), Group C (461 Euro), and Group B (390 Euro). Antiepileptic drugs accounted for the major costs in Groups B, C, D, and E, while the cost of EEG and neuroradiological imaging was more prominent in Group A
CONCLUSION: The direct cost of epilepsy in Turkey varied depending on the severity of the condition and response to the treatment. Drugs played a significant role in the cost.

2.Diagnosis, Clinical Features and Refractoriness to Treatment in Nonconvulsive Status Epilepticus
Dilaver Kaya, Pınar Yalınay, Fehim Arman
Pages 153 - 160
AMAÇ: Bu çalışmada, erişkin nonkonvulsif status epileptikus (NKSE) olgularında etyoloji, tedavi, kinik ve EEG özellikleri araştırıldı.
YÖNTEMLER: Hastanemizde, 2006-2010 yılları arasında NKSE tanısı ile izlediğimiz hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Hasta bilgileri ve test sonuçları kaydedildi. Tedavide aşamalı olarak, 1) Diazepam 10 mg, 2) Fenitoin (18 mg/kg), 3) Midazolam (0.1-0.6 mg/kg/saat), 4)
Tiopental (3-5 mg/kg/saat) i.v. infüzyon şeklinde kullanıldı. Tedavi ihtiyacına göre gruplandırma yapıldı. 1. Grup: (n=31) Diazepam ve Fenitoin ile NKSE tedavisi yapılanlar. 2. Grup: (n=7) midazolam veya tiopental ile NKSE tedavisi yapılanlar. 2. Grup refrakter status epileptikus (RSE) olarak tanımlandı.
BULGULAR: Çalışmamızda 35 erişkin hastaya (16 erkek, 19 kadın; ortalama yaş 61.8) ait 38 status epileptikus epizotu saptandı. Hastaların %84.2’sinde epilepsi öyküsü, %44.7’sinde strüktürel bozukluk, %13.2’sinde metabolik bozukluk, %18.4’ünde sistemik enfeksiyon, %15.8’inde ensefalit ve %5.3’ünde ilaç antiepileptik ilaç kesimi saptandı. Hastaların EEG’lerinin %65.8’inde fokal %34.2’sinde jeneralize status epileptikus aktivitesi saptandı. RSE, yaklaşık %18 oranında görüldü ve RSE ile etyoloji, epilepsi öyküsü, klinik ve EEG bulguları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.
SONUÇ: Hastaların büyük çoğunluğunda epilepsi öyküsü vardı. Hastaların %18’inde RSE saptandı. Tedavi grupları arasında etyoloji, epilepsi öyküsü, klinik ve EEG bulguları açısından anlamlı bir ilişki saptanmadı.
OBJECTIVE: The aim of the study was to analyze the etiology, treatment and clinical and electroencephalographic features in adult patients with nonconvulsive status epilepticus (NCSE).
METHODS: We retrospectively evaluated all consecutive patients with NCSE admitted to our hospital between 2006 and 2010. Patient data and diagnostic test results were recorded. The following treatment protocol was used: 1) Diazepam 10 mg, 2) Phenytoin (18 mg/kg), 3) Midazolam (0.1-0.6 mg/kg/h), and 4) Thiopental (3-5 mg/kg/h) i.v. infusion. The groups were structured according to the necessity of treatment. Group 1 (n: 31): NCSE was treated with diazepam and phenytoin; and Group 2 (n: 7): NCSE was treated with midazolam or thiopental. Group 2 was also defined as refractory status epilepticus (RSE).
RESULTS: We studied 38 episodes in 35 adults (16 men, 19 women; median age: 61.8 years). Of the patients, 84.2% had a history of epilepsy, 44.7% had structural disorders, 13.2% had metabolic disorders, 18.4% had systemic infections, 15.8% had encephalitis, and 5.3% had antiepileptic drug withdrawal. In patients, 65.8% of them exhibited focal and 34.2% exhibited generalized status epilepticus discharges on EEGs. RSE occurred in approximately 18% of patients and was not associated with etiology, history of epilepsy, and clinical or electroencephalographic features
CONCLUSION: The majority of our patients had a history of epilepsy. Of the patients, 18% had RSE. There was no significant correlation among the treatment groups with respect to etiology, history of epilepsy, and clinical or electroencephalographic features.

3.The Evaluation of Brainstem Evoked Potentials, Balance and Coordination Tests of Epileptic Patients Using Carbamazepine, Valproate and Levetiracetam
Fünüzar Yıldırım, Pınar Çe, Reha Bilgin, Muhteşem Gedizlioğlu
Pages 161 - 166
AMAÇ: Klasik antiepileptik ilaçların (AEİ) denge ve koordinasyon üzerine kronik kullanımda kalıcı etkileri olduğu bilinmektedir. Yeni nesil AEİ kronik kullanımdaki etkileri konusunda literatürde herhangi bir veri bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, klasik antiepileptiklerden karbamazepin (KBZ) veya valproat (VLP) monoterapisi kullanan hastalarla, yeni nesil antiepileptik ilaçlardan olan levetirasetam (LEV) kullananların işitme, denge ve koordinasyon üzerine toksik etkilerini karşılaştırmaktır.
YÖNTEMLER: Bu çalışmaya epilepsi polikliniğimizden izlenen hastalar arasından yaşları 15-50 olan VLP kullanan 25, KBZ alan 25, LEV alan 25 hasta ve 25 sağlıklı gönüllü katıldı. Hasta ve kontrol gruplarına beyin sapı işitsel uyartılmış potansiyeller (BİUP) incelemesi yapıldı ve Berg denge skalası uygulandı. Gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Hasta ve kontrol grupları yaş ve cinsiyet açısından benzerdi (sırasıyla p=0.07; p=0.56). Çalışma ve kontrol grupları arasında BİUP I., III., V. dalga ve I-III, III-V, I-V interpik latans değerleri açısından fark yoktu (sırasıyla p=0.36; p=0.83; p=0.33; p=0.46; p=0.36; p=0.32). Berg denge skorları da gruplar arasında benzerdi (p=0.09)
SONUÇ: LEV, KBZ ve VLP’ın beyin sapı işitsel yollarına etkisinin olmadığı ve denge fonksiyonunu bozmadığı görülmüştür. Denge üzerine literatürde çok az sayıda çalışma olması nedeniyle bu konuya dikkati çekmesi açısından çalışmamız oldukça önem taşımaktadır. Ancak, AEİ denge üzerine etkilerini belirlemek için daha fazla sayıda hasta üzerinde çalışılmasına gerek vardır.
OBJECTIVE: The permanent negative effect of classical antiepileptic medication (AEM) on balance and coordination is well known. However, there is no data on the effects of the new-generation AEMs on the vestibular system. The aim of this study was to evaluate the toxic effects of a new-generation antiepileptic, levetiracetam (LEV), and the old-generation antiepileptics (valproate, VLP) and carbamazepine (CBZ) on balance and coordination.
METHODS: Twenty-five patients taking VLP, 25 taking CBZ, and 25 taking LEV recruited from our outpatient clinic in addition to 25 healthy volunteers were evaluated regarding vestibular functions. Brainstem auditory evoked potentials (BAEP) examination and Berg Balance Test were performed. The difference between the groups was analyzed statistically.
RESULTS: The age and gender of the control and patient groups were similar (p=0.07, p=0.56). There was no difference between the control and the patient groups with respect to BAEP parameters of I-III wave interpeak latencies, III-V interpeak latencies and I-V interpeak latencies (p=0.36; p=0.83; p=0.33; p=0.46; p=0.36; p=0.32). The results of Berg Balance Test were also similar between the two groups
CONCLUSION: According to our results, LEV, CBZ and VLP exerted no effect on BAEP parameters and balance function. Although CBZ had a small effect on balance as shown in the Berg Test, the difference did not reach statistical significance. Since there are few studies on balance in the relevant literature, our study carries a considerable value. However, our study cohort is quite small, and deserves similar, but larger studies in order to establish the effects of the new-generation AEMs on vestibular function

REVIEW
4.The Association Between Epilepsy and Migraine
Sibel K. Velioğlu, Nuri Yüzgül
Pages 167 - 172
Migren ve epilepsi, aralarındaki ilişkiye dair birçok görüş olmasına rağmen bu ilişkinin doğasının hala çözülemediği iki ayrı nörolojik durumdur. Migren hastalarında epilepsi görülme sıklığının ve epilepsi hastalarında migren görülme sıklığının beklenenden daha yüksek olması bu iki durum arasında komorbidite olabileceğini düşündürmektedir. Bu iki hastalığın birlikteliği için ileri sürülen hipotezlerden biri altta yatan olası genetik faktörler olarak bildirilmektedir. Bu hastalıkları anlamadaki zorluk klinik fenotiplerindeki karışıklığın yanı sıra var olan genetik heterojeniteleri nedeniyle ortaya çıkar. Bu hastalıkların epizodik doğası, tetikleyici faktörleri ve tedaviye yanıtlarını kapsayan benzerlikleri dikkat çekicidir. Sonuç olarak, her iki hastalıkta paylaşılan genetik yatkınlık her iki beyinsel durumun da altında yatan neden olabilir. Epilepsi ve migren birlikteliği durumlarında, tedavi eden klinisyenlerin diğeri için de şüphe duymalarını ve tanı, sınıflama, her iki hastalığın tedavisi için yeterli bilgiye sahip olmaları gerekliliğinin önemi göz önünde tutulmalıdır.
Migraine and epilepsy are two distinct neurological conditions and, despite many reviews of the relationship between them, the nature of this association remains unresolved. The frequencies of epilepsy in patients with migraine, and of migraine in those with epilepsy, seem
to be higher than one would expect, suggesting that there may be comorbidity in both conditions. The concurrence of the two disorders suggests the hypothesis that both are caused by a genetic disorder. These diseases have prominent genetic components. The difficulty in understanding these diseases arises from the complexity of the clinical phenotypes as well as from the genetic heterogeneity that almost certainly exists. The similarities between these disorders, including their episodic nature, precipitating factors and therapeutic response, are striking. As a result, a shared genetic susceptibility to both disorders may be responsible for an underlying brain state that is common to both.
Any association would imply that clinicians treating either disorder should have a high index of suspicion for the other and should be well informed about the diagnosis, classification and treatment of both disorders.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale