ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 3  Year: 2020

Epilepsi: 10 (3)
Volume: 10  Issue: 3 - 2004
Hide Abstracts | << Back
1.Drug-Resistance in Epilepsy and the Factors Influencing Response to Antiepileptic Drugs
Ufku ŞENER, Yaşar ZORLU, Necvan ÖNAL
Pages 143 - 148
Amaç: Epilepsili hastalarda antiepileptik ilaç (AEİ) tedavisine direnç gelişimini etkileyebilecek faktörler araştırıldı. Hastalar ve Yöntemler: Epilepsili 173 hasta (89 kadın, 84 erkek; ort. yaş 28; dağılım 9-67) tedaviye yanıtı etkileyebilecek klinik, elektroensefalografik (EEG) ve radyolojik özelliklerin saptanması amacıyla geriye dönük olarak de- ğerlendirildi. Antiepileptik ilaç tedavisine dirençli epilepsi (DE), en az iki AEİ'nin uygun süre ve dozda kullanılması- na rağmen son altı ay içinde, ayda birden fazla nöbet ge- çirilmesi; iyi kontrollü epilepsi ise en az son bir yıl süreyle nöbet olmaması olarak tanımlandı. Dirençli epilepsi grubundaki hastaların klinik, EEG ve radyolojik bulguları DE olmayan grupla karşılaştırıldı.
Bulgular: Doksan hasta (%52) DE olarak değerlendirildi. Dirençli epilepsi olmayan grupta 83 hasta (%48) yer aldı. Bu gruptaki hastaların %42.2'si, tüm hastaların % 2 0. 2 'si iyi kontrollü epilepsi olarak değerlendirildi. Diren çli epilepsi grubunda uzak semptomatik epilepsi (p=0.020) ve nörolojik muayenede zeka geriliği (p=0.000) veya motor kayıp oranlarının (p=0.006) daha yüksek, nöbet sıklığının daha fazla olduğu (p=0.000) ve nöbetlerin daha erken yaşta başladığı (p=0.024) görüldü. Tek varyantlı analizde ailede epilepsili birey olması, uzak semptomatik epilepsi varlığı, hastalık süresinin 10 yıldan uzun olması ve EEG'de anormal bulgu olması DE gelişimine eğilim gösterirken, lojistik regresyon analizinde sadece zeka geriliği ve yüksek nöbet sıklığı bağımsız de- ğişken olarak bulundu.
Sonuç: Zeka geriliği olan ve yüksek sıklıkta nöbet ge- çiren hastalarda DE gelişme riski de artmaktadır.
Objectives: We evaluated the factors that are aşociated with the development of resistance to antiepileptic drugs.
Patients and Methods: We reviewed 173 consecutive patients with epilepsy (89 females, 84 males; mean age 28 years; range 9 to 67 years) with regard to the clinical, electroencephalographic (EEG), and radiologic factors aşociated with the response to antiepileptic drugs. Drug-resistant epilepsy (DRE) was defined as the occurrence of at least a seizure in a month during the past six months despite the use of at least two antiepileptic drugs at an appropriate dose and duration. Well-controlled epilepsy (WCE) was defined as the lack of seizures during the past year. Clinical, EEG and radiologic findings were compared.
Results: Ninety patients (52%) had DRE. Eighty-three patients (48%) developed no resistance to a n t i e p i l e p t i c drugs, of which 42.2% had WCE. The overall WCE rate was 20.2%. The patients with DRE manifested significantly higher rates of remote symptomatic epilepsy (p=0.020), mental retardation (p=0.000) and motor deficits (p=0.006) on neurologic examination, seizure frequency (p=0.000), and early age of seizure onset (p=0.024). Univariate analysis showed the presence of a positive family history for epilepsy, remote symptomatic epilepsy, disease duration longer than 10 years, and EEG abnormalities as significant risk factors for DE development. Logistic regreşion showed the presence of mental retardation and high seizure frequency as independent risk variables.
Conclusion: Epileptic patients with mental retardation and high seizure frequency present higher risks for DRE.

2.The Classification of Outpatients of the Epilepsy Clinic according to the ILAE Systems for Seizure and Epilepsy Types
Ayhan KÖKSAL, Musa ÖZTÜRK, Vedat SÖZMEN, Yavuz ALTUNKAYNAK, Sevim BAYBAŞ, Neslihan H. SÜTPİDELER
Pages 149 - 153
Amaç: Epilepsi polikliniğinde izlenen hastaların nö- bet ve epilepsi tipleri ILAE'nin önerdiği yöntemlerle belirlenerek bu sınıflamaların klinikte uygulanabilirli- ği değerlendirildi.
Hastalar ve Yöntemler: Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi epilepsi polikliniğine 1991- 1997 tarihleri arasında başvuran 4851 hasta geriye doğru incelendi. Olguların öykü, nörolojik muayene, laboratuvar, elektroensefalografi (EEG) ve bilgisayarl ı beyin tomografisi veya manyetik rezonans görüntüleme bulguları yeniden değerlendirilerek, epileptik nöbeti olduğu kabul edilen toplam 3445 hastanın (1912 erkek, 1533 kadın; ort. yaş 29.2; dağılım 6 ay-93 yıl) nöbet tipleri ILAE ICES 1981, epilepsi ve epileptik sendromları ICE 1989'a göre sınıflandırıldı.
Bulgular: Hastaların 281'ini (%8.2) 14 yaş ve altı çocuklar oluşturmaktaydı. Toplam 1371 hasta (%39.8) y eterli bilgi olmaması veya epilepsi olarak değerlendirilmemeleri nedeniyle çalışmaya alınmadı. Nöbetlerin % 9 1. 2 'si sınıflandırılabildi. Nöbet sınıflamasına göre % 7 0. 6 'sı parsiyel, %20.8'i jeneralize; epilepsi sınıflamas ına göre %69.8'i parsiyel, %16.5'i da jeneralize grupta yer aldı.
Sonuç: Epilepsi nöbetlerinin ICES 1981, epilepsi ve epileptik sendromların ICE 1989'a göre büyük oranda sınıflandırılabildiği görüldü.
Objectives: This study was designed to determine seizure and epilepsy types of outpatients according to the systems proposed by the ILAE and to aşeş the clinical applicability of these systems.
Patients and Methods: This retrospective review included a total of 4,851 patients who presented to the epilepsy outpatient clinics of Bakırköy State Hospital for Mental and Neurological Diseases between 1991 and 1997. Findings from history, neurological examination, laboratory investigations, EEG, computed tomography or magnetic resonance imaging studies showed epileptic seizures in 3,445 patients (1912 males, 1533 females; mean age 29.2 years; range 6 months to 93 years). The types of seizures and of epilepsies and epileptic syndromes were claşified according to the ICES 1981 and ICE 1989 recommendations, respectively.
Results: Pediatric patients at ages 14 years or below accounted for 8.2% (n=281). A total of 1,371 patients (39.8%) were excluded because of insufficient information or diagnoses other than epileptic seizures. Using the ILAE systems, 91.2% of the seizures could be claşified, being partial in 70.6% and 69.8% and generalized in 20.8% and 16.5% according to the ICES 1981 and ICE 1989 recommendations, respectively.
Conclusion: The ILAE systems proved highly helpful to claşify epileptic seizures, epilepsies and epileptic syndromes.

3.Discrimination between Postictal Psychosis and Delirium: A Clinical Interpretation of Postictal Changes in Behavior and Consciousness in Six Cases
S. YENİ, Güzin ELBÜLKEN-SEVİNÇER, Zeynep ÜNLÜSOY, Mehmet YAMAN, Naci KARAAĞAÇ
Pages 154 - 160
Epilepsi nöbetlerini izleyen dönemdeki bilinç ve davranış değişiklikleri, üzerinde yeterince durulan klinik tablolar değildir. Bu yazıda, uzamış postiktal bilinç ve davranış değişiklikleri görülen altı hasta değerlendirerek postiktal psikoz ve deliryum kavramlar ı ve bu tanılara götürecek özellikler yorumland ı. Nöbetlerden sonraki bilinç ve davranış de- ğişikliklerinin dört hastada deliryum, iki hastada psikoz tablosuna uyduğu sonucuna varıldı. Postiktal deliryumlu dört hastada bilincin etkilenmesi, değişen oranlarda oryantasyon ve dikkat bozuklu- ğu, psikomotor aktivitede ve konuşmada azalma sıklıkla izlenen belirtilerdi. Postiktal psikozlu iki hastanın birinde paranoid tipte, diğerinde affektif özellikleri de olan paranoid tipte psikotik semptomlar görüldü.
Changes in behavior and consciousneş during postictal period of seizures have not received appropriate attention in the literature. We evaluated six patients who experienced prolonged postictal changes in behavior and consciousneş in order to have better insight into postictal psychosis and delirium, and into manifestations that might validate these diagnoses. Findings during the postictal period were suggestive of delirium in four patients, and of psychosis in two patients. Those with postictal delirium often had unconsciousneş, problems of varying severity in attention and orientation, and decreased psychomotor activity and speech. Tw o patients with postictal psychosis developed psychotic disturbances of paranoid type, one of which included affective psychoses.

4.Nonconvulsive Status Epilepticus: A Report of Four Cases
Mehmet YAMAN, Elif KILIÇ AKTUĞ, Ercan ÖZDEN, Erdem YILMAZ, Pınar KADIOĞLU, S. Naz YENİ, Naci KARAAĞAÇ
Pages 161 - 168
Nonkonvulsiv status epileptikus (NKSE) tanısı konan dört olgunun klinik ve elektrofizyolojik özellikleri incelendi. Bir hastada (erkek, yaş 22) antiepileptik ilaçların kesilmesini takiben konuşmama, amaçsız yürüme ve bakışlarda donuklaşma gelişmesi; multipl miyelomlu bir hastada (kadın, yaş 55) enfeksiyon nedeniyle cefepim tedavisi alırken uykuya meyil ve oryantasyon bozukluğu gelişmesi üzerine; transkranyal hipofizektomi ameliyatı sonrasında epileptik nöbet geçiren bir başka hastada (kadın, yaş 23) tedavi sürerken giderek artan durgunlaşma hali ve etraf ındakileri ve bulunduğu yeri tanımaz hale gelmesi nedeniyle; diyabetik nefropatili bir hastada (kadın, yaş 59) ise, enfeksiyon nedeniyle seftazidim ve metranidazol içeren tedavi uygulanırken ara ara peltek konuşma, bakışlarda donuklaşma, çevreye ilgisizlik epizodlarının gelişmesi üzerine yapılan incelemeler sonrasında NKSE tanısı kondu. Antiepileptik ilaçlar ın aniden kesilmesi veya yetersiz verilmesi ve cefepim, seftazidim ve metranidazol kullanımının NKSE oluşumunda rol aldıkları düşünüldü.
Electrophysiologic and clinical features of four patients with nonconvulsive status epilepticus (NCSE) were evaluated. One patient (male, aged 22 years) presented with inability to speak, meaningleş wandering, and staring following ceşation of antiepileptic drugs. Another patient (female, aged 55 years) with multiple myeloma developed drowsineş and disorientation during cefepim treatment against an infection. Another patient (female, aged 23 years) experienced disorientation and decreased alertneş during antiepileptic treatment for seizures that occurred following transcranial hypophysectomy. The other patient (female, aged 59 years) had diabetic nephropathy and manifested lisping speech, fuzzineş, and i n d i fferency to environment during treatment with ceftazidime and metronidazole against an infection. Development of NCSE was attributed to sudden ceşation or inappropriate use of antiepileptic drugs, and to the administration of cefepim, ceftazidime, and metronidazole.

5.Valproic Acid-Associated Severe Encephalopathy in A Patient with Low Serum Carnitine Level and Slight Encephalopathy
Mustafa ÜLKER, Hüseyin SARI, Dilek ATAKLI, Baki ARPACI
Pages 169 - 172
Otuz yaşındaki kadın hastada, dört gün önce kullanmaya başladığı valproik asit (VPA) tedavisi sonrasında ortaya çıkan ensefalopati tablosu ile birlikte ağır elektroensefalografi (EEG) disorganizasyonu, düşük serum karnitin düzeyleri ve hafif- çe artmış serum amonyak düzeyleri saptandı. Valproik asit kullanımı kesilip, karnitin tedavisine başlanmasıyla birlikte EEG bulguları hızla düzeldi. Düşük serum karnitin düzeyleri zemininde VPA kullanımı, hepatik disfonksiyon olmaksızın da akut ensefalopati tablosuna yol açabilmektedir.
A thirty-year-old female patient developed encephalopathy, together with severe EEG disorganization, decreased serum carnitine and slightly elevated ammonium levels after four days of valproic acid (VPA) administration. After ceşation of VPA therapy and initiation of carnitine supplementation, a rapid improvement was observed in EEG and clinical findings. Valproic acid may be aşociated with acute encephalopathy in patients with low serum carnitine levels even in the absence of hepatic dysfunction.

6.Febrile Seizures: A Review in the Light of Recent Advances
Akın İŞCAN, Eray DİRİK
Pages 173 - 178
Çocukluk çağının en sık nöbetleri olan febril nö- betler altı ay-beş yaş arası çocukların %2-5'inde görülür. Febril nöbetlerin epileptik nöbetlerle ilişkili olup olmadığı tartışmalıdır. Uzayan febril nöbetler hipokampal skleroz ve temporal lob epilepsisine neden olabilmektedir. Ailesel geçişli bazı olgularda sendroma özgü genler saptanmıştır. Son yıllarda, genetik geçişli febril nöbetlerin bir alt grubunu oluşturan ve jeneralize epilepsi febril konvulsiyon artı ( G E F S+) olarak isimlendirilen sendromda voltaja bağımlı sodyum kanalının sentezini düzenleyen genlerde mutasyonlar gösterilmiştir. Febril nöbetlerin durdurulması, uzayan nöbetin yol açabileceği hipokampal hasarın önlenmesi açısından gereklidir. Bu amaçla rektal ya da intraven öz diazepam ilk seçenek olmakla birlikte, intranazal midazolam uygulama kolaylığı ve yüksek etkinliği bakımından iyi bir seçenek olarak görünm ektedir.
Febrile seizures are the most common seizure disorder in childhood, occurring in 2-5% of children aged six months to five years. The relationship between febrile seizures and epilepsy is still controversial. Prolonged febrile seizures may led to hippocampal sclerosis and temporal lobe epilepsy. Syndrome-specific genes have been demonstrated in some familial cases. Mutations of genes that control the synthesis of voltage-gated sodium channels have been documented in a clinical subset of genetically transmitted febrile seizures, which has recently been defined as generalized epilepsy with febrile seizures plus (GEFS+). Prevention of febrile seizures is indicated because prolonged febrile seizures may be aşociated with hippocampal damage. Rectal or intravenous diazepam is still the first choice in the control of febrile seizures; in addition, intranasal midazolam may prove to be an appropriate alternative due to ease and efficacy.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale