ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 25  Issue : 1  Year: 2019

Epilepsi: 9 (2)
Volume: 9  Issue: 2 - 2003
Hide Abstracts | << Back
1.Determination of Volume Changes in Dentate Gyrus Granulare Cell Layer in Penicillin-Induced Epileptic Rats
Ilgaz AKDOĞAN, Esat ADIGÜZEL, Pınar AKYER
Pages 67 - 72
Amaç: Deneysel olarak penisilinle epilepsi oluşturulan sıçanlarda gyrus dentatus hacim değişiklikleri araştırıldı.
Çalışma Planı: Çalışmada 12 adet, 16-20 haftal ık Sprague-Dawley cinsi dişi sıçan (220-350 gr) iki gruba ayrıldı. Kontrol grubuna intrakortikal serum fizyolojik, diğer gruba aynı yolla penisilin-G (500 IU) verildi. Bir hafta sonra çıkarılan beyinler dondurmalı mikrotomda donduruldu ve 150 µm kalınlıkta kesildi. Elde edilen histolojik kesitler hematoksilen- eosin ile boyandı. Kesitlerdeki gyrus dentatus granüler hücre tabakasının mikroskop görüntüsü monitöre aktarıldı ve hacmi stereolojik bir yöntem olan Cavalieri prensibine göre hesapland ı.
Bulgular: Serum fizyolojik verilen sıçanlara göre, penisilinle epilepsi oluşturulan sıçanların gyrus dentatus hacimleri daha büyük bulunmasına rağ- men, aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (Mann-Whitney U-testi, p>0.05).
Sonuç: Deneysel epileptik nöbetlerin beynin değişik bölgelerindeki etkilerini araştırmada nöron sayısı ile birlikte hacim değişikliklerinin de değerlendirilmesi objektif sonuçlara ulaşmada katkı sağlayacaktır.
Objectives: We investigated the changes in rat dentate gyrus volume in a penicillin-induced epilepsy model.
Study Design: The study included 12 adult female Sprague-Dawley rats (220-350 gr) of 16 to 20 weeks. The animals were aşigned to receive either intracortical saline solution or penicillin G (500 IU). A week later, the brains were removed and frozen in a cryostat. All tişues were sectioned at 150 µm and stained with hematoxylen and eosin. The sections were visualized under light microscope and cell layer images of the dentate gyrus granulare were transferred to a monitor. The volumes were quantified stereologically using the Cavalieri 's principle.
Results: The mean dentate gyrus volume of penicillin administered rats was greater than that of the control rats. However, this increase was not statistically significant (Mann-Whitney U-test, p>0.05). Conclusion: The effects of experimental epileptic seizure models on different areas of the brain may be more objectively evaluated both by the number of neurons and quantification of volume changes.

2.Lateralizing and Localizing Value of Postictal Nose Wiping in Temporal Lobe Epilepsy
Gülnihal KUTLU, Erhan BİLİR, Alev LEVENTOĞLU, Yasemin B. GÖMCELİ, G. Semiha KURT, Ayşe SERDAROĞLU, Atilla ERDEM
Pages 73 - 76
Amaç: Video-EEG görüntülemesinde gözlenen postiktal burun silmenin (PBS) epileptojenik odağın lateralizasyon ve yerleşimini belirlemedeki değeri araştırıldı.
Hastalar ve Yöntemler: Video-EEG görüntülemesi yap ılan 426 hasta retrospektif olarak incelendi. Postiktal burun silme davranışı gösteren olguların interiktal ve iktal EEG'leri, nöroradyolojik incelemeleri, cerrahi yapılm ışsa patolojileri ve prognozları değerlendirildi. Bulgul ar: Video-EEG görüntülemesi ile 71 hastada temporal lob epilepsisi (TLE) tanısı kondu. On bir olguda (7 kadın, 4 erkek; ort. yaş 27.5; dağılım 13-40) PBS belirlendi. Bunların 10'unda (%91) tanı TLE idi; bir olgunun ekstratemporal olduğu belirlendi. Postiktal burun silme yedi olguda (%70) nöbet odağına ipsilateral, iki olguda ise kontralateral idi. Bir olguda ise iktal EEG paternlerinden bağımsız olarak birbirinden farklı nöbetlerde bazen ipsilateral, bazen kontralateral olduğu gözlendi. Ekstratemporal lob epilepsisi saptanan olguda PBS nöbet başlangıcına ipsilateral idi. İpsilateral özellik gösteren üç olguda anterior temporal lobektomi ve amigdalohipokampektomi uygulandı. Patolojik incelemede iki olguda hipokampal skleroz, bir olguda astrositom saptandı. Üç olguda da, ameliyat sonrasında nö- bet görülmedi.
Sonuç: Postiktal burun silme TLE'de ekstratemporal lob epilepsilerine göre çok daha sık izlenmekte ve çoğunlukla ipsilateral odağı göstermektedir.
Objectives: We evaluated the value of postictal nose wiping observed during video-EEG monitoring in determining the laterality and localization of seizures.
Patients and Methods: We retrospectively reviewed 426 patients who underwent video-EEG monitoring. Patients who exhibited postictal nose wiping were evaluated with regard to interictal and ictal EEGs, neuroradiologic findings, postoperative histopathologic diagnoses, and prognosis.
Results: Video-EEG monitoring showed temporal lobe epilepsy (TLE) in 71 patients. Eleven patients (7 females, 4 males; mean age 27.5 years; range 13 to 40 years) exhibited postictal nose wiping. Of these, 10 patients (91%) had TLE, and one patient had extratemporal lobe e p i l e p s y. Postictal nose wiping was ipsilateral to the focus in seven patients (70%) and contralateral in two patients. In one patient, it was either ipsilateral or contralateral during diverse seizures, regardleş of the ictal EEG patterns. One patient with extratemporal lobe epilepsy manifested postictal nose wiping ipsilateral to the onset of seizures. Three patients with ipsilateral postictal nose wiping underwent anterior temporal lobectomy and amigdalohipp o c a m p e c t o m y. Pathologic diagnosis was hippocampal sclerosis in two patients and astrocytoma in one patient. These three patients were seizure-free postoperatively.
Conclusion: Postictal nose wiping is much more common in patients with TLE than in those with extratemporal lobe epilepsy and is more often ipsilateral to the seizure focus.

3.Electrical Status Epilepticus during Slow-Wave Sleep: A Report of Three Children
Esra Erdemsel ACAREL, Günay GÜL, Işıl Kalyoncu ASLAN, Cahit KESKİNKILIÇ, Nalan Kayrak ERTAŞ, Dursun KIRBAŞ
Pages 77 - 82
Yavaş dalga uykusunda elektriksel status epileptikus (ESES), epileptik hastalıkla bağlantı lı ya da bundan bağımsız, yaşa bağlı ve kendini sınırlayan bir sendromdur. Özellikle dil işlevlerinde olmak üzere nöropsikolojik ve motor fonksiyonlarda gerilemeye ek olarak yavaş dalga uykusu sırasında EEG’de sürekli diken-dalga deşarjı izlenir.[1-3] Bu yazıda sunulan üç olguyla, davranış kusurları nın olduğu epilepsili çocuklarda uykuda EEG incelemesinin gerekliliği vurgulandı. OLGULAR Olgu 1– Dokuz yaşında, baskın olarak sağ elini kullanan erkek hasta, nöbetlerinde sıklaşma, son bir haftadır söylenenleri anlamama, aşırı hareketlilik ve sık dalma yakınmaları ile getirildi. Öyküsünden, jeneralize tonik-klonik nöbetlerin dört yaşında başladığı; sodyum valproat tedavisi ile dokuz aylık nöbetsiz dönemden sonra tedavinin kesilmesi ile nöbetlerin sıklaştığı öğrenildi. Özgeçmişinde, zor doğum öyküsü olduğu, sözcükleri dört yaşında söyle- Bu yazıda, klinik ve EEG bulgularına dayanarak yavaş dalga uykusunda elektriksel status epileptikus tanısı konan üç çocuk hasta sunuldu. İç hastada da başvuru sırasındaki davranış kusurları yanı sıra epilepsi veya febril konvulsiyon öyküsü vardı. Uyku EEG'lerinde sürekli diken-dalga de- şarjları izlendi. Hastaların tedavileri sodyum valproat ve kortikosteroid ile düzenlendi. Bir olguda tedaviye lamotrijin eklendi. Tüm olguların davranış kusurlarında düzelme görülürken, ek olarak iki olguda objektif olarak kognitif iyileşme saptandı. Davranış kusurları görülen epilepsili çocuklarda uykuda EEG incelemesinin gerekliliği vurgulandı.
We present three children in whom a diagnosis of electrical status epilepticus during slow-wave sleep was drawn from clinical and EEG findings. All patients had neuropsychological and/or mental disturbances and a history of epileptic seizures or febrile convulsions. Sleep EEGs showed continuous spikeand- wave discharges. Treatment was designed with sodium valproate and a corticosteroid, with an addition of lamotrigine in one patient. Treatment resulted in behavioral improvement in three patients and cognitive improvement in two patients. The relevance of sleep EEG monitoring is emphasized in children presenting with behavioral manifestations.

4.Crying Seizures Documented in Two Patients during Video-EEG Monitoring
Alev LEVENTOĞLU, Erhan BİLİR, Semiha KURT, Gülnihal KUTLU, Yasemin GÖMCELİ, Ayşe SERDAROĞLU, Atilla ERDEM
Pages 83 - 87
İktal ağlama (crying seizures / dacrystic seizures) nadir izlenen bir durumdur.[1] Özellikle video-EEG monitörizasyonu öncesi dönemlerde, interiktal, postiktal veya non-epileptik nöbetlerde izlenen a lama net olarak gözlenememekteydi. Ancak günümüzde video-EEG monitörizasyonu ile hem klinik hem de eşzamanlı EEG kayıtları ile hastalar değerlendirilebilmektedir. Bu yazıda video-EEG monitörizasyonu ile saptadığımız kompleks parsiyel ve sekonder jeneralize nöbetler sırasında ağlamaları olan iki hasta sunuldu. OLGULAR Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Kliniği Epilepsi Monitörizasyon Ünitesi’nde 1997- 2002 tarihleri arasında izlenen 492 hasta retros- İktal ağlama nadir rastlanan bir durumdur. Bu yaz ıda uzun süreli video EEG monitörizasyonu ile izlediğimiz, kompleks parsiyel ve sekonder jeneralize nöbetleri olan ve beraberinde ağlamanın izlendi ği iki kadın hasta (yaşları 22 ve 24) sunuldu. Epileptik odak bir hastada sağ frontotemporal bölge, diğerinde sol temporal bölgeydi. Birinci olguda birden fazla odak izlendiğinden cerrahi düşünülmedi. İkinci olguda anterior temporal lobektomi, amigdalahipokampektomi uygulandı ve hastanın dört aylık izleminde nöbetleri kontrol altına alındı. Uzun süreli video EEG monitörizasyonu, kompleks parsiyel ve sekonder jeneralize nöbetler sıras ında iktal ağlamayı saptayabilmektedir.
Ictal crying (dacrystic seizures) is a rare phenomenon. We report two female patients (ages 22 and 24 years) in whom crying was observed during video- EEG monitoring of complex partial and secondary generalized seizures. The epileptogenic focus was in the right frontotemporal region in one patient, and in the left temporal region in the other. Surgical treatment was ruled out because of multifocal epileptogenic regions in the first patient. The latter patient underwent anterior temporal lobectomy and amigdalohippocampectomy after which she was seizure-free for four months. Long-term video-EEG monitoring may reveal crying seizures during complex partial and secondary generalized seizures.

5.The Efficacy of Phenobarbital in Two Patients with Catamenial Epilepsy
M. Kemal DEMİRKIRAN
Pages 88 - 90
Katamenial epilepsi ilk kez 1885 yılında Gowers tarafından tanımlanmıştır;[ 1 ] menstrüel siklusla ilişkili (menstrüasyon öncesi birkaç günde, menstrüasyonun ilk gününde, ovülasyon öncesi ve siklus ortası dönemde ortaya çı- kan) epileptik nöbet aktivitesini anlatan bir terimdir.[ 1,2] Menstrüasyonla ilişkili nöbet artışı- nın gerçek sıklı ı bilinmemektedir.[3] Epilepsili kadınların yaklaşık %12’sinde katamenial nöbetlerin görüldü ü bildirilmektedir.[4] Katamenial epilepsinin üç tipi tanımlanmıştır. Nadir gözlenen tip 1’de perimenstrüal (menstürasyondan önceki ve sonraki 3 gün) dönemde nöbetlerde artış görülür; bu artışın premenstüral progesteron düşmesiyle ilişkili olduğu bildirilmiştir.[ 2 ] Katamenial nöbetlerin tedavisinde progesteron, gonadotro pin-releazing hormon analogları, asetazolamid gibi tedaviler önerilirken konvansiyonel antiepileptik ilaçların etkilerinin sınırlı olduğu bildirilmiştir.[ 5 ] Bu yazıda, sadece perimenstüral dönemde nöbetleri gözlenen iki kadın hasta, hastalı ın nadir görülmesi ve fenobarbitale çok iyi yanıt vermesi nedeniyle sunuldu. OLGULAR Olgu 1– On yedi yaşında kadın hasta, dört yıl önce başlayan ve menstrüasyon dönemlerinde Katamenial epilepsi menstrüel siklusun belirli dö- nemlerinde nöbetlerde artma ile kendini gösterir. Bu yazıda, menstrüasyon dönemlerinde jeneralize tonik- klonik nöbetleri olan 17 ve 42 yaşında iki hasta sunuldu. İki hasta da sadece menstrüasyon döneminde nöbet geçiriyor ve kullandıkları değişik antiepileptik ilaçlardan (sodyum valproat ve fenitoin) fayda görmüyordu. Hastalarda düzenli fenobarbital tedavisi ile belirgin klinik düzelme gözlendi. İlk hastada 10, ikinci hastada 16 aydır nöbet görülmedi.
Catamenial epilepsy is characterized by an increase in seizures during particular phases of the menstrual cycle. We present two patients, aged 17 and 42 years, who experienced generalized tonic-clonic seizures only during the menstrual cycles. Both patients did not benefit from antiepileptic agents used (sodium valproate, phenytoin). However, continuous phenobarbital treatment resulted in an obvious clinical improvement. The patients have been free of seizures for 10 and 16 months, respectively.

6.New Horizons in Epilepsy Treatment
İbrahim BORA, Özlem TAKAPILIOĞLU
Pages 91 - 102
Beynin en sık görülen nörolojik hastalıkları ndan biri olan epilepsi nüfusun yaklaşık %0.8-1’ini etkilemektedir. Dünya üzerinde yaklaşı k 50 milyon kişinin epilepsi hastası olduu;[ 1] bunun da 40 milyonunun gelişmekte olan ülkelerde yaşadı ı tahmin edilmektedir. Tedavisi uygun yapılmayan ya da hiç tedavi görmeyen hasta oranının %60-90 arasında oldu u düşünülmektedir. Ayrıca, farmakolojik olarak iyileştirici tedavisi henüz bulunamayan bir hastalı ktır (Şekil 1). Epilepsi ve nöbetlerin patogenezini anlamada önemli ilerlemeler olmasına ra men, insan epilepsisinin hücresel temeli hala aydınlatılam a m ı ş t ı r. Epilepsinin temel mekanizmaları üzerine yapılan çalışmalar epileptogenez işleminde farklı mekanizmaların etkilendi ini göstermiştir. Epilepsiye neden olan çok sayıda mekanizma öne sürülmüştür (Şekil 2).[2] Spesifik bir etiyolojik yaklaşım olmaması ve patofizyolojik mekanizmaların tam anlaşı- lamaması nedeniyle, epilepside ilaç tedavisine yaklaşım, epilepsiye neden olan işlemin ortadan kaldırılmasından çok, kronik olarak antiepileptik ilaç (AEİ) (daha do rusu antikonvulsan) ile semptomların kontrolü ve nöbetlerin baskılanması şeklinde olmaktadır.[ 3 ] Bu durumun bir sonucu olarak, kullanılmakta olan A E İ ’ l e r, örne in bir kafa travmasını takiben ortaya çıkabilen epilepsi gelişimini önleyeme- Beynin en sık görülen nörolojik hastalıklarından biri olan epilepsinin patogenezinden sorumlu pek çok mekanizma öne sürülmektedir. Farmakolojik olarak iyileştirici tedavisi bulunmayan epilepsinin farmakoterapisinde son 10 yılda gözle görülür bir ilerleme gerçekleştiğini izliyoruz. Antiepileptik ilaç- lar dışında başka tedavi seçenekleri de kullanılmaya ve düşünülmeye başlanmıştır. Bu makalede epilepsi tedavisindeki yeni yaklaşımlar, ilgili yazın ışığında gözden geçirildi.
Epilepsy is one of the most common neurological disorders and many mechanisms have been suggested for its pathogenesis. Although it is pharmacologically regarded as an incurable disease, significant progreş has been made in its pharmacotherapy over the past decade. In this article, the current antiepileptic therapies are evaluated and concepts in the development of new antiepileptic drugs are reviewed in the light of the relevant literature.



Quick Search





 


Copyright © 2019 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale