ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 24  Issue : 2  Year: 2018

Epilepsi: 7 (3)
Volume: 7  Issue: 3 - 2001
Hide Abstracts | << Back
1.Quality of Life of Patients with Epilepsy: Assessment with the Use of the Quality of Life in Epilepsy Inventory-89 (QOLIE-89)
Mukadder MOLLAOĞLU, Zehra DURNA, Esat EŞKAZAN
Pages 73 - 80
Amaç: Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin (QOLIE- 89) Türkiye versiyonunu geliştirmek, epilepsili hastaların yaşam kalitesini ve bunu etkileyen faktörleri değerlendirmek. Hastalar ve Yöntemler: Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği, bir yıl süresince nöroloji polikliniğine başvuran ve yaşam kalitesini etkileyen başka sağlık sorunu olmayan toplam 130 yetişkin epilepsili hastaya (58 kadın, 72 erkek; ort. yaş 30.6 ) uygulandı. Bu l g u l a r : Çalışmamızda epilepsili hastaların yaşam kalitesi puanı düşük bulundu (41.19+22.65). Bulgular ımız, Türkiye'de yaşayan epilepsili hastaların ya- şam kalitesinin, ABD ve Norveç'te yaşayan epilepsili hastalara göre düşük olduğunu gösterdi. Hastalık süresi uzun olan, ayda birden fazla sayıda ve/veya düzensiz nöbet geçiren (hem gece-hem gündüz) hastaların yaşam kalitesi düşük bulunurken, nöbet tipinin yaşam kalitesini etkilemediği belirlendi. Son u ç : Yapılan geçerlilik-güvenirlik çalışması sonucunda, QOLIE-89'un Türkiye'deki epilepsili yetiş- kin bireylere uygulanabilecek bir ölçek olduğu belirlendi. Rehabilitasyon çalışmalarında QOLIE-89 gibi yöntemlerden yararlanılması epilepsili hastaların yaşam kalitesini artırmada rol oynayabilir.
Objectives: To develop a Turkish version of the Quality of Life in Epilepsy Inventory (QOLIE-89) and to examine the quality of life of epileptic patients and the factors affecting thereof. Patients and Methods: The Quality of Life in Epilepsy Inventory was administered to 130 adult epileptic otherwise healthy patients (58 females, 72 males; mean age 30.6+13.5 years) who were examined in outpatient settings throughout a year. Resu l t s : The mean score for the quality of life of epileptic patients was found to be low (41.19+ 22.65). The results showed that American and Norwegian epileptic patients had a better quality of life than that of Turkish patients. It was found that patients who had had epilepsy for a long time, who had seizures at irregular periods, and who experienced more one seizure a month led a low quality of life. The type of seizure did not affect the quality of life. Conclusion: This test-retest reliability study suggests that QOLIE-89 can be applied to adult epileptic patients in Turkey. Utilization of QOLIE- 89 in the rehabilitation programs of epileptic patients may play a positive role in enhancing the quality of life of epileptic patients.

2.The Role of Muscle Enzymes and Prolactine in the Differentiation between Generalized Tonic-Clonic Epileptic Seizures and Nonepileptic Seizures
Ertuğrul BOLAYIR, Nesim KUĞU, Aytekin AKYÜZ, Kamil TOPALKARA
Pages 81 - 83
Amaç: Epileptik ve nonepileptik nöbetlerin ayı- rıcı tanıları, hastaların takip ve tedavileri ve do- ğurduğu sonuçlar açısından çok önemlidir. Bu çalışmada, serum kas enzimleri ve prolaktin de- ğerlerinin jeneralize tonik-klonik nöbetleri konversif tip nöbetlerden ayırmadaki rolünü değerlendirdik. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmaya jeneralize tonik- klonik nöbet geçiren 15 olgu (grup 1) ve konversiyon atağı ile getirilen 15 olgu (grup 2) alındı. Sağlıklı 15 bireyden de kontrol grubu (grup 3) oluşturuldu. Tüm olgularda kreatin fosfokinaz (CPK), laktat dehidrojenaz (LDH) ve prolaktin dü- zeyleri nöbet bitiminden en geç yarım saat içinde ölçüldü. Bulgular: Diğer gruplar ile karşılaştırıldığında, epilepsili hasta grubunda CPK, LDH ve prolaktin düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı derecede yükseldiği görüldü (p<0.05). Konversif nöbetleri olan olgularla kontrol grubu arasında ise anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Sonuç: Epilepsi ile konversif tip nöbetlerin ayrı- mında CPK, LDH ve prolaktin düzeylerinin ölçülmesi basit, pratik ve ucuz bir yöntem olarak kullan ılabilir.
Objectives: The differential diagnosis of epileptic and nonepileptic seizures is of significant importance with regard to treatment, follow-up, and implications for the patients. We evaluated the role of muscle enzymes and prolactine in the differentiation between generalized tonic-clonic seizures and nonepileptic seizures. Patients and Methods: The study included two groups of patients with generalized tonic-clonic seizures (n=15) and nonepileptic seizures (n=15). Fifteen healthy subjects comprised the control group. Serum creatine phosphokinase (CPK), lactate dehydrogenase (LDH), and prolactine levels were measured within half an hour after the end of seizures. Results: Epileptic patients exhibited significantly higher levels of CPK, LDH, and prolactine compared to the other groups (p<0.05). On the other hand, differences were not significant between patients with nonepileptic seizures and healthy controls (p>0.05). Conclusion: The findings suggest that measurement of CPK, LDH, and prolactine levels is instrumental, inexpensive, and simple in differentiating between epileptic and nonepileptic seizures.

3.Clinical and Electroencephalographic Evaluation of Patients with Juvenile Myoclonic Epilepsy
Yahya ÇELİK, Naci KARAAĞAÇ, Seher Naz YENİ, Nesrin ERGİN
Pages 84 - 88
Amaç: Bu çalışmada juvenil myoklonik epilepsi (JME) tanısı konan hastalarda klinik ve elektroensefalografik değişkenler araştırıldı. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmaya JME tanısı almış 41 hasta (27 kadın, 14 erkek; ort. yaş 23.2; dağılım 15-40) alındı. Hastaların nöbet başlangıç yaşı, nöbet tipleri, nörolojik muayeneleri, nöbeti kolaylaşıran faktörler, öz- ve soygeçmiş özellikleri, EEG, radyolojik bulguları ve tedaviye yanıtları incelendi. Bulgular: Olgularda nöbet başlangıç yaş ortalamas ı 14 bulundu. Hastaların beşinde yalnızca miyoklonik nöbetler, 34'ünde miyoklonik nöbet ve jeneralize tonik klonik nöbet, iki hastada ise miyoklonik nöbet, jeneralize tonik klonik nöbet ve absans nöbetleri görüldü. Kadın/erkek oranı 2:1 idi. Miyoklonik nöbetlerin başlangıcı 8-18 yaşlar aras ında değişmekteydi. ÒPolyspike and waveÓ dalga aktivitesi 37 EEG'de görüldü. Tüm hastalarda JME tanısı konduğunda ilk tercih edilen tedavi sodyum valproat monoterapisi şeklindeydi. Sonuç: Epilepsili hastalarda ortaya çıkan miyoklonik nöbetler kolay tanınan özellikte olmalarına rağmen çok kolay gözden kaçabilirler. Bu durum tanıda önemli gecikmelere yol açabilmektedir.
Objectives: The clinical and electroencephalographic features were evaluated in patients with juvenile myoclonic epilepsy (JME). Patients and Methods: We evaluated 41 patients (27 females, 14 males; mean age 23.2 years; range 15 to 40 years) with JME with respect to the age of the onset and the type of seizures, neurologic examination findings, precipitating factors, medical histories, electroencephalographic and radiologic findings, and responses to the therapy. Results: The mean age of onset of seizures was 14 years. Only five patients had myoclonic seizures alone, while 34 patients had both myoclonic and generalized tonic clonic seizures. Two patients had myoclonic, generalized tonic clonic, and absence seizures. The female to male ratio was 2:1. The onset of myoclonic seizures ranged from 8 to 18 years of age. Polyspike and wave activities were noted in 40% of EEG recordings. Monotherapy with sodium valproate was the first choice of treatment when a diagnosis of JME was made. Co n c l u s i o n : Although myoclonic seizures do not present difficulty in identification, they may be overlooked or ignored unleş they are adequately considered, resulting in significant delays in diagnosis.

4.The Incidence of Epilepsy and Assessment of Antiepileptic Treatment in Patients with Cerebral Palsy
Bülent ÜNAY, Turan TUNÇ, Halil İbrahim AYDIN, Rıdvan AKIN, Erdal GÖKÇAY
Pages 89 - 94
Amaç: Serebral palsili hastalarda epilepsi görülme oranlarını saptamak ve antiepileptik tedaviyi etkileyen faktörleri değerlendirmek. Hastalar ve Yöntemler: Serebral palsili 249 hastada (ort. yaş 6.4) epilepsi görülme oranları, epilepsi başlangıç yaşı, antiepileptik tedaviye başlama yaşı ve tedaviye yanıtı etkileyen faktörler retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Hastaların 107'sinde (%43) epilepsi oldu ğu belirlendi. Tetraplejik serebral palsili olgularda epilepsi görülme riski, tetraplejik olmayanlara göre 3.2 kat yüksek bulundu (odds ratio 3.2). Epilepsili grupta gelişimsel ve psikometrik test sonuç- ları anlamlı derecede bozuk bulundu. Zeka gerili- ği sıklığı epilepsili grupta anlamlı derecede yüksekti. Beyin manyetik rezonans görüntüleme bulgular ında anormallik olan olgularda epilepsi görülme sıklığı daha fazla idi. Monoterapi alan hastalarda antiepileptik tedaviye yanıt, politerapi alan hastalara göre anlamlı derecede fazlaydı. Sonuç: Tetraplejik tutulum, gelişimsel ve psikometrik testlerde bozukluk, beyin görüntülenmesinde anormal bulgu saptanması epilepsi riskini artırmakta ve bu hastalarda politerapiye ihtiyaç duyulması tedaviye yanıt oranını düşürmektedir.
Objectives: To evaluate the incidence of epilepsy and the factors affecting antiepileptic therapy in children with cerebral palsy. Patients and Methods: A total of 249 patients (mean age 6.4 years) were retrospectively evaluated with regard to epilepsy incidence, age of onset of epilepsy, age of onset of antiepileptic treatment, and the factors affecting antiepileptic treatment. Results: Epilepsy was documented in 107 patients (43%). Compared to those without tetraplegia, the risk for epilepsy in patients with tetraplegia was 3.2 times higher (odds ratio 3.2). A significantly increased deterioration in developmental and psychometric test results and a significantly higher frequency of mental retardation were found in the epileptic group. The incidence of epilepsy was strongly correlated with abnormal findings on brain magnetic resonance imaging. The response to antiepileptic therapy in monotherapy patients was significantly higher than that of patients receiving polytherapy. Conclusion: Tetraplegia, deterioration in developmental and psychometric test results, and abnormal findings on brain imaging are aşociated with an increased epilepsy incidence, and the need for polytherapy with a decreased treatment response.

5.Quantitative Electroencephalographic Analysis in Determining the Depth of Anesthesia and Regional Differences and Hemispheric Asymmetry on EEG Recordings
Aynur ÖZGE, Ülkü ÇÖMELEKOĞLU, Ali Aydın ALTUNKAN, Handan MISIRLI
Pages 95 - 99
Amaç: Total intravenz anestezi (TİVA) sorasında yapı- lan EEG monit.rizasyonu ile anestezi derinliğinin belirlenmesine çalışıldı ve ortaya çıkan hemisferler arası asimetri ve bölgesel farklılıklar değerlendirildi. Hastalar ve Yöntemler: Etik kurul onayİ alınarak, varikoselektomi ameliyatı planlanmış sağ elini kullanan 12 hastada (ort. yaş 23; dağılım 18-27) propofol+remifentanil+ sisatrakuryum ile anestezi indüksiyonu ve propofol+ remifentanil kullanılarak TİVA idamesi sağlandı. İnd üksiyon dönemi sonrası, cerrahi insizyon sırasında ve ameliyatın 15. dakikasından sonra oluşan yanıtlar beşer dakika süreyle kaydedildi ve kantitatif analizle transkortikal montajda zemin aktivitesi değerlendirildi. Temel EEG dalgalarının (alfa, beta, teta, delta) yoğunluk analizi ve fast Fourier transform ile frekans analizi yapıldı; sonuçlar istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Total intraven.z anestezi sırasında hemisfer ön bölgelerinde alfa yoğunluğunda azalma, delta yoğunlu ğunda anlamlı artış gözlendi. Sol hemisfer ön bölgelerinde beta yoğunluğu azalmakla birlikte delta ve alfa aktivitelerinin sağ hemisferde belirgin olarak değişkenlik gösterdiği saptandı (p<0.05). Sağ temporal bölgede delta artışı ve beta azalması (p<0.05) gözlenirken, parietal ve oksipital kayıtlarda asimetri saptanmadı. Sonuç: Anestezi derinliğinin saptanması ve takibinde kantitatif EEG analizinin yararlı olduğu ve anestezik ajanların hemisferlerin çeşitli bölgelerinde farklı yanıtlar oluşturduğu sonucuna varıldı.
Objectives: We evaluated the depth of the anesthesia with the use of EEG monitorization during total intravenous anesthesia (TIVA) and aşociated hemispheric asymmetry and regional differences. Patients and Methods: Twelve right-handed patients (mean age 23 years; range 18 to 27 years) undergoing varicocelectomy was included after obtaining the ethical committee consent. Anesthesia induction was performed by propofol, remifentanil, and cisatracurium followed by TIVA by propofol and remifentanil. EEGs were recorded for five minutes after the induction period, during surgical incision, and beyond 15 minutes intraoperatively. Background activity was evaluated using quantitative analysis of transcortical reconstruction. The intensities of EEG waves (alpha, beta, theta, delta) were aşeşed and the frequency was analyzed by the fast Fourier transform method. R e s u l t s : During TIVA, decreased alpha and increased delta activities were detected in the anterior regions of both hemispheres. A decrease in the beta activity in the anterior left hemisphere was aşociated with significant changes in alpha and delta activities in the right hemisphere (p<0.05). An increase in delta activity and a decrease in beta activity was found in the right temporal region (p<0.05). No asymmetry was detected in the parietal or occipital regions. Con c l u s i o n : Our findings suggest that quantitative EEG analysis may be of help in determining and monitoring depth of anesthesia, and that various aşociated responses are induced in diverse regions of the hemispheres.

6.EEG Abnormalities in Migraineurs with Aura
Dilek Necioğlu ÖRKEN, Destina YALÇIN, Burcu İSMİHANOĞLU, Hulki FORTA
Pages 100 - 104
Amaç: Çalışmamızda auralı migren olgularında elektroensefalografinin (EEG) gösterebileceği patolojilerin araştırılması amaçlandı. Hastalar ve Yöntemler: Görsel semptomları olan auralı migrenli 19 olgunun (2 erkek, 17 kadın; ort. yaş 29.4; dağılım 10-54) ataksız dönemde EEG'leri çekildi. EEG incelemesinde elektrotlar uluslararası 10-20 sistemine göre dizildi, transvers ve longitudinal bağlantılar kullanılarak çekim yapıldı. Hastaların tümüne üç dakika boyunca hiperventilasyon ve 0.5-20 Hz sınırları arasında intermittan fotik stimülasyon uygulandı. Sonuçlar benzer yaş dağılımındaki kişilerden oluşan kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Bulgular: On dokuz hastanın dördünde EEG'de fokal bozukluk saptandı. Bunların tümü 6-7 Hz teta frekansında yavaşlama şeklindeydi. Anomali üç hastada frontal bölgede, bir hastada parietal-posterior temporal bölgede idi. Zemin aktivitesi hastalar ın tümünde normal olarak değerlendirildi. Anomalilerde aktivasyon yöntemleri ile artış görülmedi. Hasta ve kontrol grubu arasında EEG bozukluklar ı yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Sonuç: Auralı migrenli hastalarda saptanan patolojik EEG bulgularının tanı koymada yeterli olmadığı- nı, ancak nöbet benzeri semptomatoloji ile izlenen auralı migren hastalarının ayırıcı tanısında epileptik nöbetler bulunduğu için bu tür hastaların EEG ile incelenmesinin yararlı olduğunu düşünüyoruz.
Objectives: The aim of this study was to determine the poşible electroencephalographic (EEG) changes in migraineurs with aura. Patients and Methods: Nineteen migraineurs with visual aura were studied with respect to EEG abnormalities during attack-free periods. There were two males and 17 females (mean age 29.4 years; range 10 to 54 years). EEGs were recorded in accordance with the international 10-20 system using transverse and longitudinal electrode locations for three minutes and included hyperventilation and intermittent photic stimulation between 0.5 and 20 Hz. The results were compared with those of a control group having a similar age distribution. Resu l t s : Focal EEG abnormalities were detected in four patients in the form of decreased theta activity in the range of 6-7 Hz. These abnormalities were localized in the frontal region in three patients and in the parietal posterior temporal region in one patient. Background EEG activity was normal in all patients. The abnormalities noted were not correlated with the activation methods. No statistically significant diff e rences were found between the patient group and controls with respect to EEG abnormalities (p>0.05). Conclusion: Although our findings suggest that EEG abnormalities found in migraineurs are not specific for a definitive diagnosis of migraine, EEG may be of help in excluding epileptic seizures in patients presenting with visual symptoms.



Quick Search





 
Copyright © 2018 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale