ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 1  Year: 2020

Epilepsi: 4 (2)
Volume: 4  Issue: 2 - 1998
Hide Abstracts | << Back
1.SERUM VITAMIN A AND E LEVELS IN CHILDREN ON VALPROIC ACID THERAPY
Dinçer YILDIZDAŞ, Ferhat BİATMAKOUİ, H Refik BURGUT, Lilüfer TAMER, Özlem HERGÜNER, Şakir ALTUNBAŞAK
Pages 70 - 75
Amaç: Epileptik çocuklarda tedavi sürecinde serum vitamin A ve E düzeylerinde meydana gelebilecek değişiklikler araştırıldı. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmaya alınan 46 çocuktan üç grup oluşturuldu: Epilepsi tanısı nedeniyle valproik asit verilmesi planlanan grup (Grup I, n=16), iki yıl veya daha uzun süreyle valproik asit verilen grup (Grup II, n=15) ve sağlıklı kontrol grubu (Grup III, n=15). Vitamin A ve E düzeyleri Grup I'de 0, 15, 30, 45, 60. ve 75 günlerde ölçüldü ve gruplarla karşılaştırıldı. Bulgular: Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, tedavi süresince Grup I hastaların ortalama serum vitamin A düzeylerinde anlamlı fark görülmedi (p>0.05); vitamin E düzeyi ortalamaları ise anlamlı ölçüde düşük bulundu (p<0.05). Grup II ve kontrol grubu vitamin E düzeyi ortalamaları arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Grup I'de vitamin E düzeyi ortalamaları sabit bir yükseliş gösterdi. On beşinci ve daha sonraki günlerde serum valproik asit ve vitamin A, E değerleri arasında korelasyon olmadığı görüldü. Sonuç: Antikonvülzan kullanmayan ve valproik asit kullanan epileptik çocuklarda serum vitamin düzeylerinin normal olduğu; ancak serum vitamin E düzeylerinin antikonvülzan kullanmayan hastalarda normalden daha düşük olduğu, bu düşük düzeylerin valproik asit tedavisi ile normale döndüğü, bu nedenle valproik asit tedavisi sırasında vitamin A ve E desteğine gerek olmadığı sonucuna varıldı.
Objectives: To investigate possible changes in serum vitamin A and vitamin E levels in epileptic children. Patients and Methods: A total of 46 children was studied in three groups: candidates of valproic acid (Group I, n=16), patients already receiving valproic acid for two or more years (Group II, n=15), and healthy controls (Group III, n=15). Serum vitamin A and E levels were measured in Group I at Day 0, 15, 30, 45, 60, and 75, and compared with those of other groups. Results: Compared with the control group, mean vitamin A levels of Group I did not differ significantly (p>0.05); however, serum vitamin E levels were found to be significantly lower (p<0.05). On the other hand, no significant difference in vitamin E levels existed between Group II and the control group (p>0.05). Serum vitamin E levels of Group I showed a constant elevation during therapy. There was no correlation between serum valproic acid and vitamin A and E levels at Day 15 and the subsequent measurements. Conclusion: Given that (i) normal serum vitamin levels were found in epileptic children who received valproic acid in the absence of anti-convulsants, and (ii) serum vitamin E levels exhibited below-normal levels in patients not receiving anticonvulsants and reached normal values after the administration of valproic acid, vitamin A and E supplementation may not be required during valproic acid therapy.

2.SUBACUTE SCLEROSING PANENCEPHALITIS: CLINICAL FEATURES, LABORATORY FINDINGS, TREATMENT AND PROGNOSIS
Erdal EROĞLU, M Fatih ÖZDAĞ, Okay VURAL, Şeref DEMİRKAYA, Zeki GÖKÇİL
Pages 76 - 81
Amaç: Subakut sklerozan panensefalitli (SSPE) hastalarda klinik ve laboratuvar bulguları ile hastalığın tedavi ve prognozunu değerlendirmek.Hastalar ve Yöntemler: 1985-1998 yılları arasında 12 hastaya (11 erkek, 1 kadın; ort. yaş 21), klinik bulgular, EEG, serum ve BOS kızamık antikor titrasyonları değerlendirilerek SSPE tanısı kondu. Biri hariç, tüm hastalarda kranyal MRI incelemesi yapıldı. Hastalara isoprinosine (n=6), ve isoprinosine + intraventriküler alpha interferon kombinasyonu (n=5) tedavisi uygulandı. Hastalığın klinik dönemleri başlangıç ve takip sırasındaki bulgulara göre sınıflandırıldı. Hastalar 3-13 yıl arasında değişen sürelerle izlendi. Bulgular: Başlangıç semptomları olarak olguların çoğunda davranış değişiklikleri ve myokloni saptandı. Ortalama başlangıç yaşı 19 bulundu. Oral isoprinosin uygulanan hastalardan biri fulminan klinik seyirle ölmüş, üçü yatağa bağımlı hale gelmiş; iki hastada ise remisyon gözlenmiştir. Kombinasyon tedavisi uygulanan beş hastadan biri sekiz ayda ölmüş, üçü destekle yürüyebilir durumda kalmış ve bir hasta remisyona girmiştir.Sonuç: Subakut sklerozan panensefalitin ileri yaşlarda seyrek de olsa görülebileceği ve atipik klinik tablolarla kendini gösterebileceği göz önüne alınmalıdır.
Objectives: To evaluate subacute sclerosing panencephalitis (SSPE) with regard to clinical and laboratory features, treatment, and prognosis. Patients and Methods: Between 1985 and 1998, 12 patients (11 males, 1 female; mean age 21 years) were diagnosed as having SSPE on the basis of clinical features, EEG, and serum and cerebrospinal fluid antibody liters to measles virus. All patients, but one underwent cranial MRI examination. Treatment included oral isoprinosine alone (n=6) or in combination with intraventricular alphainterferon(n=5). Clinical course was defined with respect to the manifestations at the onset and follow-up, which ranged between 3-13 years. Results: Initially, most of the patients presented with behavioral changes and myoclonus. Mean age of disease onset was 19 years. Of those receiving isoprinosine alone, one patient died during a fulminant clinical course, three patients became bedridden, and two patients exhibited a remission. Of five patients on combination therapy, one patient died in the eighth month, three patients were able to walk with aid, and one patient achieved remission. Conclusion: It should be borne in mind that, though rare, subacute sclerosing panencephalitis may be encountered at older ages, with atypical clinical symptoms.

3.CLINICAL FEATURES OF PATIENTS WITH STATUS EPILEPTICUS: A RETROSPECTIVE ANALYSIS
Gökhan ERKOL, Naci KARAAĞAÇ, Naz YENİ
Pages 82 - 85
Amaç: Bu çalışmada "status epilepticus" olgularında klinik ve etyolojik özellikleri araştırmayı amaçladık.Hastalar ve Yöntemler: 1988-1997 yılları arasında yatırılarak tedavi gören "status epilepticus"lu 112 hasta geriye dönük çalışmayla incelendi.Bulgular: Hastaların 52'si kadın, 60"ı erkekti. Yaş ortalaması 38.72 bulundu. Olguların %60'ı akut ya da uzak semptomatik epilepsi olarak değerlendirildi. İlk nöbet olarak status tablosuna giren hastaların oranı %21 idi. Etyolojik dağılımda serebro-vasküler olaylar, epileptik ensefalopatiler, geçirilmiş merkezi sinir sistemi enfeksiyonları, kafa travmalarına rastlandı. Mortalite oranı %4.76 bulundu. Kronik epilepsi hastalarının %52'si ilaç kesmeye bağlı olarak statusa girmişti. Sonuç: Çalışmada, kronik epilepsi hastalarının "status epilepticus" olguları arasında en büyük grubu oluşturması, bu hastalarda ilaç kesmenin yüksek oranlarda oluşunu ortaya koymuştur. Hastaların %60'ının semptomatik epilepsi hastası olması, bu olguların daha fazla SE riski altında olduğunu göstermektedir.
Objectives: This study was designed to evaluate the clinical and etiological features of patients with status epilepticus. Patients and Methods: We performed a retrospective review of 112 patients with status epilepticus, who were hospitalized and treated between 1988 and 1997. Results: The study group was comprised of 52 women and 60 men, with a mean age of 38.72 years. Patients with acute or remote symptomatic epilepsy accounted for 60%. In 24 patients (21 %), the initial seizure episodes were consistent with status epilepticus. Etiologic factors included cerebrovascular diseases, epileptic encephalopathies, remote central nervous system infections and head injuries. Mortality was 4.76%. In 52% of the chronic epileptic patients, status epilepticus was attributed to drug withdrawal. Conclusion: The study demonstrated that patients with chronic epilepsy accounted for the majority of the study group, which points out both high withdrawal rates from anti-epileptic medications and low patient compliance. It appears that symptomatic epilepsy patients are at a greater risk for status epilepticus.

4.AN ETIOLOGIC APPROACH TO ADULT-ONSET EPILEPSIES
Aytaç YİĞİT, Canan Toğay IŞIKAY
Pages 86 - 89
Amaç: Erişkin yaşta başlayan epilepsilerin klinik ve etyolojik sınıflamasını yapmak. Hastalar ve Yöntemler: Epilepsi Polikliniği'nde izlenen 108 hastanın (67 erkek, 41 kadın) nöbet tipleri, nöbet başlama yaşı, özgeçmişinde epilepsiye yol açabilecek nedenler, nörolojik muayene, EEG ve beyin görüntülemesi çalışmalarından elde edilen bulgular temelinde Epilepsi ve Epileptik Sendromların Uluslararası Sınıflaması'na göre değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %65.7'sinde nöbet başlama yaşı 18-29 arasında bulundu; %33.3'ü semptomatik lokalizasyonla ilişkili epilepsi, %50'si kriptojenik lokalizasyonla ilişkili epilepsi, %16.7'si idyopatik jeneralize epilepsi olarak sınıflandırıldı. Semptomatik sınıfında ekstratemporal epilepsiler, kriptojenik sınıfında temporal lob epilepsisi daha sık gözlendi. En sık saptanan etyolojik nedenler kafa travması (n=12) ve beyin tümörü (n=6) idi. Serebrovasküler hastalıklar etyolojide önemli bir yer tutmadı. Nöbet başlama sıklığı, 60 ve üstü yaş aralığında bir artış göstermedi. Sonuç: Erişkin yaşta başlayan epilepsilerin büyük çoğunluğunun lokalizasyonla ilişkili olduğu ve etyolojik nedenin hastaların ancak üçte birinde saptanabildiği sonucuna varıldı.
Objectives: To evaluate the clinical and etiologic classification of adult-onset epilepsies. Patients and Methods: We evaluated 108 epileptic patients (67 men, 41 women) in terms of seizure types, age of disease onset, antecedents of epileptogenic pathologies as defined by findings from neurologic examination, EEG, and neuroimaging, and by criteria set by the International Classification of Epilepsies and Epileptic Syndromes. Results: In 65.7% of patients, the age of seizure onset ranged between 18-29 years. Of the study group, 33.3%, 50%, and 16.7% exhibited symptomatic localization-related, cryptogenic localization-related, and idiopathic generalized epilepsies, respectively. Extratemporal and temporal lobe epilepsies were more common in symptomatic and cryptogenic groups, respectively. Head injuries (n=12) and brain tumors (n=6) were the most frequent etiologic factors. Role of cerebrovascular diseases in the etiology was not significant. Incidence of seizure onset did not show increases in those at or over 60 years. Conclusion: We concluded that most of the epilepsies with adult-onset were localization-related epilepsies and the etiology could be determined only in one-thirds of patients.

5.HOT WATER EPILEPSY
Erdal EROĞLU, M Fatih ÖZDAĞ, Okay VURAL, Şeref DEMİRKAYA, Zeki GÖKÇİL
Pages 90 - 92
Amaç: Sıcak su epilepsileri, refleks epilepsiler arasında yer alır ve genellikle başın üstüne sıcak su dökülmesi ile ortaya çıkar. Bu çalışmada sıcak su epilepsili altı erkek hastanın klinik ve laboratuvar bulguları incelendi. Hastalar ve Yöntemler: Hastaların interiktal EEG kayıtları alındı. Dört hastada kontrastsız ve kontrastlı bilgisayarlı beyin tomografileri çekildi. Nöbet gözlemi için hastalara, bilgilendirilmiş onayları alınarak, sıcak su (ört. 40°C) banyosu yaptırıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 20.5 yıl, epilepsi başlama yaşı 10.5 yıl (3-18 yıl) idi. interiktal EEG bir hastada normaldi; üç hastada fokal, iki hastada jeneralize epileptiform aktivite gösterdi. Sıcak su banyosunda beş hastada jeneralize, bir hastada kompleks parsiyel epileptik nöbet gözlendi. Bir hastada sıcak su uyaranı dışında da nöbet geçirme öyküsü vardı. Sonuç: Sıcak su epilepsili hastalara nöbeti ortaya çıkaran sıcak sudan uzak kalması önerilmeli; hastada non-refleks epilepsi varsa, tedaviye uygun antiepileptik ilaç ilave edilmelidir.
Objectives: Hot water epilepsy is a form of reflex epilepsies which is usually induced by hot water bathing. We evaluated clinical and laboratory findings of six male patients with hot water epilepsy. Patients and Methods: All patients underwent interictal EEG recordings. Cranial CT examination with and without contrast was made in four patients. After their informed consent been obtained, patients were subjected to hot water bathing (mean 40°C) for seizure evaluation. Results: Mean patient and disease onset ages were 20.5 and 10.5 years (3-18 years), respectively. Interictal EEG was normal in one patient; focal (n=3) and generalized (n=2) abnormalities were noted in the others. Generalized (n=5) and complex partial seizures (n=1) were observed during hot water bathing. One patient had a history of seizures regardless of hot water induction. Conclusion: Patients with hot water epilepsy should avoid using hot water, and if the patient also experiences non-reflex epilepsy, appropriate antibiotic therapy should be considered.

6.LATERALIZING AND LOCALIZING SIGNS IN PARTIAL EPILEPTIC SEIZURES
Candan GÜRSES
Pages 93 - 98
Video-EEG monitörizasyonu, bir epileptik nöbetin klinik belirtileriyle elektrofizyolojik bulgularının korelasyonunu kurmamızı sağlar. Bu sayede, nöbet sırasında birçok lateralize ve lokalize edici bulgu tanımlanmıştır. Bunlar baş ve göz hareketleri, unilateral göz kırpma, unilateral otomatizm, distonik postür, iktal konuşma, postiktal disfazi vb. olarak sayılabilir. Epilepsinin cerrahi tedavisinin yaygınlaştığı günümüzde epileptik fokusun belirlenmesinde, video-EEG monitörizasyonun sonuçları, yüksek rezolüsyonlu, ince kesitli magnetik rezonans görüntüleme, volümetrik çalışma, nöropsikolojik değerlendirme, ve/veya SPECT, magnetik rezonans spektroskopi incelemeleri ile birlikte gözden geçirilmelidir. Bu değerlendirmeler, bu konuda deneyimi olan ve multidisiplin çalışan bir ekip ile yapılmalıdır. Bu geniş inceleme protokolü içerisinde, klinik nöbet belirtilerinin lateralizasyon ve lokalizasyona katkısı ihmal edilmemelidir.
Video-EEG monitoring allows us to correlate closely the clinical and electrophysiological findings of epileptic seizures. During the ictal phase, some lateralizing and localizing signs have been described, which include eye and head deviations, unilateral eye blinking, unilateral automatism, dystonic posturing, ictal speech, and postictal dysphasia. Considering the growing interest in the surgical treatment of epilepsy, identification of the epileptogenic foci should be based on appropriate interpretation of findings from video-EEC monitoring together with those from MRI scans (high resolution, thin sliced), volumetric studies and neuropsychological evaluations, and/or SPECT, and magnetic resonance spectroscopy. These evaluations should be made by an experienced multidisciplinary team, giving particular consideration into manifestations of partial epileptic seizures that lateralize and localize the epileptogenic foci.

7.LANGUAGE DISORDERS IN EPILEPSY
Barış KORKMAZ
Pages 99 - 102
Epilepsi/epileptik deşarjların tek başına bilişsel semptomlara yol açıp açmadığı konusu henüz çözümlenmiş değildir. Dil ve davranış bozukluklarını epileptik semptomlar şeklinde kabul etme konusunda klinisyenlerde belli bir isteksizlik gözleniyor olmasına rağmen, ESES, Landau-Kleffner sendromu, infantil otizm ve bu ikisinin birarada görüldüğü Angelman sendromu ve Rett sendromu gibi daha ciddi hastalıklarda epilepsi ve dil arasında kompleks bir ilişkinin var olduğunu gösteren kanıtlar vardır.
The issue of whether epilepsy/epileptic discharges alone cause cognitive symptoms is still unresolved. Despite the reluctance of clinicians to accept language and behavior disturbances as epileptic symptoms, there is some evidence of not a simple but a complex relation between epilepsy and language as shown in the cases of ESES, Landau-Kleffner syndrome, infantile autism as well as some severe disorders where the two co-exist, such as Angelman syndrome and Rett syndrome.



Quick Search





 


Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale