ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 2  Year: 2020

Epilepsi: 26 (1)
Volume: 26  Issue: 1 - 2020
Hide Abstracts | << Back
EDITORIAL
1.Editorial
Seher Naz Yeni
Page V

RESEARCH ARTICLE
2.The Importance of Hypothermia in the Effects of Paracetamol on the Electrical Activity of the Brain in Pentylenetetrazole Induced Experimental Status Epilepticus in Rats
Semiha Kurt, Hatice Aygün, Şeyma Özsoy, Betül Çevik, Dürdane Aksoy, Orhan Sümbül
doi: 10.14744/epilepsi.2019.58672  Pages 1 - 6
GİRİŞ ve AMAÇ: Parasetamol çok yaygın olarak kullanılan analjezik ve antipiretik bir ajandır. Literatürde parasetamolün nöbet aktivitesine etkisini araştıran çalışmalarda hipotermik etkisi değerlendirilmemiştir. Parasetamolün hipotermik etkisini araştıran çalışmalarda da nöbet üzerine aktivitesi değerlendirilmemiştir. Biz bu çalışmada, ratlarda parasetamolün nöbet ve ısı üzerine etkisini eş zamanlı değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Status epileptikus (SE), pentilentetrazol (PTZ) ile oluşturuldu. Kontrol grubunda (1. Grup) PTZ ile SE oluşturulup parasetamol verilmedi. 2. Grupta parasetamol 300 mg/kg i.p uygulandıktan 30 dakika sonra 60 mg/kg i.p. PTZ enjekte edildi. 3. Grupta parasetamol 300 mg/kg i.p uygulandıktan hemen sonra 60 mg/kg i.p. PTZ enjekte edildi. Tüm gruplarda 120 dk boyunca elektrokortikografi kaydı alındı ve intrakranyal sıcaklık ölçümü yapıldı.
BULGULAR: Parasetamol verilen gruplarda spike frekansı, 120 dk boyunca kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Parasetamol verilen gruplarda (Grup 2 ve 3) intrakranyal sıcaklık 30. dakikadan itibaren istatistiksel olarak anlamlı derecede bazal seviyenin altına düşerek hipotermi gelişti. Ratlarda hem spike frekansı hem de intrakranyal sıcaklık parasetamolün önce uygulandığı 2. grupta 60. dakikada parasetamolün sonra uygulandığı 3. gruptan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşükken; 120. dakikada ise 3. grupta 2. gruptan daha düşüktü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Spike frekansında azalmayla intrakranial ısıdaki düşüşün paralel olması bize parasetamolün intrakraniyal ısıyı düşürerek epileptik aktiviteyi önlediğini düşündürmüştür. Parasetamolün bir ön ilaçtan çok, status geliştikten sonra statusu önlemede etkili bir ilaç olabilir.
INTRODUCTION: Paracetamol is a commonly used analgesic and antipyretic agent. In studies investigating the effects of paracetamol on seizure activity, to our knowledge, the hypothermic effect has not been evaluated in studies investigating the hypothermic effects of paracetamol, its activity on seizures has not been evaluated. In this study, we aimed to evaluate the effects of paracetamol on seizure and intracranial temperature simultaneously in rats.
METHODS: Status epilepticus (SE) was induced with pentylenetetrazole (PTZ). In the control group (Group I), SE was induced with PTZ and paracetamol was not administered. Paracetamol was administered in Group II and after 30 minutes, PTZ was injected. Paracetamol was injected immediately after PTZ injection in Group III. Electrocorticography recording was taken for 120 min in all groups and the intracranial temperature was measured.
RESULTS: In groups given paracetamol, the spike frequency was significantly lower than that of the control group for 120 min. In paracetamol-treated groups (Groups II and III), the intracranial temperature statistically decreased from the baseline at 30 minutes and hypothermia developed. Both the spike frequency and the intracranial temperature in Group II were statistically significantly lower than those of Group III at 60th min while at the 120th minute, the values for Group III were determined to be lower than those for Group II.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The parallel decrease in spike frequency and intracranial temperature suggests that paracetamol reduces intracranial temperature to prevent epileptic activity. Rather than being a prodrug, paracetamol may be an effective drug in the treatment of status epilepticus.

3.Efficacy of Vagal Nerve Stimulation in Adult Patients: Experience of a Young Epilepsy Outpatient Clinic
Abidin Erdal, Fatma Genç, Cezmi Çağrı Türk, Gülnihal Kutlu, Yasemin Biçer Gömceli
doi: 10.14744/epilepsi.2019.42104  Pages 7 - 11
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepside antiepileptik ilaçlar en sık kullanılan tedavilerdir. Ancak ilaca dirençli epilepsi dediğimiz antiepileptik ilaçlarla nöbet kontrolü tam sağlanamayan yaklaşık tüm epilepsi hastalarının üçte birini oluşturan-grupta epilepsi cerrahisi, vagal sinir stimülasyonu (VNS), nörostimülasyon ve ketojenik diyet önemli tedavi yöntemleridir. Bu çalışmada, ilaç tedavisine dirençli refrakter epilepsisi bulunan ve VNS uygulanan kliniğimizin hastaları geriye dönük olarak gözden geçirilerek sonuçlar değerlendirildi.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Temmuz 2014 yılından, Ocak 2019 tarihine kadar kliniğimizde takipli VNS uygulanmış hastalar değerlendirildi. Hastaların demografik, klinik özellikleri ve VNS sonrası nöbet sonlanımları gözden geçirildi.
BULGULAR: Vagal sinir stimülasyonu ile takibi yapılan 17 hasta çalışmaya alındı. Bu hastalardan üç tanesi dış merkezde VNS takılıp, kliniğimizde takip ettiğimiz hastalardı. Hastaların 8’i (%47.1) erkek, 9’u (%52.9) kadındı; ortalama yaş 32±8.40 yıl; (minimum 19 yaş, maksimum 52 yaş) idi. Çalışmaya alınan hastaların ortalama VNS takılma yaşı 28.06±8.37 yıl, VNS uygulanması sonrası ortalama takip süresi 38.82±14.67 aydı. Hastaların %52.9’unun nöbetleri %50’den fazla azalmıştı, %11.8’inde nöbet sıklığı ve şiddetinde değişiklik yoktu, %35.3’ünde ise %50’den az düzelme görüldü. Hastaların %47.1’inde kognitif olarak iyileşme görüldü.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Vagal sinir stimülasyonu, ilaca dirençli epilepsi hastalarında, epilepsi cerrahisi kadar etkin olmasada, nöbet sıklığı ve şiddetini hafifletmesi ayrıca kognitif ve davranışsal iyileşme sağlayabilmesi açısından bu grup hastalarda önemli bir tedavi yöntemidir.
INTRODUCTION: Antiepileptic drugs are the most commonly used treatments in epilepsy. However, in a group of about one-third of all epilepsy patients who have not been able to control seizures with antiepileptic drugs called drug-resistant epilepsy, epilepsy surgery, VNS (vagal nerve stimulation), neurostimulation, and the ketogenic diet are important treatment modalities. In this study, the patients who had refractory epilepsy and had VNS were reviewed retrospectively, and the results were evaluated.
METHODS: Patients who were followed-up with VNS in our clinic between July 2014 and January 2019 were evaluated in this study. Demographic and clinical features of the patients and seizure outcome after VNS were reviewed.
RESULTS: Seventeen patients who underwent vagal nerve stimulation were enrolled in this study. Three of these patients were VNS in the external centers and the patients we followed in our clinic. Eight (47.1%) of the patients were male, and nine (52.9%) were female; average age 32±8.40 years; (minimum 19 years, maximum 52 years). The mean age of VNS was 28.06±8.37 years, and the mean follow-up period after VNS was 38.82±14.67 months. The seizure of 52.9% of the patients degreased by more than 50%, 11.8% had no change in seizure frequency, 35.3% less than 50% improved. Cognitive improvement was observed in 47.1% of the patients.
DISCUSSION AND CONCLUSION: VNS is an important treatment modality in this group of patients to alleviate the frequency and the severity of the seizures, and to provide cognitive and behavioral improvement in drug-resistant epilepsy patients.

4.Validity and Reliability Study of Epilepsy Self-Management Scale
Kübra Yeni, Zeliha Tülek, Nerses Bebek
doi: 10.14744/epilepsi.2019.67299  Pages 12 - 19
GİRİŞ ve AMAÇ: Epilepsi hastalarında özyönetim davranışlarının hastalığa uyumda önemli bir yeri vardır. Bu araştırmanın amacı “Epilepsi Özyönetim Ölçeği”ni Türkçe’ye uyarlamaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışma bir üniversite hastanesinin epilepsi polikliniğinde Şubat–Eylül 2014 tarihleri arasında yüz yüze görüşme ile gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklem grubunu 18 yaş üstü, iletişim kurulabilen, epilepsi tanısı kesinleşmiş, epilepsi dışında yaşam kalitesini etkileyecek tıbbi bir sorunu olmayan 194 hasta oluşturdu. Ölçek, çeviri ve kapsam geçerliğini değerlendirmek üzere nöroloji alanında uzman dokuz kişinin görüşüne sunuldu, öneriler doğrultusunda son şekli verildi. Eş değer ölçek geçerliğini belirlemek üzere Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanıldı. Ölçeğin zamana göre değişmezliğini belirlemek için 30 kişilik örneklem grubunda test-tekrar test güvenirliği incelendi. Bunun dışında ölçeğin Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Stigma Ölçeği, Epilepsi Bilgi Ölçeği, Epilepsi Tutum Ölçeği ile korelasyonu değerlendirildi.
BULGULAR: Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0.95 bulundu. Ölçeğin, Genel Öz Yeterlik Ölçeği ile korelasyonları anlamlı bulundu (p<0.05). İç tutarlık analizinde Cronbach alfa güvenirlik katsayısı tüm ölçek için 0.740; alt boyutlar için 0.573 ile 0.673 arasında bulundu. Test-tekrar test analizinde her iki uygulama arasında fark olmadığı görüldü (p>0.05). Diğer ölçeklerle arasında anlamlı korelasyonlar olduğu saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsi Özyönetim Ölçeği Türkçe versiyonunun Türk toplumunda kullanım açısından geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu saptandı.
INTRODUCTION: Self-management behaviors have an important place in disease management in epilepsy patients. The aim of this study is to adapt the “Epilepsy Self-Management Scale” to Turkish.
METHODS: This study was conducted in an epilepsy outpatient clinic of a university hospital from February to September 2014. Study sample consisted of 194 patients who were over 18 years of age, who could speak Turkish language, had a definite diagnosis of epilepsy and had no medical problem affecting the quality of life other than epilepsy. Scale was presented to nine experts in the field of neurology to assess linguistic and content validity and then final version was created in line with their recommendations. General Self-efficacy Scale was used to determine concurrent validity. To evaluate variability of the scale in time, test-retest reliability was examined in the sample group of 30 people. In addition, the correlations of the scale with Multidimensional Scale of Perceived Social Support, Stigma Scale, Epilepsy Knowledge Scale and Epilepsy Attitude Scale were evaluated.
RESULTS: Content validity index of the scale was 0.95. The correlation of the scale with the General Self-Efficacy Scale was found to be significant (p<0.05). In the internal consistency analysis, the Cronbach’s alpha coefficient was 0.740 for the whole scale and between 0.573 and 0.673 for sub-scales. Test-retest analysis revealed no difference between the two applications (p>0.05). Significant correlations were found with other scales.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The Turkish version of the Epilepsy Self-Management Scale was found to be a valid and reliable scale for use in the Turkish population.

5.The Role of Hemogram Parameters in Late-Onset Seizures After Ischemic Stroke
Eylem Özaydın Göksu, Abidin Erdal
doi: 10.14744/epilepsi.2019.02418  Pages 20 - 24
GİRİŞ ve AMAÇ: Enflamasyonun ve hipokseminin göstergesi olabilen bazı hemogram parametrelerinin daha önceki çalışmalarda, epilepsi ve inme hastalığıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bizim çalışmamızdaki amaç hemogram parametrelerinin iskemik inme sonrası geç dönem nöbetlerde enflamasyonun bir göstergesi olup olmadığını belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: İnme polikliniğimizde takipli iskemik inme sonrası geç başlangıçlı nöbetleri olan 27 hasta geriye dönük olarak incelendi. Hastaların tüm demografik özellikleri, nöbet öncesi ve sonrası hemogram parametreleri kayıt edildi.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 63.4±13 idi. Hastaların 13’ü kadın (%48.1) 14’ü erkekti (%51.9). Hastalarda en sık görülen komorbidite hipertansiyon (n=20) idi. Daha sonra; diabetes mellitus (n=13), koraner arter hastalığı (n=8), atriyal fibrilasyon (n=7), kronik böbrek yetersizliği (n=4), hiperlipidemi (n=4) ve geçirilmiş önceki inmeler (n=3) izlendi. Hastaların nöbet öncesi ve nöbet sonrası hemogram paremetreleri karşılaştırıldığında; hemoglobin (p=0.329). platelet (p=0.313), nötrofil /lenfosit oranı (p=0.70) ve platelet lenfosit oranları (p=0.195) arasında fark gözlenmedi. Ancak kırmızı kan hücresi dağılım genişliği (RDW) (p=0.042), ortalama trombosit hacmi (MPV) (p=0.001) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. RDW, nöbet sonrasında istatistiksel olarak daha yüksekken (nöbet öncesi: 14.3, nöbet sonrası 15.1, p=0.04), MPV nöbet öncesi istatistiksel olarak daha yüksekti (nöbet öncesi: 9.8 nöbet sonrası: 8.8, p=0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Daha önceki birkaç çalışmada epilepside ve iskemik inme hastalarında MPV ve RDW ile ilgili farklı sonuçlar tespit edilmiştir. Bizim çalışmamızda nöbet öncesi MPV değerlerinin yüksek olmasını akut inme döneminde enflamasyona, nöbet sonrası RDW değerlerinin yüksek olmasının ise nöbet sonrası hipoksemiye bağlı olabileceği düşünülmüş olsa da bu hipotezi desteklemek için ileriye yönelik daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Some hemogram parameters, which may be indicative of inflammation and hypoxemia, have been shown to be related to epilepsy and stroke disease in previous studies. The present study aims to investigate whether hemogram parameters are indicative of inflammation in late-term epilepsy after ischemic stroke.
METHODS: Twenty-seven patients with late-onset seizures after an ischemic stroke who were followed-up in our stroke outpatient clinic were retrospectively analyzed in this study. All demographic characteristics of the patients and hemogram parameters before and after seizures were recorded.
RESULTS: The mean age of the patients was 63.4±13 years. Thirteen (48.1%) of the patients were female and fourteen (51.9%) of the patients were male. Hypertension (n=20) was the most common comorbidity in the study group. Subsequently, diabetes mellitus (n=13), coronary artery disease (n=8), atrial fibrillation (n=7), chronic renal failure (n=4), hyperlipidemia (n=4) and previous stroke (n=3) were seen. When the hemogram parameters were compared before and after seizure, no difference was observed between hemoglobin (p=0.329), platelet (p=0.313), neutrophil/lymphocyte ratio (p=0.70) and platelet lymphocyte ratios (p=0.195). However, red blood cell distribution width (RDW) (p=0.042), mean platelet volume (MPV) (p=0.001) was statistically significant. RDW was statistically higher after the seizure (before seizure: 14.3, after seizure: 15.1, p=0.04), MPV was statistically higher before the seizure (before seizure: 9.8 after seizure: 8.8, p=0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Several previous studies have shown different results for MPV and RDW in epilepsy and ischemic stroke patients. In our study, MPV values before seizures were thought to be due to inflammation in acute stroke, and high levels of RDW after a seizure may be due to post-seizure hypoxia. Prospective wider studies are needed to support this hypothesis.

6.Impaired Olfactory Function in Patients with Mesial Temporal Lobe Epilepsy Associated with Hippocampal Sclerosis
Mine Sezgin, Bedia Samancı, Cömert Şen, Yavuz Samancı, Nerses Bebek, Kadir Serkan Orhan, Betül Baykan
doi: 10.14744/epilepsi.2019.86648  Pages 25 - 29
GİRİŞ ve AMAÇ: Hiposmi, parosmi gibi koku duyusundaki çeşitli bozuklukların hipokampal skleroza bağlı mezial temporal lob epilepsisi (HS-MTS) ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, HS-MTS tanısı ile takip edilen hastaların koku fonksiyonlarının sağlıklı bireylerle karşılaştırılması ve koku duyusundaki değişimlerin ayrıntılı olarak tanımlanması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya HS-MTS tanılı, epilepsi cerrahisi öykü olmayan 22 hasta ile yaş ve cinsiyet eşlenmiş 22 sağlıklı birey kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Ayrıntılı klinik değerlendirme sonrasında, her iki grupta koku duyusunu değerlendirmek ve karşılaştırmak için Sniffin’ Sticks koku testi kullanılmıştır.
BULGULAR: HS-MTS grubunu yaş ortalaması 37.5 (±12.7); kontrol grubunun yaş ortalaması 36.9 (±10.3) idi. Her iki grupta 14 kadın ve sekiz erkek birey vardı. Koku duyusu değerlendirilmesi kapsamında koku eşik, koku ayrım ve koku saptama alt grupları hesaplanarak karşılaştırıldı. Eşik değer ve ayrım skorları her iki grupta benzer iken (p=0.063), EAS (eşik-ayrım -saptama) toplam skoru ve koku saptama skorları HS-MTS grubunda anlamlı şekilde düşük bulundu (p<0.01 ve p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: HS-MTS’li bireylerde koku duyusu belirgin şekilde etkilenmiştir. Katılımcı sayısı sınırlı olmakla beraber HS lateralizasyonu koku duyusundaki bozulma ile ilişkili olabilir. Koku duyusundaki mevcut etkilenim mezial ve temporal loblardaki yapısal ve/veya fonksiyonel değişimlere ikincil olabilir.
INTRODUCTION: It has been proposed that olfactory function disorders, such as parosmia or hyposmia, were associated with mesial temporal lobe epilepsy with hippocampal sclerosis (MTLE-HS). In this study, we aimed to compare the olfactory function and its subtypes between MTLE-HS and healthy controls.
METHODS: We recruited 22 non-operated consecutive patients diagnosed with MTLE-HS and 22 aged and gender-matched healthy controls (HC). After a detailed clinical evaluation, we used a standardized tool, Sniffin’ Sticks test, to evaluate the olfactory function.
RESULTS: The mean age was 37.5 (±12.7) years in the MTLE-HS group and 36.9 (±10.3) years in the HC group. There were 14 females and eight males in both groups. Threshold, discrimination, identification and TDI scores were analyzed separately for each group. The threshold and discrimination values were similar in MTLE-HS and HC groups (p=0.063). Identification and TDI scores were significantly lower in the MTLE-HS group, respectively p<0.01 and p<0.001.
DISCUSSION AND CONCLUSION: We have demonstrated the impaired olfactory function in MTLE-HS patients in the Turkish population. For the MTLE-HS patients, both peripheral changes, as well as structural or functional alterations in mesial temporal lobes and prefrontal lobes, have been proposed, and our results are in favor of central involvement.

7.Assessment of Neutrophil to Lymphocyte and Platelet to Lymphocyte Ratios in Patients with Temporal Lobe Epilepsy
Oğuz Baran, Taha Şükrü Korkmaz, Rahşan Kemerdere, Eren Fatma Akçıl, Seher Naz Yeni, Mustafa Uzan, Taner Tanrıverdi
doi: 10.14744/epilepsi.2019.65902  Pages 30 - 34
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu geriye dönük çalışmanın amacı, temporal lob epilepsili hastalarda preoperatif nötrofil/lenfosit ve trombosit/lenfosit oranını değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Nötrofil/lenfosit ve trombosit/lenfosit oranı analizi için temporal lob epilepsili 36 kişi ile kontrol grubunun hemogramları geriye dönük olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Her iki oran da hasta grubunda daha yüksek saptandı ancak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Nöbet sıklığı, nöbet süresi ve febril konvülsiyon ile nötrofil/lenfosit ve trombosit/lenfosit oranı arasında anlamlı ilişki bulunamamıştır. Sonuçlar, temporal lob epilepsili hastalarda nötrofil/lenfosit ve trombosit/lenfosit oranlarının kullanımına ilişkin kanıt sağlamamıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Genellenebilir sonuçlara ulaşmak için daha geniş ölçekli ileriye yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: This retrospective study aims to evaluate preoperative levels of neutrophil to lymphocyte (NLR) and platelet to lymphocyte ratios (PLR) in patients with temporal lobe epilepsy and to compare with controls.
METHODS: Patients and control groups consisted of 36 and 35 subjects, respectively, and routine complete blood count was obtained for NLR and PLR analysis.
RESULTS: The two ratios were higher in patients, but differences were not significant (p>0.05). Disease severity, such as high seizure frequency, duration of seizure, and presence of the history of febrile seizure, was not significantly correlated either with NLR or PLR. Findings did not provide evidence of usefulness for discrimination between temporal lobe epilepsy and controls.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Further prospective studies, including a larger sample size, should be conductedto have more valuable results for interpretation.

8.Is it Safe to Discontinue Antiepileptic Drugs?
Zeynep Ezgi Balçık, Songül Şenadım, Elif Söylemez, Hüseyin Sarı, Betül Tekin, Dilek Ataklı
doi: 10.14744/epilepsi.2019.86094  Pages 35 - 39
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, nöbetsizlik nedeniyle ilacı kesilen epilepsi hastalarının klinik izlemde remisyon ve nüks durumlarını tespit etmek, ilaç kesme kriterlerini gözden geçirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Epilepsi polikliniğimizde düzenli olarak takip edilen, nöbetsizlik nedeniyle antiepileptik ilaç (AEİ) kesilmesi planlanan 105 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. On yedi hasta kriterlere uygun olmadığından çalışmaya alınmadı. Hastaların sosyodemografik ve klinik özellikleri, kullandığı AEİ, nöbetsiz kaldığı süre, ilaç kesimi öncesi ve sonrasındaki elektroensefalografi (EEG) bulguları kaydedildi.
BULGULAR: Çalışmaya alınan 88 hastanın 46’sı kadın (%52.3), 42’si erkek (%47.7) olup, yaş ortalaması 28.8±12.3 (10–63) idi. İlaç kesiminden en az bir yıl sonra 71 hasta (%80.7) tam remisyondaydı. On yedi hastada (%19.3) nöbet nüksü olduğu tespit edildi. Dördü (%23.5) ilk üç ayda olmak üzere, 14 (%82.4) hastanın nöbetleri ilk 12 ayda tekrarlamıştı. Nöbet tekrarı olan hastalarda epilepsi başlangıç yaşının ve AEİ başlama yaşının daha geç olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlendi (p=0.036, p=0.005). İlaç kesildikten sonra yapılan EEG incelemelerinde, patolojik bulgu saptanan hastaların nöbet nüks oranlarının arttığı görüldü ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsi her ne kadar kronik bir hastalık olsa da bazı hastaların klinik izlemde nöbetsizlik halini yakaladığı hatta ilaçsız ve nöbetsiz olarak hayatına devam edebildiği bilinmektedir. Bu hasta grubunu tanımak ve uygun hastalarda tedaviyi kesmek hastamızın hayat kalitesi açısından önemlidir. Nöbetlerin tekrar başlama olasılığı tedavi kesildikten sonraki ilk yıl içinde en yüksek olduğundan hastalarımızın ilk yıl yakın takibi önemlidir.
INTRODUCTION: This study aims to investigate the remission and relapse in patients with epilepsy after the withdrawal of AEDs due to seizure-free, and to review the criteria for withdrawal of AEDs.
METHODS: The records of 105 patients who were followed up regularly in our epilepsy outpatient clinic and were planned to be discontinued due to seizure-free were analyzed retrospectively in this study. Seventeen patients were excluded from this study because they did not meet the criteria. The sociodemographic and clinical features of the patients, the duration of the seizure, and the EEG findings before and after the drug discontinuation were recorded.
RESULTS: In this study, 46 (52.3%) patients were female and 42 (47.7%) were male. Mean age was 28.8±12.3 (10–63). Seventy-one patients (80.7%) were in complete remission at least one year after drug treatment. Seventeen patients (19.3%) had seizure recurrence. Four (23.5%) patients had recurrent seizures in the first 12 months, with 14 (82.4%) patients in the first three months. It was observed that the age of onset of epilepsy and the age of onset of AED were higher in patients with seizure recurrence, and this difference was statistically significant (p=0.036, p=0.005). EEG examinations performed after discontinuation of the drug showed that the rate of recurrence of patients with pathological findings increased (p<0.001).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although epilepsy is a chronic disease, it is noted that some patients have survived the period of seizure in clinical follow-up and can continue their life without medication and seizure. It is important to recognize these patients and to stop treatment in appropriate patients for the quality of life of them. The possibility of relapse is highest during the first year after discontinuation of AED treatment. Close follow-up of the patients in the first year is important.

CASE REPORT
9.Status Epilepticus Development After Organophosphate Intoxication/Midazolam: Case Report
Şule Arıcan, Faruk Çicekçi, Meltem Karacan
doi: 10.14744/epilepsi.2019.22755  Pages 40 - 44
Akut organofosfat zehirlenmesine bağlı semptomların başlangıç süresi ve ağırlığı, spesifik bileşiğe, alınan miktara, alınan yola ve metabolik bozulmanın hızına bağlı olarak değişmekle birlikte, merkezi sinir sisteminin baskılanması, ajitasyon, konfüzyon, deliryum, konvülsiyon ve koma gibi bulgular ortaya çıkabilir. Bu durum, organofosfat zehirlenmesinin mortalite ve morbititesi ile ilişkilidir. Bu olgu sunumunda, akut organofosfat alımı sonrasında status epilepticus gelişen hastayı rapor ettik. Daha öncesinde sağlıklı olan intihar amacıyla oral organofosfat alan 32 yaşındaki erkek hasta, yoğun bakım ünitesin de mekanik ventilatör desteği altında tonic klonik konvulzyonlar başladı. Diazepam tedavisine yanıt alınamayan hastanın elektroensefalografi bulgusu jeneralize tonic klonic konvulzyonla uyumlu idi. Hastaya 0.1 mg/kg intravenöz midazolam başlandı ve nöbetleri kontrol altına alındı. On ikinci günde hastanın nörolojik muayenesi ve elektromiyografinin normal olması üzerine sağlıklı bir şekilde taburcu edildi.
Onset time and severity of symptoms that develop as a result of acute organophosphate intoxication may vary according to the specific compounds and amount ingested and metabolism rate of the substance. Possible signs are compression of the central nervous system, agitation, confusion, delirium, convulsion, and coma. These conditions are relevant to the mortality and morbidity of organophosphate. In this review, we present a patient who developed status epilepticus after acute organophosphate intake. The 32-year-old male patient was completely healthy before taking the organophosphate substance to attempt suicide. During the mechanical ventilator support in the intensive care unit, tonic convulsions started. The patient was not responsive to the diazepam treatment, and the electroencephalography findings showed generalized tonic-clonic convulsions. The seizures were controlled by starting a 0.1 mg/kg midazolam IV. After confirming that the neurological examination and electromyography results of the patient were normal, the patient was discharged in healthy condition on the 12th day.

10.Epileptic Activity in a Patient with Serum Anti-GAD Antibody-positive Limbic Encephalitis
Zeynep Özözen Ayas, Dilcan Kotan
doi: 10.14744/epilepsi.2019.16870  Pages 45 - 48
Limbik ensefalit (LE) bellek kaybı, nöbet, psikiyatrik bulgular ile ortaya çıkabilen çoğunlukla nöro-radyolojik görüntüleme bulgularıyla desteklenebilen bir antitedir. Son yıllarda ayrıntılı çalışılabilen antikor testleri belirteç olarak önem kazanmıştır. Glutamik asit dekarboksilaz antikorunun (GAD-ab) çoğunlukla non-paraneoplastik sendromlardan sorumlu olduğu bildirilmiştir. GAD-ab pozitifliği daha çok genç erişkin kadın hastalarda ve temporal lob epilepsisinde baskın olarak görülmektedir. GAD-Ab olan hastaların immünoterapiye tam veya kısmi yanıt verdiği bildirilmiştir. Bu yazıda, nöbet ile başvuran, manyetik rezonans görüntüleme ve elektoensefalografi bulgularına serum GAD-ab pozitifliğinin eşlik ettiği LE tanısı alan 38 yaşında kadın olguyu sunduk. GAD-ab’nun LE ve diğer nörolojik sendromlarda patogenezde ve prognozda rol oynayabileceği düşünülmektedir.
Limbic encephalopathy (LE) is an entity, which may present with memory loss, seizure, psychiatric symptoms and is usually accompanied by neuro-radiology imaging findings. In recent years, antibody tests that can be studied in detail have gained importance as markers. Glutamic acid decarboxylase antibody (GAD-Ab) has been reported to be mainly responsible for non-paraneoplastic syndromes. GAD-Ab positivity is predominantly seen in young adult females and temporal lobe epilepsy. Patients with GAD-Ab positive have been reported to respond well or partial to immunotherapy. In this article, we report a 38-year-old woman presenting with seizure and diagnosed with limbic encephalitis who had magnetic resonance imaging and electroencephalograhy findings accompanied by serum GAD-ab positivity was reported. GAD-Ab is considered to play an important role in the prognosis of LE and the other neurological syndromes and should be investigated further.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale