ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 25  Issue : 1  Year: 2019

Epilepsi: 25 (1)
Volume: 25  Issue: 1 - 2019
Hide Abstracts | << Back
EDITORIAL
1.Editorial
Seher Naz Yeni
Page V

RESEARCH ARTICLE
2.The Role of Rho/Rho-Kinase Pathway in the Pathophysiology of Absence Epilepsy
Nihan Carcak, Melis Yavuz, Tugba Eryiğit, Akif Hakan Kurt, Meral Urhan Küçük, Filiz Onat, Kansu Buyukafsar
doi: 10.14744/epilepsi.2018.30592  Pages 1 - 7
GİRİŞ ve AMAÇ: Rho/Rho-kinaz (ROCK) hücre içi sinyal yolağının nöroinflamasyon, epileptogenez ve konvülzif tip epilepsilerde nöbetlerle ilişkili olduğu deneysel hayvan modellerinde gösterilmiştir. Ancak bu yolağın absans epilepsisinin patofizyolojisindeki rolü henüz aydınlatılmamıştır. Burada, Strazburg kökenli genetik absans epilepsili sıçanlarda (GAERS) diken-ve-yavaş-dalga deşarjların (DDD) ortaya çıkışından sorumlu beyin bölgelerindeki, ROCK aktivitesinin değerlendirilmesi ve Rho-kinaz enzim inhibitörü Y-27632’in ROCK aktivitesi üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: ROCK aktivitesi, GAERS sıçanlarda somatosensoriyel korteks, hipokampüs ve talamusta ELISA (Enzyme-linked immunosorbent assay) yöntemiyle ölçülmüştür. Bununla birlikte bir grup GAERS sıçana intraserebroventriküler (i.s.v.) olarak 20 nmol/5μl dozunda Y-27632 uygulanmış ve ROCK enzim aktivitesindeki değişiklik değerlendirilmiştir. Ek olarak, i.s.v. yoldan verilen Y-27632’nin DDD’ler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amacıyla GAERS sıçanlara iki farklı dozda (20 nmol ve 60 nmol) Y-27632 uygulanmış ve EEG kaydı alınmıştır.
BULGULAR: GAERS sıçanların somatosensoriyel korteksinde ROCK aktivitesi artmıştır ve Rho-kinaz enzim inhibitörü Y-27632 bu artışı baskılamıştır. Buna ek olarak, i.s.v. olarak uygulanan Y-2732 DDD’lerin toplam ve ortalama süresini kontrol grubuna göre anlamlı derecede azaltmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgularımız, Rho-kinaz sinyal yolağının absans nöbetlerin ortaya çıkışında rol alabileceğini ve dahası Y-27632’nin DDD’leri baskılayıcı etkisinin bu yolağın anti-absans etki açısından potansiyel bir terapötik hedef olarak değerlendirilebileceğine işaret etmektedir.
INTRODUCTION: Rho/Rho-kinase (ROCK) signaling has been shown to contribute to neuroinflammation, epileptogenesis, and seizures in convulsive-type epilepsy models. However, this pathway has not been investigated in the pathophysiology of absence epilepsy. The aim of this study was to investigate ROCK activity in brain regions involved in spike-and-wave discharge (SWD) generation and the effects of the Rho-kinase inhibitor, Y-27632, on ROCK activity in genetic absence epilepsy rats from Strasburg (GAERS).
METHODS: ROCK activity in the somatosensorial cortex, hippocampus, and thalamus was measured using an enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA). An intracerebroventricular (i.c.v.) injection of Y-27632 was administered at a dose of 20 nmol/5 μl and changes in ROCK activity were assessed. To evaluate the effect of Y-27632 on SWDs, i.c.v. 20 nmol and 60 nmol doses of Y-27632 were administered to the GAERS subjects and electroencephalography was performed.
RESULTS: ROCK activity was elevated in the somatosensory cortex in the GAERS study subjects, and the Rho-kinase enzyme inhibitor, Y-27632, suppressed this increase. In addition, Y-27632 significantly reduced the total and mean duration of SWDs compared with the control group.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The findings indicate that the Rho-kinase pathway may play a role in the generation of absence seizures, and that the suppressive effect of Y-27632 on SWDs may be a potential therapeutic target for this anti-absent effect.

3.Cost of Inpatient Treatment of Patients with Status Epilepticus in Turkey
Selda Keskin Guler, Recep Sağlam, Tahir Yoldaş, Ummuhan Emektar, Burcu Gökçe Çokal, Sertaç Güler, Hafize Nalan Güneş
doi: 10.14744/epilepsi.2019.71601  Pages 8 - 12
GİRİŞ ve AMAÇ: Status epileptikus (SE) mortalitesi yüksek acil nörolojik hastalıklardandır. Ülkemize ait tedavi maliyeti verileri bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı SE’nin yataklı tedavi masraflarının incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak–Ağustos 2018 tarihleri arasında nöroloji yoğun bakım ünitesinde yatırılarak tedavi edilmiş hastalar retrospektif olarak incelendi. Kesin SE tanısı konulan hastalar çalışmaya alındı. SE tanısı beş dakika veya daha fazla klinik ve/veya elektrografik nöbet aktivitesinin devam etmesi ve iki nöbet arasında bilincin açılmaması olarak kabul edildi. Hastaların demografik verileri, SE tipi, etiyolojik faktörleri, kullanılan antiepileptik ilaçlar, klinikte ve yoğun bakımda yatış süreleri, yatış sürecinin toplam maliyeti ve ilaç maliyeti kaydedildi.
BULGULAR: Yaş ortalaması 46.73 olan 15 hasta (kadın/erkek 4/11) incelendi. Yedi hastanın daha önceye ait epilepsi tanısı yoktu ve ilk nöbeti SE tarzındaydı. Nöbet sınıflaması; primer jeneralize konvülsif (n=5), fokal başlayıp jeneralize olan konvülsif (n=6), fokal motor (n=1) ve nonkonvulsif (n=3) SE’idi. Etiyolojide ilaç uyumsuzluğu (n=4), sistemik enfeksiyonlar (n=4), geçirilmiş strok (n=2), akut strok (n=3), metabolik (n=1) ve iyatrojenik (n=1) nedenler saptandı. İki hasta takipleri sırasında hayatını kaybetti. Hastalar ortalama 5.7 gün nöroloji servisinde, 13.2 gün nöroloji yoğun bakım ünitesinde yatırıldı. Toplam tedavi maliyeti ortalama 22.202.86 TL ve ilaç gideri ortalama 4.630.73 TL olarak hesaplandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsi hastalığının yatırılarak tedavi giderlerinin büyük oranı SE tedavisi ile ilişkilidir. Etiyolojide akut santral sinir siteminin varlığı ve hastanın yaşının ileri olması tedavi maliyetini çok arttıran birer faktör olarak göze çarpmaktadır. Ülkemize ait daha geniş hasta sayılarını içeren maliyete katkı yapacak risk faktörlerinin incelendiği daha kapsamlı verilere ihtiyaç vardır.
INTRODUCTION: Status epilepticus (SE) is a neurological emergency with high mortality. As there are no data on the cost of treatment of SE in this country, the aim of this study was to investigate and analyze these costs.
METHODS: Patients who were hospitalized in the neurology intensive care unit between January and August 2018 were retrospectively evaluated. Demographic data, SE type, etiological factors, antiepileptic drugs used, duration of hospitalization, total cost of hospitalization, and the cost of medication(s) were recorded.
RESULTS: The records of 15 patients (male/female: 4/11) with a mean age of 46.73 years were examined. Seven patients had no previous history of epilepsy and their first seizure was SE-like. The seizures were classified as primary generalized convulsive (n=5), focal onset generalized convulsive (n=6), focal motor (n=1), and non-convulsive (n=3) SE. Medication mismatch (n=4), systemic infection (n=4), previous stroke (n=2), acute stroke (n=3), metabolic causes (n=1), and iatrogenic causes (n=1) were found in the seizure etiology. Two patients died during follow-up. The mean length of time of hospitalization in the neurology service and intensive care unit was 5.7 and 13.2 days, respectively. The mean total cost of the treatment per patient was TL 22,202.86 and the mean drug cost was TL 4,630.73.
DISCUSSION AND CONCLUSION: The presence of an acute central nervous system etiology and advanced age of the patient are 2 important factors that significantly increased the cost. More comprehensive data are needed to investigate the risk factors that contribute to the cost of larger patient numbers in our country.

4.Knowledge and Attitudes Toward Epilepsy Among Students of Health Occupations in a University
Kubra Yeni, Zeliha Tulek, Nerses Bebek, Aysel Cavusoglu, Hatice Guven, Nilay Simsek, Aysem Yurtsven, Meryem Kubas, Betul Baykan, Naz Yeni, Emel Onal, Candan Gurses, Gulsum Ak, Aysen Gokyigit
doi: 10.14744/epilepsi.2018.21043  Pages 13 - 20
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı bir üniversitede sağlık alanında eğitim gören öğrencilerin epilepsi hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı nitelikte olan bu çalışma bir üniversitenin farklı sağlık meslek gruplarında öğrenim (tıp, hemşirelik, diş hekimliği, fizyoterapi, ebelik) gören 544 öğrenci ile gerçekleştirildi. Örneklem seçiminde tabakalı örnekleme yöntemi kullanıldı. Çalışmada Epilepsi Tutum Ölçeği ve epilepsi bilgi formu kullanıldı.
BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 544 öğrencinin %59.6’sı kadın ve yaş ortalaması 21.7 idi. Örneklemin büyük çoğunluğu jeneralize tonik klonik nöbetleri tanıyabilmesine rağmen diğer nöbet çeşitleri hakkında bilgilerinin yetersiz olduğu saptandı. Epilepsi Tutum Ölçeği ortalaması 60.2±6.4 (range: 30–70) olarak bulundu. Tutum puanının cinsiyete göre farklılaşmadığı saptandı (p=0.732). Ancak ailesinde epilepsi hastası olan (p=0.004), nöbete tanık olan (p=0.05) ve üst sınıftaki öğrencilerin tutumlarının daha iyi olduğu belirlendi (p=0.004).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsiye karşı tutumları orta-iyi düzeyde olduğu sapatanan sağlık öğrencilerinin hala bazı konularda yetersiz bilgiye sahip olduğu görüldü. Epilepsi konusundaki bilgi yetersizliğini gidermek için her fakültenin müfredat programını gözden geçirmesi gerekmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to define knowledge and attitudes toward epilepsy among students of health occupations in a university.
METHODS: This descriptive study was conducted with a total of 544 university students from different health professions (medicine, nursing, dentistry, physiotherapy, and midwifery). To select the sample of the study, stratified sampling method was used. In this study, Epilepsy Attitude Scale and Epilepsy Knowledge Assessment Form were used.

RESULTS: Among the 544 participants, 59.6% were female and the mean age was 21.7 years. While the majority of the sample recognized a generalized tonic-clonic seizure, they did not know about other seizure types. The mean score of the Attitude Scale was 60.2±6.4 (range: 30–70). The attitudes were not different between males and females (p=0.732). The students who had a family member with epilepsy (p=0.004) or witnessed a seizure (p=0.05) and attended upper classes had a more positive attitude (p=0.004).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Although the sample of this study which consisted of students from health occupations had moderate to good attitude toward epilepsy; they still have a lack of knowledge in particular areas. Each faculty needs to re-arrange their curriculum to fill this knowledge gap.

5.Perioperative Epileptic Seizure Incidence in Glioma Patients
Ali Akay, Sertaç İşlekel
doi: 10.14744/epilepsi.2018.09327  Pages 21 - 26
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, glial tümör tanısıyla ameliyat edilen hastalarda epileptik nöbet insidansının, ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası dönem içinde değerlendirilmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışma, Ocak 2016–Mart 2018 arasında kliniğimizde glial tümör tanısıyla opere edilen 39 hastanın dosya ve ilk üç aylık kontrol verilerinin değerlendirilmesiyle elde edilen verilere dayalı geriye dönük klinik bir çalışmadır. Glial tümör histopatolojik alt grup, IDH-mutasyon varlığı, radyolojik olarak fonksiyonel saha, derin veya kortikal yerleşim, uygulanan ameliyat yöntemi gibi değişkenlerde görülen epileptik nöbet insidansı araştırılmıştır.
BULGULAR: Glial tümör nedeniyle opere edilen ve çalışmaya dahil edilen 39 hasta için erkek/kadın oranı 25/14’dür. Yirmi iki hastaya epileptik nöbet sonrasında, 17 hastaya diğer şikayetler üzerine tanı araştırılarak glial tümör tanısı konmuştur. Ameliyat öncesi dönemde glial tümörlü olgularda fonksiyonel saha yerleşimi, ameliyat sonrası dönemde yüzeyel tümör yerleşimi epileptik nöbet sıklığında istatiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Fonksiyonel alan, yüzeyel yerleşimli, WHO derece II, uyanık kraniotomi uygulanan glioma olgularında ameliyat sonrası nöbet insidansı azalmaktadır. Fakat ameliyat sonrası dönemde bu altgruplarda antiepileptik ilaç kullanılmasına rağmen, epileptik nöbet insidansı %27–50 aralığında değişmektedir.
INTRODUCTION: The aim of this study was to evaluate the incidence of epileptic seizures in the perioperative period in patients who were diagnosed with a glial tumor.
METHODS: This was a retrospective clinical study of the hospital files of 39 patients diagnosed with glial tumors in a single clinic between January 2016 and March 2018 as well as the data of the first 3 months of postoperative control. The glial tumor histopathological subgroup, presence of an isocitrate dehydrogenase mutation, radiological treatment feasibility of the site, deep or cortical location, and operative method were analyzed in relation to the incidence of epileptic seizures.
RESULTS: Of the 39 patients included in this study, the male/female ratio was 25/14. In all, 22 patients were diagnosed with a glial tumor after an epileptic seizure and 17 patients were initially examined for other complaints and subsequently diagnosed with a glial tumor. The functional field localization of the glial tumor in the preoperative period and the superficial location in the postoperative period were found to be statistically significant regarding epileptic seizure frequency.
DISCUSSION AND CONCLUSION: Functional level, superficial localization, World Health Organization grade II, and awake craniotomy were correlated with decreased incidence of postoperative seizures in glioma cases. However, despite the postoperative use of antiepileptic drugs in these subgroups, the incidence of epileptic seizures varied between 27% and 50%.

6.Epilepsy Surgery in Pediatric Patients: A Single-Center Experience
Bahattin Tanrıkulu, Uğur Işık, Memet Metin Özek
doi: 10.14744/epilepsi.2018.37167  Pages 27 - 34
GİRİŞ ve AMAÇ: İlaca dirençli epilepsi hastalığında epilepsi cerrahisi uygun olgularda etkili tedavi yöntemlerinden biridir. Bu çalışmadaki amacımız kliniğimizde epilepsi cerrahisi uygulanan çocukluk çağı ilaca dirençli epilepsi hastalarının demografik veri, ameliyat başarısı, olası cerrahi komplikasyonlar ve ameliyat başarısına etki eden faktörleri araştırmak ve çocukluk çağı epilepsi cerrahisi klinik tecrübemizi paylaşmaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu geriye dönük çalışmaya kliniğimizde 2005–2017 yılları arasında ilaca dirençli epilepsi nedeni ile epilepsi cerrahisi yapılan 85 çocuk hasta dahil edilmiştir. Yaş, cinsiyet, nöbetin başlama yaşı, tarafı, sıklığı, nöbet başlangıcı ile ameliyat arasındaki zaman, epilepsi cerrahisi çeşidi ve histopatoloji değişkenleri ile cerrahi başarının arasındaki ilişki araştırılmıştır. Cerrahi başarı Engel sınıflaması ile ölçeklendirilmiştir. Veriler SPSS 20.0 programı ile analiz edilmiştir.
BULGULAR: Araştırmaya dahi edilen hastalarının 56’sı (%66) erkek, 29’u (%34) kadındır. Nöbet başlama medyan yaşı ikidir (1 gün–15 yıl). Ameliyat zamanındaki medyan yaş 6.2’ dir (3 ay–16 yıl). Nöbet başlangıcı ile cerrahi arasında geçen medyan yıl 3.2’dir (3 ay–15.5 yıl). Medyan takip süresi 5.6 yıldır (3 ay–13.5 yıl). Hastaların üçünde (%3.5) kalıcı motor kayıp gelişmiştir. En yüksek cerrahi başarı rezektif cerrahi yapılan hastalarda izlenmiştir (p<0.01). Ameliyat sonrası cerrahi başarıyı en çok etkileyen faktör nöbet başlama yaşıdır (p<0.05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Epilepsi cerrahisi, doğru seçilmiş çocukluk çağı ilaca dirençli epilepsi hastalarında akılda tutulması gereken güvenli ve etkili tedavi seçeneklerinden biridir.
INTRODUCTION: Epilepsy surgery is one of the treatment options in pediatric patients with drug-resistant epilepsy. Our aim is to share demographic data, surgical outcome, possible surgical complications, and factors that affect surgical outcome in pediatric patients with drug-resistant epilepsy who were operated in our clinic.
METHODS: In this retrospective study, 85 patients who were operated in Acibadem Hospital Pediatric Epilepsy Surgery Clinic between years 2005 and 2017 were included. We investigated the influence of sex, age at seizure onset, side and frequency of seizures, time to surgery, type of epilepsy surgery, and histopathology on pediatric epilepsy surgery outcome. Surgical outcome was assessed by Engel classification system. Statistical analysis was performed with SPSS 20.0 software.
RESULTS: There were 56 male (66%) and 29 female (34%) participants. Median of the age of seizure onset is 2 years (1 day–15 years). Median of age at operation is 6.2 years (3 months–16 years). Median of the duration of seizure until surgery is 3.2 years (3 months–15.5 years). Median follow-up is 5.6 years (3 months–13.5 years). There were permanent motor neurological deficits in 3 patients (3.5%). The best surgical outcome was achieved in patients with resective surgeries (p<0.01). Age at seizure onset was the most important factor that influences surgical outcome in our patients (p<0.05).
DISCUSSION AND CONCLUSION: Epilepsy surgery is one of the safe and effective treatment options in pediatric patients with drug-resistant epilepsy.

CASE REPORT
7.Super Refractory Status Epilepticus in Neuropsychiatric Systemic Lupus Erythematosus: A Rare Case
Mehmet Fatih Göl, Mehmet Fatih Yetkin, Elif Gülşen Köse, Füsun Ferda Erdoğan
doi: 10.14744/epilepsi.2018.09821  Pages 35 - 39
Sistemik lupus eritematozus (SLE) yaygın organ tutulumu ile giden, otoimmün bir hastalıktır. Merkezi sinir sistemi tutulumuna nöropsikiyatrik SLE (NP-SLE) adı verilmekte olup, NP-SLE’de %6.7–14.4 arasında epileptik nöbet görülmektedir. NP-SLE hastalarında epilepsinin prognozu oldukça iyidir, genellikle uzun süreli antiepileptik tedaviye ihtiyaç duyulmaz ve hastaların sadece %24’ünde politerapi gerekmektedir. Nöbetlerin yarısından azı fokal başlangıçlı nöbet şeklinde olup, nöropsikiyatrik-SLE de fokal başlangıçlı nöbete sekonder status epileptikus nadir görülmektedir. On yedi yaşında SLE tanısı konulan sağ alt ekstremitede güçsüzlük ile başvuran takiplerinde farkındalığın bozulduğu fokal başlangıçlı nöbet gözlenen, antiepileptik tedaviye rağmen nöbetleri kontrol altına alınamayan hasta, süper refrakter status epileptikusun tedavi yönetimine dikkat çekmek ve nöropsikiyatrik-SLE’ yi gözden geçirmek için sunulmuştur.
Systemic lupus erythematosus (SLE) is an autoimmune disease with extensive organ involvement. Neuropsychiatric-SLE (NP-SLE) includes the involvement of the central nervous system, and has an epileptic seizure rate of 6.7% to 14.4%. The prognosis of epilepsy in NP-SLE patients is fairly good, usually long-term antiepileptic treatment is not needed and only 24% of patients require polytherapy. Less than half of seizures are focal onset seizures and focal onset seizure secondary status epilepticus is rarely seen in NP-SLE. Presently described is the case of a 17-year-old woman with focal onset seizures and impaired awareness with right lower extremity weakness who had been diagnosed with SLE and whose seizures were not controlled despite antiepileptic treatment. This report was presented to draw attention to the management of super refractory status epilepticus and to review neuropsychiatric-SLE.

8.A Case of Frontotemporal Dementia with Epilepsia Partialis Continua Responding to Lacosamide Treatment
Yasemin Dinç, Gönül Çelik Akdağ
doi: 10.14744/epilepsi.2018.30092  Pages 40 - 44
Frontotemporal lob dejenerasyonu sendromlarında nöbetler hem klinik fenotip hem de nöropatolojiye göre heterojen bir grup bozukluğu kapsamaktadır. Her ne kadar frontotemporal lob dejenerasyonu sendromlarında elektroensefalografi anormal olsa da, epileptik nöbetler nadiren rapor edilmiştir. Demans patogenezinin daha iyi anlaşılması, epileptogenezin mekanizmalarına ışık tutabilir ve nöbet tedavisine daha rasyonel yaklaşımları kolaylaştırabilir. Demans sendromlarında nöbetlerin tedavisi halen ampiriktir. Epilepsia parsiyalis kontinua “devamlı olan” bir nöbet tipi olarak 2001 ILAE sınıflamasında yer almaktadır. 2017 ILAE sınıflamasına göre hastamızın nöbeti fokal başlangıçlı, bilincin korunduğu, fokal motor klonik nöbet olarak tanımlanmıştır. Yeni başlayan Epilepsia parsiyalis kontinua progresif hastalığın genelde kötü habercisidir. Ayrıca altta yatan sebebe bakılmaksızın kombine yüksek doz antiepileptiklere yanıt vermemesi Epilepsia parsiyalis kontinuanın kötü prognostik özelliğidir.
Seizures may occur in frontotemporal lobar degeneration syndromes as an element of a heterogeneous group of disorders, according to both clinical phenotype and neuropathology. Although electroencephalography results are abnormal in frontotemporal lobar degeneration syndromes, epileptic seizures are rarely reported. A better understanding of the pathogenesis of dementia may shed light on the mechanisms of epileptogenesis and may facilitate more rational approaches to seizure treatment. The treatment of seizures in dementia syndromes is still empiric. Epilepsia partialis continua (EPC) is included in the 2001 International League Against Epilepsy (ILAE) classification as a continuous type of seizure. According to the 2017 ILAE classification, the present patient’s seizure was defined as a focal onset, preserved consciousness, focal motor, clonic seizure. The onset of epilepsia partialis continua is usually a bad predictor of progressive disease. Furthermore, there is often a failure to respond to combined high dose antiepileptics, regardless of the underlying cause.



Quick Search





 


Copyright © 2019 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale