ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 2  Year: 2020

Epilepsi: 13 (2)
Volume: 13  Issue: 2 - 2007
Hide Abstracts | << Back
1.Epilepsy, Employment and Labour Law
Hikmet Yılmaz, Sezgi Öktem Songu
Pages 60 - 65
AMAÇ: Epilepsi bugün için halk tarafından yeterince bilinmeyen, sosyal kabulü olmayan ve genellikle etiketlenme korkusu (stigmatizasyon) nedeni ile gizlenen bir hastalıktır. Bu stigmatizasyon, epilepsi hastalarının bireysel beceri ve yeteneklerinin gelişmesini olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biridir.
YÖNTEMLER: Bir yandan nöbetler ya da kullanılan ilaçların neden olduğu bazı yan etkiler nedeni
ile eğitim sürecinin aksaması, iş yaşamına hazırlanamama, iş becerisi ve tecrübesinin gelişememesi öte yandan toplumun epilepsi hastalığı hakkındaki olumsuz tutumu bu hastaların iş bulma konusunda ciddi sorunlarla karşılaşmalarına neden olmaktadır. Oysa çalışma ve işe yaradığını hissetme duygusu bu hastalar için yalnýzca bir gelir elde etmelerinin ötesinde onların bireysel ve toplumsal ilişkilerini, mutluluklarını yani yaþam kalitelerini etkileyen bir sosyal gerçekliktir.
BULGULAR: Bu gerçek günümüz dünyasında ve ülkemizde iş hukukunda da karşılığını bulmuş ve son zamanlarda özürlü kriterlerini saðlayan bireylerin iş yaşamına katılım ve katkılarını düzenleyen yeni yaklaşımlar geliþmesine neden olmuştur.
SONUÇ: Bu yazıda özürlü kriterlerini sağlayan; yani %40 veya daha fazla iş gücü kaybına neden olacak ölçüde nöbet geçiren ya da hastalığın olumsuz etkilerine maruz kalmış olan epilepsi hastalarının iş olanakları ve iş hukukunda bu konu ile ilgili yapılmış olan değişiklikler ve güncel gelişmeler gözden geçirilecektir.
OBJECTIVE: Epilepsy is a disease that is not known very well by the society. It causes partial social isolation and is hidden by the patients because of stigmatization.
METHODS: Seizures themselves and consumed medicine side effects results in difficulties of education, getting ready for work life, improving abilities and work experience. The negative attitude of the society against epilepsy causes epilepsy patients to face significant difficulties in getting jobs. Working is very important for epilepsy patients not only in the aspect of earning their life but also has positive effect on personal and social interactions and also happiness and quality of life.
RESULTS: This reality has been recognised in employment and labour law both in the world and in our country and led to establishment of new concepts in participation of disabled people to work.
CONCLUSION: In this paper employment possibilities of disabled epilepsy patients that have 40% or more work power loss because of seizures are rewieved in the light of current developements and changes of employment and labour law.

2.Assesment of The Effect of Pentylenetetrazole-induced Kindling on Behavior and Emotional Learning in Rats
Füsun Erdoğan, Ayşegül Küçük, Asuman Gölgeli, Narin Liman, Hakan Sağsöz
Pages 66 - 72
AMAÇ: Pentilentetrazol (PTZ)-kindling'in spasiyal öğrenme, hafıza ve davranış değişikliklerine yol açtığı bilinmekle birlikte emosyonel öğrenme üzerine etkileri konusunda bilgiler yetersizdir. Bu çalışmada PTZ-kindling modelinde emosyonel öğrenme, davranış değişiklikleri ve hipokampusun histolojik değişikliklerini değerlendirmeyi amaçladık.
YÖNTEMLER: Deney grubunda 24 adet, kontrol grubunda 10 adet vvistar albino rat kullanıldı. EEG kaydı için kafa kemiklerine elektrotlar yerleştirildi, 1 hafta sonra PTZ-kindling işlemine başlandı. Deney grubuna 38 gün süre ile gün aşırı 35mg/kg PTZ intaperitoneal (ip) ve kontrol grubuna aynı günlerde salin ip enjekte edildi. Enjeksiyondan sonraki yarım saat içinde nöbetler EEG ve video ile kayıt edildi, nöbet skorlaması yapıldı. Kindling işlemi tamamlandıktan 1 gün sonra davranış değişiklikleri açık alan testi ve emosyonel öğrenme yükseltilmiş T-labirent testi ile değerlendirildi. Histolojik incelemede Kluver and Barrera Luxol Fast Blue metodu ile hipokampus değerlendirildi.
BULGULAR: PTZ-kindling sonrası emosyonel öğrenmede herhangi bir etkilenme saptanmazken açık alanda anksiyeteye işaret eden değişiklikler saptandı. Histolojik incelemede hipokampus CA3 bölgesinde nöron kaybı ve CA3 ve CA1 bölgesinde nöron dejenerasyonu saptandı.
SONUÇ: Bu çalışmada PTZ-kindlingin kısa sürede anksiyeteye benzer davranış değişikliklerine yol açarken, emosyonel öğrenmeyi etkilemediği ve bu davranış değişikliklerinin hipokampal nöronal hasar ile ilgili olabileceği saptanmıştır.
OBJECTIVE: Pentylenetetrazol (PTZ)-induced kindling causes changes related with spatial learning, memory and behavior. However knowledge regarding its effects on emotional learning is unsufficient. This study aims to investigate the emotional learning, behavioral changes and the histological changes in the hippocampus using PTZ-kindling model.
METHODS: This study employes 34 vvistar albino rats - 24 for the experimental group and 10 for the control group. PTZ-kindling was initiated one week after the implantation of cortical electrodes. The experimental group received 35mg/kg PTZ intraperitoneally (ip) every other day for 38 days, while control group received ip saline in the same period. EEG and video recordings taken for 30 minutes after injection revealed seizures staged as 0-5. Kindling completed behavioral changes were assessed in the open field test, and emotional learning in the elevated T-maze test. The hippocampus was assessed with the method Kluver and Barrera Luxol Fast Blue.
RESULTS: PTZ-kindling did not affect emotional learning, but caused anxiety. Neuronal loss in the CA3 section and neuronal degeneration in the CA3 and CA1 section of hippocampus were observed.
CONCLUSION: We concluded that PTZ-kindling causes anxiety-like behaviors while not affecting emotional learning which may have resulted from hippocampal neuronal damages.

3.Efficacy of Valproate in Partial Epilepsy and Patient Compliance and Satisfaction with Long Acting Valproate Form
Nerses Bebek, Hacer Bozdemir, Sevim Baybas, Erhan Bilir, Nilgün Araç, Seher Naz Yeni, Ali Akyol, Destina Yalçın, Aytaç Yiğit, Ali Kemal Erdemoğlu, Kezban Arslan, Vedat Sözmen
Pages 73 - 82
AMAÇ: Çok merkezli, çapraz geçişli çalışmanın amacı parsiyel epilepsili hastalarda valproate etkinliğini ve kontrollü salınım formülasyonuyla (valproate-CR) uyumunun değerlendirilmesidir.
YÖNTEMLER: On merkezden 94 hasta çalışmaya katılmış ve %81,9’u çalışmayı tamamlamıştır. Klinik ve demografik özellikler başlangıçta belirtilmiştir, tedavi uyumu ve memnuniyeti, etkinlik ve advers olaylar dört vizitte değerlendirilmiştir. Nöbet sıklığı, advers olayların insidansi, tedavi uyumu ve hasta memnuniyeti, valproate-CR’a geçiþi takiben tüm ölçümlerdeki anlamlı iyileşme ile iki tedavi süresi arasında anlamlı olarak fark mevcuttu.
BULGULAR: İlk vizitte hastaların %30,5’inde ve beşinci vizitte %62,5’inde ya nöbet olmadı ya da nöbetler seyrekleşti (p<0.001). Advers olaylar ikinci vizitte 35 (37.6%) iken, beşinci vizitte 19 (25%) hastada gözlenmiştir. Tedavi uyumu ikinci vizitte %82,2 idi ve beşinci vizitte uzun etkili valproat forma geçişten sonra oran %97,4’e yükselmiştir. (p=0.001).Çalışmanın sonunda hastaların %84,9’u tedaviden memnundu ve hastaların %74,4’ü iyileşmişti.
SONUÇ: Sonuç olarak valproate-CR kullanımı yan etkilerin insidansının düşüklüğü, hasta uyumu ve memnuniyetindeki iyileşme ile ilişkilidir.
OBJECTIVE: The aims of this multi-centre cross-over study were to evaluate the efficacy of valproate in patients with partial epilepsy and compliance with the controlled-release formulation (valproate-CR).
METHODS: Ninety-four patients were included in ten centres and 81.9% completed the study. Clinical and demographic features were assessed at baseline, treatment compliance and satisfaction, efficacy and adverse events were evaluated at four visits. Seizure frequency, incidence of adverse events, treatment compliance and patient satisfaction differed significantly between the two treatment periods, with significant improvements in all measures following the switch to valproate-CR.
RESULTS: At first visit, 30.5% of patients were either seizure free or experienced rare seizures and were 62.5% at the fifth visit (p<0.001). Adverse events were observed in 35 (37.6%) at the second visit, while this number was 19 patients (25%) at the fifth visit. Treatment compliance was 82.2% at the second visit and this ratio increased to 97.4% at the fifth visit after the transition to long acting valproate form (p=0.001). At study-end, 84.9% of patients were satisfied with the treatment and 74.4% of patients were highly improved.
CONCLUSION: In conclusion, use of valproate-CR was associated with a lower incidence of side-effects and improved patient compliance and satisfaction.

4.The Follow Up and Treatment of Epileptic Women During Pregnancy
Gülnihal Kutlu, Yasemin Biçer Gömceli, Tolga Sönmez, Fatma Sanıvar, Levent E İnan
Pages 83 - 86
AMAÇ: Çalışmaya hastanemiz epilepsi bölümünde takip edilen otuz gebe hasta alındı.
YÖNTEMLER: Onbir (%40) hasta, bize gebelik planladığını bildirdi ve bu olgulara folate tedavisi başlandı. Diğer olgulara ise gebelik sırasında ilk değerlendirmelerinde replasman tedavisi verildi. Gebelik öncesinde sodyum valproat kullanan dört hastanın tedavisi lamotrijin olarak değiştirildi, gebe kaldıkları gerekçesi ile tedavilerini kesen üç hastanın ilaçları tekrar başlandı ve gebelik sırasında nöbetleri olduğundan beş hastanın ilaç dozu artırıldı.
BULGULAR: Yirmialtı (%86.7) hasta sağlıklı bebek dünyaya getirirken, üç olguda spontan abortus ve bir olguda ektopik gebelik görüldü.
SONUÇ: Gebelik sırasında on üç olgunun nöbeti mevcuttu.
OBJECTIVE: Thirty pregnant women who were following up in our department were discussed in this study.
METHODS: Eleven (40%) patients were evaluated preconception period and folate treatment was begun. This replacement treatment was started to the other patients immediately in the first evaluation during pregnancy. The treatment of four patients, who was used valproate before pregnancy, was changed to lamotrigine, the treatment of three patients, who was stopped treatment because of pregnancy, was restarted, and the dosage of drugs was increased in five patients since they had seizures.
RESULTS: Twenty-six (86.7%) women had healthy children, three cases had stillbirth and ectopic pregnancy was determined in the remaining patient.
CONCLUSION: Thirteen women had seizure during pregnancy.


5.Levetiracetam Add on Treatment in Refractory Epilepsy
Gülnihal Kutlu, Yasemin Biçer Gömceli, Fatma Sanıvar, Leyla Çavdar, Levent E. İnan
Pages 87 - 90
AMAÇ: Levetirasetam (LEV) yeni bir antiepileptik ilaçtır. Yapılan çalışmalara göre geniş spektrumla birlikte emniyet sınırı geniş bir ajandır. Burada LEV'in ek tedavi olarak verildiği dirençli epilepsi hastaları incelenmiş ve sonuçlar bildirilmiştir.
YÖNTEMLER: Epilepsi ünitemizde takipli, LEV tedavisi alan 66 dirençli epilepsi hastası retrospektif olarak değerlendirildi.
BULGULAR: Yaş aralığı 16-74 tü. Olguların 23'ü (%34.9) kadın ve 43'ü (%65.1) erkekti. LEV ile tedavi süresi 15.5 ay iken, doz aralığı 1000-3000 mg/gün idi. Dirençli epilepsisi olan 66 olgu değerlendirildiğinde 28'i (%42.4) nöbetsiz, 8'inde (%12.1) nöbet sıklığında %75-99 arasında azalma, 7'sinde (%10.6) %50-74 azalma, 8'inde (%12.1) %49'un altında azalma izlendi. Ayrıca 8 olgunun (%12.1) nöbet sıklığı değişmedi ve 4 olgunun ise (%6.1) nöbet sıklığında artış oldu.. Bu olguların ikisinde başlangıçta 50 ve 54 gün süreyle tam nöbetsizlikten sonra nöbetlerin eski sıklığında sürdüğü izlendi. Üç olguda ise nöbet sıklığı değerlendirilemedi. On iki (%18.2) hastada LEV tedavisi başladıktan sonra yan etki gelişti (Sedasyon, ajitasyon, allerjik reaksiyon, nöbet sıklığında artış). Bu olguların yedisinde (%10.6) olguda LEV tedavisi sonlandırıldı.
SONUÇ: LEV dirençli epilepsisi olan hastalarda iyi tolere edilebilen, güvenli ve etkin bir tedavi alternatifi gibi görünmektedir. Ancak daha uzun sürece dayanan klinik gözlemleri de kapsayan çalışmalara ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Nöbet sıklığında artış olabileceği de akılda tutulmalıdır.
OBJECTIVE: Levetiracetam (LEV) is a novel antiepileptic drug. According to the previous studies, LEV is a broad spectrum antiepileptic agent with a wide margin of safety. In this study, patients with epilepsy, who were receiving LEV as add on treatment, were evaluated and the results were reported.
METHODS: Sixty-six patients with refractory epilepsy, who were receiving LEV as add on treatment in our epilepsy department, were evaluated retrospectively.
RESULTS: Age range was 16-74. Twenty three (34.9%) of them were female and the remaining 43 (65.1%) of them were male. The mean follow up duration of patient was 15.5 month, while dosage was between 1000-3000 mg/day. In the evaluation of 66 patients with refractory epilepsy, 28 (42.4%) of them were seizure free, 8 (12.1%) of them had reduction of seizure frequency between 75-99%, 7 (10.6%) of them had decrease in seizure frequency between 50-74%, 8 (12.1%) had ceasing of them at least 49%. In addition to these findings, 8 (12.1%) patients had no change in seizure frequency and four (6.1%) patients had aggrevation of seizures. In these cases,two of them had seizure free at the first 50 and 54 days of treatment and then seizure was continued just like prior to LEV treatment. Seizure frequency of three patients could not been evaluated. Twelve (18.2%) patients had side effects in relation to LEV (sedation, agitation, allergic reactions, seizure aggrevation). LEV treatment was discontinued among seven (10.6%) of them.
CONCLUSION: LEV was well tolerated, safety and effective alternative treatment in patients with refractory epilepsy. However, further studies including long term of LEV treatment were necessary. Seizure aggrevation during LEV treatment should be kept in mind.

6.Look Over The Pathogenesis in Two Cases With Hot Water Epilepsy
Özlem Bizpınar Munis, Neşe Subutay Öztekin, M. Fevzi Öztekin
Pages 91 - 93
AMAÇ: Sıcak su epilepsisi; sıcak su ile banyo yapmanın neden olduğu nadir bir refleks epilepsi tipidir.
YÖNTEMLER: Biz burada banyoda sıcak suyun tetiklediği, sıcak su epilepsili 15 yaşında bir bayan ve 24 yaşında bir erkek hasta sunduk.
BULGULAR: Fizyopatolojisi tam bir netlik kazanmamış olmakla birlikte, serebral termoregülasyon değişikliklerini belirleyen genetik faktörlerin tutulumu patogenezinde etkili olmuş olabilir. Nöbetin tetiklenmesinde kompleks taktil uyaranlar, kutanöz stimülasyon üzerine eklenen etkisiyle suyun sıcaklığı da dahil olmak üzere, en önemli rolü oynamaktadır.
SONUÇ: Bunların dışında genetik temele eklenen çevresel etkenler de patogenezde söz konusudur.
OBJECTIVE: Hot water epilepsy (HWE) is a rare form of reflex epilepsy caused by bathing with hot water.
METHODS: We describe two cases of bathing epilepsy: a 15 year-old female and a 24 year-old male with spells triggered by hot water.
RESULTS: Its physiopathology remains unknown but genetic factors that determine an alteration in cerebral thermoregulation seem to be involved. Complex tactile stimuli might play the most relevant role on seizure triggering, as well as water temperature with an additive effect over cutaneous
stimulation.
CONCLUSION: Some may have a genetic basis with added environmental influence.

7.Myoclonus-dystonia Syndrome: A Case Report
Zeliha Matur, Nerses Bebek, Candan Gürses, Betül Baykan, Ayşen Gökyiğit
Pages 94 - 96
Esansiyel miyoklonus nadir görülen, sıklıkla kalıtsal olmakla birlikte sporadik olarak da ortaya çıkabilen, iyi seyirli bir hastalıktır. Kollarda ve boyunda baskın, kendiliğinden ve çoğunlukla aksiyonla ortaya çıkan miyoklonilerin tek nörolojik bozukluk olduğu bu tabloda bazen miyoklonilere distonik bileşen eşlik edebilir.
BULGULAR: Bu yazıda, yakınmaları 1,5 yaşında başlayan, 18 yaşından beri takip edilen, esansiyel miyoklonik distoni tanısı,
SONUÇ: uzun süreli izlem ve ayrıntılı elektrofizyolojik incelemeler sonucunda ancak 38 yaşında konulan, 45 yaşındaki bir kadın hasta sunulmuştur.
OBJECTIVE: Essential myoclonus is a rare and benign, frequently hereditary disorder although it may appear sporadically.
METHODS: In this clinical picture, myoclonus is the only neurological sign, meanwhile a distonic component may accompany. Myoclonus affecting predominantly the arms and neck, occurs spontaneously or with action.
RESULTS: In this study a 45 year-old woman diagnosed as essential myoclonic dystonia was presented.
CONCLUSION: Her complaints had started when she was 1,5 years old, and the diagnosis was made when
she was 38 years old after long term follow-up and detailed electrophysiological examinations.

8.Treatment of Status Epilepticus in Adults: Guidelines of the Italian League Against Epilepsy
Fabio Miniccuci, Giancarlo Muscas, Emilio Perucca, Giuseppe Capovılla, Federico Vigevano, Paolo Tinuper
Pages 97 - 105
Status epileptikus (SE) belirgin morbidite ve mortaliteye neden olabilen ve hızlı tanı ve tedavi gerektiren medikal acil bir durumdur. SE elektro - klinik bulgulara dayalı olarak jenaralize ve parsiyel SE olarak tanımlanmaktadır.İtalyan Epilepsi Ligi Kılavuzu ayrıca SE'nin 3 farklı evresini (başlangıç, ilerlemiş, refrakter) durumun gelişmesinden itibaren geçen süre ve verilen ilaçlara karşı yanıt duruma dayalı olarak tanımlamıştır. Tedavi özellikle jeneralize konvulsif SE' da olabildiğince hızlı başlamalı ve genel destek önlemleri, epileptik aktiviteyi baskılayan ilaçlar ve mümkünse altta yatan durumun düzeltilmesini hedefleyen yaklaşımları içermelidir. Benzodiazepinler ilk seçenek antiepileptik ilaçlardır ve i.v lorezapam, daha düşük erken relaps riski nedeniyle genel olarak tercih edilir. Eğer benzodiazepinler nöbetin kontrolünde başarısız olursa, genellikle i.v. fenitoin endikedir ama i.v fenorbital veya i.v valproat da göz önünde tutulabilir. Retrakter SE, uygun izlem ve respiratuvar, metabolik ve hemodinamik fonksiyonların desteklenmesi ve serebral elektriksel aktivitenin izlenmesi için yoğun bakım ünitesine (YBÜ) başvuru gerektirebilir.Retrakter SE'da, genel anestezi gerekebilir. Risk ve yararlar dikkatle değerlendirildikten sonra propofol ve tiopental bu durumda ilk seçenek ajanlardır.
Status epilepticus (SE) is a medical emergency which can lead to significant morbidity and mortality and requires prompt diagnosis and treatment. SE is differentiated into generalized or partial SE on the basis of its electro-clinical manifestations. The guidelines for the management of SE produced by the Italian League against Epilepsy also distinguish three different stages of SE (initial, established and refractory), based on time elapsed since the onset of the condition and responsiveness to previously administered drugs. Treatment should be started as soon as possible, particularly in generalized convulsive SE, and should include general support measures, drugs to suppress epileptic activity and, whenever possible, treatments aimed at relieving the underlying (causative) condition. Benzodiazepines are the first line antiepileptic agents, and i.v. lorazepam is generally preferred because it is associated with a lower risk of early relapses. If benzodiazepines fail to control seizures, i.v. phenytoin is usually indicated, though i.v. phenobarbital or i.v. valproate may also be considered. Refractory SE requires admission to an intensive care unit (ICU) to allow adequate monitoring and support of respiratory, metabolic and hemodynamic functions and cerebral electrical activity.In refractory SE, general anesthesia may be required. Propofol and thiopental represent
first line agents in this setting, after careful assessment of potential risks and benefits.



Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale