ISSN 1300-7157 Main Page | Contact      

Volume : 26  Issue : 1  Year: 2020

Epilepsi: 1 (1)
Volume: 1  Issue: 1 - 1995
Hide Abstracts | << Back
1.MRI STUDIES IN EPILEPSY
Jerome ENGEL
Pages 5 - 9
Nörolojide görüntüleme yöntemlerindeki büyük ilerlemeler son yıllarda epilepsi tanısında devrim yaratmıştır. Her ne kadar EEG temel tanı gereci olma özeliğini, PET ve SPECT gibi fonksiyonel görüntüleme yöntemleri önemli ama sınırlı yararlarını korusalar da MRI ile yapılan strüktürel görüntüleme birçok merkezde giderek daha kolay uygulanabilir olmakta ve önemi artmaktadır. Yeni yüksek rezolusyonlu tarayıcılar kolaylıkla hipokampal skleroz veya fokal yerleşimli displastik dokular gibi cerrahi rezeksiyona uygun semptomatik epilepsinin en sık rastlanan patolojik yapılarını kolaylıkla tanımlayabilirler. Bu gelişmeler rutin epilepsi tanısının giderek daha doğru konmasını ve daha az masraflı olmasını sağlamaktadır. Ancak bu durum cerrahi öncesi hazırlıkların çok pahalı olması nedeniyle kullanımı kısıtlı olan epilepsi cerrahisi için kısmen geçerlidir.
Major advances in neuroimaging have revolutionized the diagnosis of epilepsy in recent years. Although EEG remains an essential diagnostic tool in this disorder and functional imaging techniques such us PET and SPECT continue to have limited, although important, applications, structural imaging with MRI is becoming increasingly accessible and important in most major centers. New high resolution scanners easily identify most common pathological substrates of symptomatic epilepsy, including hippocampal sclerosis and subtle localized areas of dysplastic tissue that are often amenable to surgical resection. With minor, relatively inexpensive modifications, functional MR might also become feasible for clinical evaluation of patients with epilepsy. These developments promise to make routine epilepsy diagnosis more accurate and, in some ways, more cost-effective. This is particularly true for surgical treatment of epilepsy, which has been greatly underutilized, in part due to the expense of pre-surgical evaluation.

2.COGNITIVE EFFECTS OF SUB-CLINICAL EEG DISCHARGES: AN INDICATION FOR TREATMENT
C D BİNNİE
Pages 10 - 11
Epileptik hastalarda video-EEG çekimi ile senkron olarak yapılan nöropsikolojik değerlendirmelerde özellikle sürekli dikkatin gerektirdiği bazı testlerde klinik nöbetin eşlik etmediği bazı subklinik EEG deşarjlarına bağlı olarak geçici bilişsel bozulmalar saptanmıştır. Bunların epileptik çocuğun günlük psikososyal performansındaki etkileri tümüyle bilinmese de, anti-epileptik tedavi ile bu deşarjların bastırılmasının nöropsikolojik tabloda genel bir iyilik yaratması beklenir. Bu iyiliklerin neler olduğu ve hangi hastalarda ne tip bir ilaç uygulamasının gerektiğini saptamak için daha fazla çalışma yapılmasına gerek vardır.
Under conditions of intensive EEG monitoring during a continuous performance test, it was shown that transient cognitive impairment occurs in association with subclinical EEG discharges in the epileptic patients. Though the cumulative effect of such impairment on the overall cognitive function is still uncertain, it seems likely to improve cognition in some epileptic patients with subclinical EEG discharges by administering anti-epileptic drugs. Further studies are needed to ascertain the beneficial effects of medication in epileptic patients without clinical seizures but subclinical EEG discharges.

3.FRONTAL LOBE EPILEPSY
Çiğdem ÖZKARA
Pages 12 - 16
Frontal lob epilepsisi (FLE) giderek daha iyi tanımlanmaya başlanan semptomları ve nöbet paternleri ile araştırmaların yoğunlaştığı bir konudur. Bu derlemede frontal lobun özellikleri, nöbetlerin klinik semiyolojisi, tanı ve tedavi seçenekleri gözden geçirilmiştir.
Frontal lob epilepsy is gaining increasing interest day by day due to its clinical symptoms and seizure patterns; and research studies are carried on intensively. In this article the characteristics of frontal seizures with diagnostic and therapeutic implications are reviewed.

4.SPECT IN EXTRATEMPORAL PARTIAL EPILEPSY
Ahmet ÇALIŞKAN, Ayşe MUDUN, Ayşen GÖKYİĞİT, Betül BAYKAN-KURT, Seher ÜNAL, Sema CANTEZ
Pages 17 - 22
Önceki çalışmalarda SPECT çoğunlukla tedaviye dirençli, epilepsi cerrahisi açısından değerlendirilen temporal lob epilepsisi olgularında kullanılmıştır. Temporal lob dışı parsiyel epilepside ise kısıtlı sayıda SPECT çalışması bulunmaktadır. Bu çalışmada temporal lob dışı odaklardan kaynaklanan parsiyel epilepsisi olan 12 olgunun (8 frontal, 3 oksipital ve l parietal lob epilepsisi) Tc99m-HMPAO ile interiktal dönemde yapılan inceleme sonuçları; klinik, yüzeyel EEG ve MRG bulguları ile karşılaştırılmıştır. SPECT'teki hipoperfüzyon bölgesi ile klinik planda nöbetleri tetiklediği düşünülen korteks alanı arasında uyum oranı yüksek bulunmuştur (10/12), ancak bu gruptan 5 olguda hipoperfüzyon birden çok bölgede görülmüş, 3 olguda ise oldukça geniş bir alana ve özellikle de temporal bölgeye yaydım göstermiştir.Yüzeyel EEG ile odak gösterilebilen 6 olgunun 4 tanesinde, SPECT'te odakla uyumlu bölgede hipoperfüzyon dikkati çekmiştir, 2 olguda ise EEG'deki odakla ilişkisiz bir alan patolojik bulunmuştur. MRG ile fokal lezyon saptanan 7 olgunun birinde SPECT normal bulunmuş, 4 olguda uyumlu bölgede hipoperfüzyona rastlanmış, 2 olguda ise başka bölgeler patolojik kabul edilmiştir. Olgu sayımız henüz az olmakla birlikte; temporal dışı parsiyel epilepside interiktal SPECT incelemesinin yüksek oranda lokal hipoperfüzyon gösterdiği, diğer yöntemlerle bir ölçüde uyumlu bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlar; doğrudan SPECT'e dayanak odak saptamanın, temporal lob epilepsisine benzer şekilde temporal dışı parsiyel epilepside de mümkün olmadığını, ancak bazı olgularda diğer yöntemleri tamamlayıcı bir teknik olarak SPECT'in kullanılabileceğini düşündürmüştür.
In previous studies, SPECT has been employed mainly in patients with refractory temporal lobe epilepsy, considered far epilepsy surgery. There is limited data in extratemporal partial epilepsy. In the present study 12 epileptic patients with partial seizures originating from extratemporal foci (8 frontal, 3 occipital and 1 with parietal lobe focus) underwent SPECT investigations with Tc99m-HMPAO and the results were compared with clinical, surface EEG and MRI data. The concordance between the region of hypoperfusion in SPECT and the area of cortex, presumed clinically to trigger seizures, was found to be high (10/12), but 5 of them displayed multifocal reductions in rCBF. In 3 other patients the hypoperfused region was far more extensive, spreading mainly to the temporal lobe. Of the 6 patients with a demonstrable focus in surface EEG, 4 had hypoperfusion corresponding to the focus, but in 2 local hypoperfusion was observed in an entirely different area. In 7 cases MR imaging demonstrated focal lesions. SPECT showed local hypoperfusion compatible with the MRI lesion in 4 of these cases, whereas in 2 cases the abnormalities in MRI and SPECT were in different areas. In one case with abnormal MRI, SPECT scanning was considered normal. Despite our small sample size, we conclude that, in extratemporal epilepsy interictal SPECT showed a high rate of local hypoperfusion, which was to some extent compatible with the results of other investigations, and like in temporal lobe epilepsy, localization of the epileptic focus solely depending on SPECT was not possible. But SPECT can be used as a complementary technique in some cases.

5.SEIZURES RELATED TO CEREBROVASCULAR DISEASES
Çiğdem ÖZKARA, Hayriye KÜÇÜKOĞLU, Hülya DEMİR, Nil YILMAZ, Sevim BAYBAŞ
Pages 23 - 27
Bu çalışmada serebrovasküler hastalık (SVH) nedeniyle kliniğimize yatan hastalarda epilepsi nöbeti sıklığı, bu sıklığın lezyonun iskemik veya hemorajik oluşuna göre dağılımı, iskemik olaylarda etyolojinin trombotik veya embolik olmasının etkileri ve epilepsi nöbetlerinin ortaya çıkış zamanı ile inme arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bir yıllık süre içinde SVH nedeniyle başvuran hastalardan nöbet geçiren 34 hasta çalışmaya alınmıştır.BT veya MRI ile 26 hastada infarkt, 8 hastada hematom saptanmış, ileri incelemelerle 4 hastada embolik, 18 hastada trombotik kaynak belirlenmiştir. Lezyonlar 14 hastada kortikal (% 56), 6 hastada subkortikal (% 24), 4 hastada kortikosubkortikal (% 16) ve l hastada multipl lakun şeklinde sınıflandırılmış, nöbetler inme ile zamansal ilişkilerine göre haberci, erken ve geç olarak ayrılmıştır, iki hastada haberci, 15 hastada erken ve 8 hastada geç nöbetler gözlenmiştir. Yedi erken ve l geç nöbetli hasta statusla gelmiş olup bunlarda lezyonların kortikal yerleşimli olduğu dikkat çekmiştir. Çalışmanın sonuçları subkortikal lezyonların da nöbete yol açabileceği, trombotik kaynaklı SVH'larda daha çok nöbet görüldüğü, hematomların özellikle lober yerleşimlilerinde riskin fazla olduğunu göstermektedir. Ayrıca inmeye bağlı nöbetlerin kolay kontrol altına alınabildiği de gözlenmiştir .
We evaluated a group of patients with seizures due to Cerebrovascular diseases (CVD) to detect the relation of the nature and the localization of the lesion to the seizure type and onset. Patients were selected among inpatients admitted to hospital either with stroke or seizures. Thirty-four patients were involved in the study during one year. Mean age was 63.7+15.7.CT scan or MRI showed ischaemic lesions in 26 and haemorrhagic in 8 patients. Four cases were identified as embolic, 18 were thrombotic. Lesions were cortical in 14 (56 %), subcortical in 6 (24 %), cortico-subcortical in 4 (16 %) and multiple lacunes were present in 1 patient. The seizures were distinguished as heralding, early and late according to their onset. Two (8 %) had heralding, 15 (60 %) had early and 8 patients (32 %) had late seizures. Seven patients with early and 1 with late seizures presented with status. Patients of the, study revealed no significant relationship between the nature of the stroke and onset of seizures. Seizures were associated with subcortically localized lesions as well as cortical ones and were more frequent in patients with thrombotic versus embolic events. Hematomas were more indicative for seizures and epileptic status was common with cortically localized lesions. Seizures after stroke were easily controlled.

6.EFFECT MENTAL TASKING ON EEG RECORDING OF THE PATIENTS WITH COMPLEX PARTIAL AND SECONDARY GENERALIZED SEIZURES
Dilek ATAKLI, Dursun KIRBAŞ, Lütfü HANOĞLU, Nalan SOLAKOĞLU, Nazan KARAGÖZ, Sevim BAYBAŞ
Pages 28 - 31
Bu çalışmada, kompleks parsiyel (KP) ve sekonder jeneralize (SJ) tipte nöbetleri olan toplam 16 epilepsili hastanın istirahat halinde ve sağ ve sol hemisfere ait işlevleri aktive eden bir nöropsikometrik test bataryası uygulanırken elektroansefalografi (EEG) kayıtları alındı. 13 hastada her iki kayıt arasında bir fark izlenmezken, 3 hastada kognitif işlevler esnasında EEG değişiklikleri izlendi. Bu üç hastanın 1'inde epilepti-form aktivitede artış izlenirken 2'sinde EEG anomalisinde düzelme saptandı. EEG değişikliği saptanan her üç hastada da değişiklik nöbetin kaynaklandığı düşünülen ve kognitif bozulmanın da saptandığı hemisferi aktive eden test prosedürü esnasında ortaya çıktı. EEG değişikliği izlenmeyen 13 hastada istirahat EEG kayıtlarında patoloji saptanmazken, değişiklik saptanan her üç hastanın istirahat EEG'leri de patolojikti. Sonuç olarak, yoğun ve sürekli EEG anomalisi gösteren olgularda epileptik aktivitenin ortaya çıktığı hemisferle ilgili kognitif işlevler esnasında EEG'deki patolojik faaliyetin baskılanması ya da aktive olması mümkün görünmektedir.
In this study, electroencephalographic (EEG) recordings of sixteen epileptic patients with complex partial and secondary generalized seizures were obtained, first at rest and then during a neuropsychometric test battery which activates the functions of right and left hemisphere. No difference was seen between the two EEG recordings in 13 patients, whereas in 3 patients there were some changes in EEG recordings during the cognitive functions. In one patient's EEG, epileptiform activity increased, and some improvement was observed in the other two. In each of the three cases, the EEG changes were noted during the test procedure activating the cerebral hemisphere where the seizures were thought to originate and where cognitive impairment was also observed. The resting EEG recordings of thirteen patients with no EEG changes during testing were normal whereas the resting EEG in all of the three cases with EEG changes were abnormal. In conclusion, it seems possible that the pathological EEG findings may be inhibited or activated during the cognitive functions related with the hemisphere displaying epileptic activity in cases with massive and continuous EEG abnormalities.

7.THE EFFECT OF PIRACETAM ON THE AMYGDALOID KINDLING SEIZURES IN THE CAT
Esat EŞKAZAN, Saadet Tekinşen ASLAN, Ümit SAYIN
Pages 32 - 34
Bu çalışmada pirasetamın kindling epilepsi nöbetlerinin oluşma sürecine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada 2300-4000 gr ağırlığında her iki cinsten seçilmiş genç erişkin kediler kullanıldı. Kedilerde pentobarbital anestezisi altında steriotaksik olarak iki taraflı, lateral amigdaloid nükleuslara bipolar kaydedici ve stimülasyon elektrotları ile somatomotor ve vizüel kortekslere uygun kaydedici elektrotlar yerleştirildi. Ameliyattan 7, 10 günlük bir derlenme dönemi geçtikten sonra, 3'ü kontrol, 3'ü pirasetam uygulanan kedilere her gün belli saatte ve aynı amigdaloid nükleusa, Wada ve Seto'nun tanımladığı yönteme göre stimülasyon yapıldı. Kedilerin stimülasyon öncesi ve sonrası poligrafik kayıtları alındı ve davranışları izlendi. Pirasetam uygulanan kedilere drog 200 mg/kg/günde i.p. verildikten 1.5 saat sonra amigdaloid stimülasyon yapıldı. Stimülasyonlara devam sırasında ortaya çıkan epileptik gösteriler, uyarıyla aynı yüz yarısındaki klonilerden jeneralize tonik-klonik nöbete kadar 6 basamakta gelişen bir derecelendirme ile değerlendirildi. Her iki grupta nöbetin zamandaki gelişme hızında, şiddetinde ve bioelektriksel gösterilerde anlamlı bir fark saptanamadı ve 6. basamağa, bütün hayvanlarda IS-38 stimülasyon sonunda ulaşıldı.
In this research, the effect of piracetam on the development of kindling seizures has been studied. In the experiment group adult cats of both sexes weighing about 2300-400 gr, were used. Under the phentobarbitone anesthesia bilateral recording and stimulating electrodes into the amygdaloid nuclei and proper recording electrodes into the somatomotor and visual cortexes were stereotaxically implanted in those cats. After a period of recovery for postoperative 7-10 days the cats, three of which were used as the control and the three of which were used as the piracetam group, were stimulated according 1.O the method described by Wada and Sado at definite daytimes and at the same amygdaloid nucleus. Before and after the stimulation, the poligraphic EEC's of the cats were recorded and the behaviours were observed. In the piracetam group, 1.5 hrs after the administration of pirasetam (200 mg/kg/day) amygdaloid stimulation was committed. Epileptic manifestations observed during the stimulations were classified into the stages differing from the clonus of the ipsilateral face muscles to generalized tonic clonic convulsions. There were no differences in the development and the intensity of the seizures and the bioelectrical parameters in these two groups and in all animals the 6th stage was achieved after 13-38 stimulations.

8.A CASE OF INFANTILE NEUROXANAL DYSTROPHY WITH BREATHHOLDING SPELLS
Aydın SAV, Aysın DERVENT, Barış KORKMAZ, Cengiz YALÇINKAYA, Göksel SOMAY, Özlem KURTKAYA
Pages 35 - 37
Bu çalışmada 2 yaşında bir erkek İnfantil nöroaksonal distrofi (INAD) olgusunun klinik ve laboratuvar özellikleri sunulmuştur. INAD, erken çocukluk döneminde başlayan ilerleyici karakterde, psikomotor gerileme ile seyreden, alt motor nöronu da tutarak ağır hipotoniye yol açan bir hastalıktır. EEG'de saptanan hızlı ritmler çok ender görülen bu hastalıkta kuşkulandırıcı bir belirti olmakla birlikte, kesin tanı biyopsiyle olmaktadır.
In this study a case of infantile neuroaxonal dystrophy (INAD) accompanied by breathholding spells with its characteristic clinical and laboratory features are presented. INAD is a progressive disorder of early infancy which causes motor and mental deterioration as well as it gives rise to profound hypotonia effecting the anterior motor horn cells. While the fast rhythms seen in the EEG may well alert the physician to suspect the diagnosis, biopsy is necessary for the definitive diagnosis.

9.EPILEPSY ACCORDING TO THE CHRISTIAN, JEWISH AND ISLAMIC RELIGIONS: AN OVERVIEW
Anna Vanzan PALADIN
Pages 38 - 41
Epilepsi konusunda eğilimlerimizi, ön yargılarımızı ve sterotipilerimizi şekillendirmede toplumsal inanışlar ve dini yorumlar çok önemli rol oynarlar. Bu yazıda üç büyük din olan Hıristiyan, Yahudi ve İslam dinlerinin epilepsiye yaklaşımı ve hastalıkla ilgili kavramları nasıl belirledikleri açıklanmıştır. Sonuç olarak, bu yazıda dini geleneklerin epilepsi kavramını sorgularken daima doğal fenomenolojiden, fizik ötesi dünyaya kaydığı gerçeği vurgulanmıştır. Epilepsi hiçbir zaman sıradan bir hastalık gibi ele alınmamış, aksine dinlerin doğaüstü kültürel, filozofik ve antropolojik temellerine göre değişen kötü veya iyi ruhların varlığı ile nedenleri belirlenen bir durum olmuştur. Ancak, hala epilepsi konusunda bilimsel veriler ve sterotipiler arasında bir netlik oluşamadığı açıktır.
Popular beliefs and magic religious interpretations have been crucial in shaping our attitudes, prejudices and stereotypes about epilepsy. This paper identifies the way in which the Christian, Jewish and Islamic religions have approached epilepsy and outlines the concepts about this disease within these three main religions of the Western world. In conclusion, the paper stresses the fact that in the religious traditions examined the notion of epilepsy has always shifted from natural phenomenology to the transcendental world. Epilepsy has never been considered an ordinary sickness, but rather, a condition determined by the presence of supernatural causes; whether these causes were of demoniac or celestial origin depends on the cultural, philosophical and anthropological basis of each religion. However, it is clear that there is still confusion between scientific data and stereotypes regarding epilepsy.

10.EPILEPSY AND PUBLIC HEALTH
Baki ARPACI
Pages 42 - 44
Bu yazıda, ülkemizde epilepsinin halk sağlığı ve epidemiyoloji açısından önemi, ekonomik boyutları ve korunma önlemleri, yarattığı toplumsal sorunlar ve servis organizasyonu konusundaki düşünceler ve görüşler aktarılmıştır.
In this article the importance of epilepsy for Turkey from the point of view of public health, its economical and social aspects and epidemiological considerations are discussed and recommendations for the organization of services are stated.



Quick Search





 


Copyright © 2020 All rights of this site belong to the Turkish Epilepsy Association .
 
LookUs & Online Makale